Genelde hukukçuların izleyip yorumladığı bu filmi, bir hukukçu olmasamda izledim ve kelimeler döndükçe yorumluyorum. Çok güzel bir filmdi. James Stewart'ın oyunculuğu ve İngilizcesi fevkalede güzel. Özellikle konuşurken o mimikler o ses tonu insanı büyülüyor. Diyalog sevmem ama sen hep konuş…devamıGenelde hukukçuların izleyip yorumladığı bu filmi, bir hukukçu olmasamda izledim ve kelimeler döndükçe yorumluyorum. Çok güzel bir filmdi. James Stewart'ın oyunculuğu ve İngilizcesi fevkalede güzel. Özellikle konuşurken o mimikler o ses tonu insanı büyülüyor. Diyalog sevmem ama sen hep konuş Stewart. Bir cinayet davası ve bunun savunulması var. Sıkıcı bir konu usta bir yönetmenle Klasikleşiyor. 10/9
Uzun soluklu bir filmin daha sonuna geldim. Bergman külliyatınının güya son filmi... En azından kendisi son filmi olmasını istediği bir film.. Ve yanlış bilmiyorsam bir-iki film daha çekti. Düşündüm ve dedimki onlarca film çek ve sonra de ki bu benim…devamıUzun soluklu bir filmin daha sonuna geldim. Bergman külliyatınının güya son filmi... En azından kendisi son filmi olmasını istediği bir film.. Ve yanlış bilmiyorsam bir-iki film daha çekti. Düşündüm ve dedimki onlarca film çek ve sonra de ki bu benim son filmim olsun? Neden? Nasıl karar verilebilir buna. Ve bu film 1982 yapımı filmden sonra 25 yıl daha yaşıyor... Neye göre nasıl karar verilir buna anlamıyorum. Herhalde kendisini Moğol İmparatorluğu gibi düşündü bir anda. Geldim, yükseldim. Işte burasıda zirve ve bırakıyorum...
Uzun soluklu filmin ilk bir saati çok yavaştı ve insanı içine almaması da ayrı bir trajedi. 7 puan vermemin en büyük sebeplerinden biride bu... Fanny ve Alexander'a odaklanmıyor film. 1 boyunca Aileyi, o ortamı havayı anlatıyor size. İsveç'i onun ailesini giyimini kuşamını tanıtıyor ve ortada sünepe gibi gezen iki kişi Fanny ve Alexander. Son iki saat ise bu ikisine dönüyor film ve yavaşlık yerini ağırdan alarak huzursuzluğa bırakıyor. Yükselen bir huzursuzluk.. Otobiyografik özellikte taşıyor film. Begmanı bilenler bilir. Kardeşiyle beraber tek oyuncağı ile karakter canlandırması yapar filmde de Fanny ile Alexander yapıyor bunu. Filmde İshak ile İsmail sembolü var bir de en çok ilgimi çeken... İsmail hapsedilmiştir. İshak hür... Diyorum Bergamanın derdi din ile değil, dini kullanan insanlar ile. 10/7
Eva Dahlback dünya sinemasının Godmother'ı olacakmış ama bir salağın peşine düştüğünden olamamış. Susanne rolünde ise çok güzel bir iş başarmış ama yinede ağlak 😂Bergman bu filmde Oblomovvari bir karakter oluşturmak istemiş. Çok az gözüksede olmuş. Bu arada film çok hoşuma…devamıEva Dahlback dünya sinemasının Godmother'ı olacakmış ama bir salağın peşine düştüğünden olamamış. Susanne rolünde ise çok güzel bir iş başarmış ama yinede ağlak 😂Bergman bu filmde Oblomovvari bir karakter oluşturmak istemiş. Çok az gözüksede olmuş.
Bu arada film çok hoşuma gitti severek izledim diyebilirim. Otto adında ki Gunnar ağabeyin bir çırpınış hali beni çok üzdü. O da bir teselli arıyor kendisine. Bu çok büyük bir dramdır işte. 10/8
Jennifer Connelly' i ergen haliyle hiç ciddiye alamadım. 😂😂Yine bir Argento filmi ve yine bir seri katil vakası. Ama bu sefer kahramanlarımız yani olayı çözenler polisler, dedektifler değil sinek ve bir maymun 😂😂çok iyi bir oyunculuk gördüm ikisinden de o…devamıJennifer Connelly' i ergen haliyle hiç ciddiye alamadım. 😂😂Yine bir Argento filmi ve yine bir seri katil vakası. Ama bu sefer kahramanlarımız yani olayı çözenler polisler, dedektifler değil sinek ve bir maymun 😂😂çok iyi bir oyunculuk gördüm ikisinden de o yüzden 4 puan onlara. Ve 2 iki puan da kurguya... 10/6
İzlerken sıkıldığım bir film oldu. 5 sen 3 e kadar düştüm. Biraz daha bakarsam 1 olabilir 😂😂Dünyaca ünlü tablonun oluşum süresini anlatıyor film. Peki neyini beğenmedin? Film samimi ve sıcak gelmedi bana. Sanki bütün oyuncuların kafasına silah dayanmışta ayakta duruyorlar...…devamıİzlerken sıkıldığım bir film oldu. 5 sen 3 e kadar düştüm. Biraz daha bakarsam 1 olabilir 😂😂Dünyaca ünlü tablonun oluşum süresini anlatıyor film. Peki neyini beğenmedin? Film samimi ve sıcak gelmedi bana. Sanki bütün oyuncuların kafasına silah dayanmışta ayakta duruyorlar... Yani laf olsun kase dolsun izleyin öylesine. Soran olursa takır takır anlatırsınız., 10/3
Ah Harvey... Ne kadar tatlı ve naif bir film. İzlerken pamuk gibi oldum 😂😂 gülümsemelerim hiç eksilmedi. James Stewart'ın ise muhteşem oyunculuğu filmi çok güzel taşımış. Aklı başında katil olmaktansa deli iyi niyetli olmak iyidir. Bizim abinin de başı bu…devamıAh Harvey... Ne kadar tatlı ve naif bir film. İzlerken pamuk gibi oldum 😂😂 gülümsemelerim hiç eksilmedi. James Stewart'ın ise muhteşem oyunculuğu filmi çok güzel taşımış. Aklı başında katil olmaktansa deli iyi niyetli olmak iyidir. Bizim abinin de başı bu yüzden dertte... Ama gördünüz mü çevresinde ki herkes öyle mutlu öyle sevecen oluyor ki... Dünyayı sevgi, iyilik kurtarabilir..10/9
Leone külliyatını bitirdim. Bu film bizim Cüneyt Arkın'ın oynadığı Kara Murat filmlerine benzemiş. Ama Leone burada Tanrı motifini ve onların öfkesini çok iyi kullanmış. Mesela Apollon kızıyor deprem oluyor Zeus kızıyor Yıldırım düşüyor... Yani izlerseniz bir şey katmaz bizim Kara…devamıLeone külliyatını bitirdim. Bu film bizim Cüneyt Arkın'ın oynadığı Kara Murat filmlerine benzemiş. Ama Leone burada Tanrı motifini ve onların öfkesini çok iyi kullanmış. Mesela Apollon kızıyor deprem oluyor Zeus kızıyor Yıldırım düşüyor... Yani izlerseniz bir şey katmaz bizim Kara Murat işte. 10/5
Tarkovsky, olmak ya da olmamak. Filmde Shakespeare’den, Dostoyevsky’e, Leanardo (Üç Kralın Tapınışı)’dan Nietzsche’ye birçok sanatçıya gönderme ve onların bakışını irdeleme usulü var. Ruhun arınması ya da Ruhun Yemini demek isterdim filme. Tam olarak bir Arınma ve yemin; yaşanıyor çünkü. Kurban…devamıTarkovsky, olmak ya da olmamak.
Filmde Shakespeare’den, Dostoyevsky’e, Leanardo (Üç Kralın Tapınışı)’dan Nietzsche’ye birçok sanatçıya gönderme ve onların bakışını irdeleme usulü var. Ruhun arınması ya da Ruhun Yemini demek isterdim filme. Tam olarak bir Arınma ve yemin; yaşanıyor çünkü. Kurban ise verilenden çok istenilen bir şey. Feda ediyorum. Neyi? Kendimi. Ya? Özgür olsun. Mutlu olsun. Herkes... Kelimeler diliyorum, onları teslim ediyorum sana. Konuş! Konuş, belkide sen farkına varırsın. Varırsında kurtarır, aydınlatırsın.
Tarkovsky nin son ustalık eseri olan bu film günümüzde sürülerce izlenip ders çıkarılması gereken bir baş yapıt. Her seferinde her izlediğim de sanatıyla, resmiyle, şiirsel söylemleri ve sembolleri ile beni irdelemeye; yaşamı, varlığı, sahip olduğum ne varsa onları bir kez daha ama iyi bir şekilde görmeye itiyor.
Her aktör her sanatçı Tarkovsky sinemasında öyle devleşiyor öyle devleşiyor ki kendisine yeni bir üst kimlik oluşturuyor. Rusyanın en büyük kaybı Tarkovsky gibi bir ustanın kıymetini bilememiş olmasıdır. Zamanında doğdu, sinemayı salladı, zirvesini koydu ve usulca çekildi köşesine. Kendisinden, sinemasından ilham alan insanlar oluştu ama maalesef yarısını bile başaramadılar.
Ulu Tanrım, Göklerdeki Ulu Tanrım, adın mübarek olsun.İnayetin üzerimize olsun.Yalnız senin dediğin olur.Rızkımızı sen verirsin.Bizi kötülüklerden korursun. Cennet senindir. Güç, zafer senindir.Amin. Tanrım, bu korkunç zamanda bizi esirge.Çocuklarımın ölmesine izin verme.Dostlarımı, karımı, Victor’u, seni sevenleri ve sana inananları, kör oldukları için sana inanmayanları da esirge. Seni bir an bile düşünmeyenleri de. Çünkü onlar acının ne olduğunu hiçbir zaman bilmediler. Bu saatte, bütün umutlarını, bütün hayatlarını, bütün geleceklerini kaybettiler. Sana teslim olma fırsatını kaçırdılar.Yürekleri korkuyla dolu olanlar, sonlarının yaklaştığını hissedenler, kendileri için değil, sevdikleri için korkanlar, onları senden, yalnızca senden başka hiçkimse koruyamaz. Çünkü bu en son savaş.Savaşların en korkuncu. Bu savaştan geriye ne yenen ne de yenilen kalacak.Şehirler, kasabalar, ağaçlar, otlar, kuyulardaki sular, göklerdeki kuşlar yok olacak. Sahip olduğum her şeyi sana vereceğim. Çok sevdiğim ailemi vereceğim. Evimi yıkacağım. Küçük Adam’dan vazgeçeceğim. Dilsiz olacağım. Bir daha kimseyle konuşmayacağım. Beni hayata bağlayan her şeyden vazgeçmeye razıyım. Yeter ki sen, her şeyi eskisi gibi yap. Bu sabah ve dün nasılsa öyle yap. Beni hasta eden bu ölümcül hayvani duygudan kurtulmama yardım et. Evet, her şeyim senindir! Tanrım! Bana yardım et! Söz verdiğim her şeyi yapacağım.
Neden her şeyin tam tersini yapıyoruz? Her zaman! Bir erkeği sevmiştim, başkasıyla evlendim. Neden? Sanırım, şimdi anlıyorum. Hiçkimseye bağımlı olmak istemiyoruz. İki insan birbirini sevince eşit sevmiyorlar. Biri daha güçlü diğeri zayıf oluyor. Ve zayıf olanı düşünmeden seviyor. Hesapsızca. Bir rüyadan uyanmış gibiyim. Sanki başka bir hayatı artık geride bıraktım. Nedendir bilmem, her zaman direndim. Bir şeylerle savaştım. Kendimi savundum. Sanki içimde başka bir ben vardı. Bana, “Kendini bırakma.” diyordu. Kendini hiçbir şeye teslim etme. Yoksa ölürsün. Yüce Allah’ım, ne kadar da aptalız!
Gel ve bana yardım et, oğlum! Bir zamanlar, çok uzun yıllar önce bir Ortodoks manastırında yaşlı bir keşiş yaşarmış. Adamın adı, Pamve’ymiş. Bir ağacın yamacına kuru bir ağaç dikmiş. Aynı bunun gibi. Genç bir öğrencisi varmış. Öğrencisinin adı Ioaan Kolov’muş. Ona bu ağaç canlanıncaya kadar her gün buraya gelip sulayacaksın demiş… Ioaan, her sabah erkenden bir kovaya su doldurup manastırdan çıkarmış. Dağa tırmanır ve suyu kurumuş ağacın dibine dökermiş. Akşam olup karanlık çökünce de manastıra geri dönermiş. Bu üç yıl sürmüş. Günün birinde yine dağa tırmanmış ve ne görsün koca ağacın her yanında çiçek açıyormuş. Ne dersen de, bir yöntemin, bir sistemin kendine göre meziyetleri vardır. Bazen kendi kendime şöyle derim: Eğer biz de her gün tam aynı saatte bir ayin yapar gibi belirli bir davranışı hiç değiştirmeden sistemli olarak yinelersek dünya çok farklı olur. Bir şeyler değişirdi. Değişmesi gerekirdi. .. Japonların ikebanası gibi. 10/10