Uzun zaman sonra izlerken kahkahalar attığım tek yapım. Ama sonunda da bi ağız dolusu küfrettim. Konusu gayet güzeldi çekim açıları renkler off oyunculuklar hele on numara... ya replikler.. özellikle demet akbağnın her lafını al as duvarlara aşırı mantıklı konuşuyordu kadın…devamıUzun zaman sonra izlerken kahkahalar attığım tek yapım. Ama sonunda da bi ağız dolusu küfrettim. Konusu gayet güzeldi çekim açıları renkler off oyunculuklar hele on numara... ya replikler.. özellikle demet akbağnın her lafını al as duvarlara aşırı mantıklı konuşuyordu kadın bayıldım her sahnesine ANCAKK güzelim filmi final sahnesinin saçmalığıyla yalan dolan etmişler gıcık oldum. Sanki prodüksüyonun parası oraya kadar yetmiş de iyi sonunda da şöyle yapıverelim kapansın bu konu deyip üşenmeden bir son uydurmuşlar gibiydi. Ama yine de ne kadar sonunu beğenmesem de genel olarak film mükemmeldi 5/5
27 Ekim 2020’de yayın hayatına başlayan ve 2 sezonuyla da büyük yankı uyandırmış sosyopatlıklarla dolu o dizi. SAYGI. Başrolünde Nejat İşler’in canlandırdığı Ercüment Çözer karakterini konu alan dizi. Ana karakter kadar yan karakterlerin de hayatlarından bahsetmektedir. Dizinin ana konusu kendini…devamı27 Ekim 2020’de yayın hayatına başlayan ve 2 sezonuyla da büyük yankı uyandırmış sosyopatlıklarla dolu o dizi. SAYGI.
Başrolünde Nejat İşler’in canlandırdığı Ercüment Çözer karakterini konu alan dizi. Ana karakter kadar yan karakterlerin de hayatlarından bahsetmektedir. Dizinin ana konusu kendini ADALET kavramı olarak adlandıran Ercüment Çözer’in ona saygısızlık yapan insanları “rehabilitasyon merkezinde” tedavi etmesi ve bir gün saygısızlığa boyun eğmeyen iki genç Helen ve Savaş’la tanışması üzerine ilerliyor.
Helen ve Savaş kendilerini bir nevi Dexter ilan etmiş ve devletin cezalandırmadığı tecavüzcü sapıkları öldürmektedirler. Bu olay benim için mantıklı. Hatta bir Dexter hayranı olarak keşke Türkiye’de de böyle bir seri katil olsa da bu devletin kravat indirimi vererek şartlı tahliyeyle saldığı ne kadar sapık ruh hastası varsa hepsine hak ettiğini yaşatsa demişimdir. Ama şöyle bir fark var: Bizim Dexter abimiz bu işi çok rahat çok profesyonel bir şekilde işinin ehli kıvamında gerçekleştiriyordu. Savaş ve Helen ise o kadar büyük bir amatörlükle büyük bir iş yapmaya çalışıyorlardı ki yakalanmaları an meselesiydi. İşte o sırada Ercüment Çözer devreye girdi ve bu gençleri kendi yanına çekerek eğitimli birer katil yapmayı amaçladı.
Dizinin buraya kadar olan kısmı çok mantıklı ve benim için takdire şayan. 2 genç var devletin vermediği adaleti kendi adaletleriyle savunuyorlar ve bu 2 gence destek çıkan akıllı ve pratik zekalı bir derin devlet adamı Ercüment Çözer var. Kimdir bu Ercüment Çözer? Kendisi nazist bir babaanne tarafından büyütülmüş soylu mu soylu bir karakter. Ne insanlıktan nasibini almış ne de hayatı boyunca üç kuruş sevgi görmüş. En hassas olduğu nokta ise kendine saygısızlık yapanlar. Adam asla gelemiyor saygısızlığa, hakarete, küfre dayanamıyor. Ve bu saygısızlık yapanları Otomatik Portakal’da Alex’in uğradığı yöntemle kendi çapında tedavi ettiğini zannediyor. Öyle bir tedavi ediyor ki. Ona yalan söyleyenler bu tedaviden sonra bir daha asla yalan söyleyemiyorlar, tabi hala yaşıyorlarsa…
Yani, bu Ercüment abimiz bu tedaviyi Helen ve Savaş’ın öldürdüğü ruh hastalarına yapsa 10/10 haklı. Çünkü bu adamlar bunu hak etti. Ancak Çözer Bey, bunlar varken gidiyor ona yer vermeyene, ona insancıl bir şekilde sinirlenene yapıyor. Ben bu olaydan dolayı Ercüment Çözer’in narsistliğinden krizlere girdim ekran başında.
Sizin de izlediğinizde 2. Sezondan anlayacağınız üzere kendisi gidiyor insanlara artistlik yapıyor, kaba saba konuşuyor sonra bu insanlar ona ters yapınca da sen bana saygısızlık yaptın deyip cezalandırıyor. Bu nasıl bi kafa yapısı ya rezillik.
Tekrardan diziye dönersek dizi ilk sezonunda Helen ve Savaş’ın Ercüment Çözer’le tanışması ve ayrılmalarını konu alırken 2. Sezonda da tekrar kavuşma sevdalarını işliyor diyebiliriz. Böyle dediğime bakmayın. Dizi harbiden baya baya kaliteli. Hatta Blu TV’de olacağına Netflix’te olsaydı çok daha büyük bir etki uyandırırdı. Ne kadar ilk bölümlerde hafiften bi karamsarlık bassa da 3. Bölümden sonra bağımlılık yaratıyor. Özellikle finalini görmek için yanıp tutuşuyorsunuz. Ek bir bilgi; finalini o kadar merak etmeyin. Çoğu yapımda olduğu gibi bu dizide de finali beni için tatmin etmedi. Umarım gelecek günlerde dizinin 3. Sezonu çekilir de Helen karakteri artık bi acı çeker. Dizinin en büyük ruh hastası Ercüment Çözer olmasına rağmen ona bile bi sempatilik besledim ancak Helen karakterinin ergen ergen tripleri ve saçma sapan kararları yüzünden Miray Daner’den dahi nefret eder duruma geldim.
Ben bu dizinin mükemmel ve farklı bir senaryosu olduğuna Nejat İşler ve Erkan Can’ın oyunculuğuyla da çok iyi yerlere geldiğine inanıyorum ancak oyuncuları seçen kişilere sormak istiyorum, bu kadar kötü kadın oyuncuları bilerek mi seçtiler? Gerçekten kadın oyuncuların hepsi birbirinden rezildi. Ana karakterlerin hepsi kötüyken sadece 1 tane iyi yan kadın karakterimiz vardı. O da son bölümlerde kadroya dahil olan Hacer karakteri. Gerçekten çoğu yapımda başrolü oynayan Miray Daner’e bin basardı öyle yetenekliydi harbiden helal olsun. Tebrikler.
SAYGI: BİR ERCÜMENT ÇÖZER HİKAYESİ yer yer midenizi bulandıracak yer yer de içinizdeki sosyopatı doyuracak bir yapım. Blu Tv üyeliğini sırf bu dizi için almanızı öneririm. Ki yorumları bile okumadan Nejat İşler için bile izlenir bu yapım. İyi seyirler ve adaletli günler dilerim.
5/5
Bu platformu asla anlamıyorum... leşko filmleri göklere çıkarıyorsunuz güzel filmleri yerlere yatırıyorsunuz cidden garip... Film için ise kaliteli yeşilçam filmlerinin günümüzde aynı şekilde tekrardan çekilmesi gerçekten çok hoşuma gitti. Atıf Yılmaz'a olan hayranlığımdan dolayı Müjde Ar'ın oynadığı ahh Belinda filmini…devamıBu platformu asla anlamıyorum... leşko filmleri göklere çıkarıyorsunuz güzel filmleri yerlere yatırıyorsunuz cidden garip...
Film için ise kaliteli yeşilçam filmlerinin günümüzde aynı şekilde tekrardan çekilmesi gerçekten çok hoşuma gitti. Atıf Yılmaz'a olan hayranlığımdan dolayı Müjde Ar'ın oynadığı ahh Belinda filmini daha önceden de izlemiştim. O zamanlar da konusuna hayran kalmıştım 80lerde yaratıcı bir konuydu bence.
Günümüz uyarlamasında ise Neslihan Atagül'ü başrolde görünce biraz üzülmüştüm ancak tamamıyle önyargıyla yaklaşmışım çünkü Atagül baya oyunculuğuyla döktürmüş.
Müjde Ar'ın oynadığı filmde o zamanki Türkiye'yi yansıtırken bu filmde de şu anki Türkiye'yi yansıtmaları benim hoşuma gitti. Bu konuyla ilgili çok saçma sapan yorum gelmiş ama kabul edin arkadaşlar günümüzde kadınlar tek başına da yaşıyorlar sevgilisiyle de yaşıyorlar ağız dolusu küfür de ediyorlar öncedendi yani o kocadan çekinmek ayıptır edeptir zırvaları. Dilara'nın yerinde ben olsam ben de aynı tepkileri verir aynı hareketleri yapardım valla çok iyi yansıtılmıştı beyaz perdeye.
80'lerdeki filmin konusunu başını sonunu değiştirmeden direkt uyarlamaları da benim çok hoşuma gitti. Kısacası film bence çok iyiydi. Özellikle de her yer 3 saatlik filmlerle dolmuşken bu filmin sadece 1 buçuk saat olması benim çok hoşuma gitti.
Tek beğenmediğim nokta serkan karakterini oynayan oyuncu oldu. Bu adam Börüde falan da oynuyor başrolde hem de... rezillik ya gerçekten çok kötü bi oyunculuğu var beleşten her yapımda yer alıp duruyor memlekette erkek oyuncu kalmadı sanki!!!
Neyse ben kesinlikle vakit geçirmek güzel bi film seyredebilmek için izleyin derim 5/5
Tiyatrolar anasının gözü kadar pahalı bir duruma gelince mecbur bu gibi izlenesi mükemmel yapımları ekranlardan izlemek zorunda kaldık. Gönül isterdi ki alice müzikaliyle ilgili yorumumu off arkadaşlar salondan çıkınca etkisinden çıkamadım dans etmekten duramadım tarzı bir cümleyle başlatabilseydim. Ancak ben…devamıTiyatrolar anasının gözü kadar pahalı bir duruma gelince mecbur bu gibi izlenesi mükemmel yapımları ekranlardan izlemek zorunda kaldık. Gönül isterdi ki alice müzikaliyle ilgili yorumumu off arkadaşlar salondan çıkınca etkisinden çıkamadım dans etmekten duramadım tarzı bir cümleyle başlatabilseydim. Ancak ben de bir çoğunuz gibi oyunu disneyden izledim... yine de canlı bir şekilde izlememe rağmen izlerken çok keyif aldım ve hayran kaldım. Normalde Serenay Sarıkayadan çok pozitif bir enerji alamama rağmen bu yapımdaki hali çok tatlı geldi. E zaten Enis Arıkan bir numaralı adam Ezgi Mola ise anlatılmaz yaşanır bir kadın.
Oyuncu kadrosu mükemmeldi. Kedi rolünü canlandıran Merve Dizdar bile eşşiz bir performans sunmuştu sahneye. Ben sadece şapkacı karakterini beğenemedim. Bu kadar usta oyuncuların yanında Şükrü Bey çok vasat kalmıştı. Ki şapkacı karakteri de birçoğumuzun akıllarında oluştuğu gibi deli Johnny Depp kılıklı renkli runklu biri olmalıydı.
Özellikle en çok hoşuma giden sahne Alice Harikalar Diyarında kitabının yazarı sübyancı abiye ithafen sihirli mantarın üzerinde kafayı çeken Enis Arıkan oldu. Çok güldüğüm eğlendiğim hatta dans ettiğim sahneleri vardı. Ancak ekrandan izlemek bana yetmedi... en kısa zamanda canlı bir şekilde izleyebilmem dileğiyle :(((((
5/5
Dünya sinemasının önde gelen yönetmenlerinden biri Stanley Kubrick. Çoğunlukla kitaplardan uyarlama filmler çekse de sahneye bakış açısı, çekim teknikleri ve estetik zevkiyle birçok kişiye ilham olmuş biri. Dünyanın birçok noktasında binlerce hayranı var. Hatta daha geçen aylarda İstanbul’un göbeğine sırf…devamıDünya sinemasının önde gelen yönetmenlerinden biri Stanley Kubrick. Çoğunlukla kitaplardan uyarlama filmler çekse de sahneye bakış açısı, çekim teknikleri ve estetik zevkiyle birçok kişiye ilham olmuş biri. Dünyanın birçok noktasında binlerce hayranı var. Hatta daha geçen aylarda İstanbul’un göbeğine sırf filmleri için bir sergi bile açıldı o denli bir yönetmen. Ancak ben sadece abartıdan kaynaklı biri olduğunu düşünmekteyim.
Daha önceden de birkaç filmini izlememe rağmen bende çok bir etki yaratmamıştı. Birçok insanda da abarttıkları kadar bir etki yarattığını düşünmüyorum. Bence insanlar çok övülen bir şeyi beğenmediklerini söylemekten çekiniyorlar. Sırf dışlanmamak ya da cahil damgası yememek için. Bu yüzden boş olan şeyler aşırı övülüyor.
Kubrick’in filmleri arasında az buçuk beğendiğim Otomatik Portakal filmi vardı ancak o filmin güzelliği de kitabını okuyana kadar devam etti. Senaryonun asıl sahibi Otomatik Portakal’ın olayını, o iğrençliği ve sapkınlığı öyle güzel yazıya dökmüştü ki Kubrick’in filmi yanında çok vasat kalmıştı.
Yönetmenden izlediğim son film ise aşırı meşhur olan ve herkesin kapı kırığından gülerek bakan adamı canlandırdığı sahnesiyle “Cinnet” yapımı. Biraz bu film hakkında yorum yapmak istiyorum çünkü film beni 3 saat boyunca boğdu boğdu duvarlara attı.
Dağın başında kocaman bir otel ve bu otele kışın işletme durdurulduğundan dolayı bir nevi bekçilini yapmak için görevlendirilen bir aile. Bu aile kendi evlerinde de zaten tuhaf tiplemelerdi. Parmağının doğaüstü biri olduğuna inanan küçük bir çocuk, koşuşuyla bütün ciddiyetimi kaybettiren polyanna bir anne ve yine kendi kendine tribe girip bütün suçu başkasında arayan Martın Eden’in çirkin hali bir baba.
Bu mükemmel üçlü takımının devasa bir otelde tek başına aylarca kimseyle iletişimi olmadan yaşadıklarını düşünün. Yaşamlarında hiçbir sorun olmasa da bir süre sonra ailenin babası kendi kendine psikolojisini bozmaya ve depresyona girmeye başlıyor. Ne kadar anlayışlı ve sessiz sakin bir eşi olsa da, adam bütün beceriksizliğini ve başarısızlığını kadının üstüne atıyor ve bu zamanla depresyona ardından da öldürme arzusuyla cinnete dönüşüyor.
Buraya kadar psikolojik bir film olarak değerlendirilebilir ve evet belki de aile travması konusunda kaliteli bir senaryo olurdu. Ancak… büyük ihtimalle Stephen King romanından uyarlama bir film olduğundan illa köşesinden bir yerden paranormal bir şey fırlatmak zorundalardı ki bence bu filmi çok manasız bir noktaya getirdi. Ölü insanların ortaya çıkışı, telekineziyle iletişim gibi maddeler de filme eklenmeye başladı ve film fantastikleşip daha da merak uyandıracağına birbirinden alakasız ve bağlantısız konular oluşturdu.
Kısacası istediği kadar dünyanın en tanınan ve takdir görülen yönetmeni olsun, istediği kadar mükemmel yaratıcı çekim teknikleri kullansın, film bittiğinde ben “eee şu nasıl olabildi ki? Tamam da bu adam nereden çıktı kim bu?” gibi sorularla baş başa kalıyorsam o film bana seyir zevki veremiyor. “cinnet” filmi de benim için bağlantısız ve mantıksız noktalarla mahvedilmiş bir eserdi. “ben çok film kurduyum, ooo bak abi sen burada anlatılmak istenilen şeyi anlamamışsın” tribindeki çokbilmiş insanlardan değilseniz izleyip vakit kaybetmenizi önermem.
3/5
2023 okuma verimliliğim açısından 0 şekilde geçiyor. Bu kitaba aralığın sonunda başlamıştım ancak taaa şimdi bitirebildim. O hissin verdiği iyice saldın kendini aley dobarlan bıragma kendini gazıyla son 200 sayfasını da tek oturuşta bitirebildim. Açıkcası benim bu kas kafalılığımın kitapla…devamı2023 okuma verimliliğim açısından 0 şekilde geçiyor. Bu kitaba aralığın sonunda başlamıştım ancak taaa şimdi bitirebildim. O hissin verdiği iyice saldın kendini aley dobarlan bıragma kendini gazıyla son 200 sayfasını da tek oturuşta bitirebildim.
Açıkcası benim bu kas kafalılığımın kitapla gram alakası yok. Çünkü kitap harbiden baya iyi. Bir kere konu bakımından çok ilgi çekici. Akıl hastanesinde işlenen bir cinayeti çözmeye çalışıyorsunuz ve kitabı okurken her bölümde kesin katil bu katil bu deyip duruyorsunuz. Ve sonlarına doğru geldiğinizde lan katili söylemeyecekler mi acaba yav bak kesin ucu açık kalcak sinir nöbetleri geçiricem diyorsunuz. Söylemicem sonunun nasıl olduğunu korkmayın. Sadece kitap harbiden iyi polisiye sevin sevmeyin zevk alarak okuyacağınıza eminim ve aynı zamanda benim raftaki 100. Kitabım ALKIŞŞŞ
Tek kusur ben çok sabırsız bir insan olduğum için heyecanlı yerlerinde tamam tamam uzatma söyle artık noldu noldu deyip kafayı yememdi. Okuyun derim benn 5/5
Yıllar boyunca izleyecekler rafımda tuttuğum. Ama hem siyah beyaz olması hem 3 saat olması hem de 2. Dünya savaşını anlatması dolayısıyla bir türlü açıp izleme motivasyonunu bulamadığım Schindler'in Listesi. Yönetmen Steven Spielberg'ten daha önce Leonardo Di Caprio'nun başrolde yer aldığı…devamıYıllar boyunca izleyecekler rafımda tuttuğum. Ama hem siyah beyaz olması hem 3 saat olması hem de 2. Dünya savaşını anlatması dolayısıyla bir türlü açıp izleme motivasyonunu bulamadığım Schindler'in Listesi.
Yönetmen Steven Spielberg'ten daha önce Leonardo Di Caprio'nun başrolde yer aldığı "Sıkıysa Yakala (Catch me if you can)" filmini izlemiştim. O filmi de çok beğenmiştim ve anladım ki bu adam biyografi filmlerini beyaz perdeye aktarmakta gerçekten büyük bir üstad.
Schindler'ın Listesi filmi de bize Oskar Schindler'ın hikayesini anlatıyor. Oskar 2. Dünya savaşı dönemindeki Alman bir iş insanı. Daha doğrusu savaş başlayana kadar çokta bir zenginliği yok ancak ticari zekası sayesinde işin sonunda çok fazla paraya sahip olan bir adam. İlk başlarda seyirciye kibirli gibi gözükse de Oskar savaş sayesinde, yahudileri çalıştırarak zengin olup ardından bu parayı yahudileri Hitler'in gazabından korumak için harcayan biri.
Filmin 3 saat olması gözünüzü kesinlikle korkutmasın çünkü film o kadar güzel akıp gidiyor ki. O sahnelerin gerçekçiliği zaten insanı şoka uğratıyor.
Ek olarak siz de biliyorsunuz ki nazi dönemiyle ilgili birçok yapım var. Ancak ben bu filmdeki kadar o acıyı bu kadar iyi lanse edebilen bir yapım daha görmedim. İnsanların çektikleri işkencelere tanık oldukça nasıl dünya tarihinde yıllarca böyle bir katliam yaşanmış olabilir diye sorguluyor insan.
Belgesel tadındaki filmi izlerken 3 saat boyunca o ambiyansın içinde hapsoluyorsunuz ve sonunda büyük bir dumura uğruyorsunuz. Gerçek bir hikaye olduğu için her sahnenin sonunda "hayır yaaa umarım bunun başına bu gelmemiştir, inşallah kurtulmuştur" diye düşünüyorsunuz. Ancak final sahnesinde...
1100 tane yahudiyi kurtarmak için servetini harcayan ancak kağıt üzerinde Nazi üyesi olarak gözüktüğünden savaş bittiğinde kaçmak zorunda kalan Bay Schindler'ın kaçarken bile nazi rozetine bakarak "bunu da satsaydım karşılığında 1 kişiyi daha kurtarabilirdim, 1 kişi daha kurtulabilirdi" diye bağır çağır ağlamasına tanık olunca siz de ağlamadan kendinizi tutamayacaksınız.
Filmin olay akışı ve konusu çok ince işlenmiş. Film sonunda da gerçek hayattaki kurtulan kişiler ve filmde o kişileri canlandıran oyuncuların el ele Oskar Schindler'ın mezarını ziyaret etmeleri çok duygusal olmuş. İnsanı insan olduğu için sevmek gerektiğini. Din dil ırk renk gözetmeksizin sadece karaktere saygı ve minnet duyulması gerektiğini çok güzel kanıtlamış bu film. Benim puanım 5/5. Ölmeden önce izlenecek kült bir film zamanınızı ayırmanızı tavsiye ederim.
Süper kahraman filmlerini izlemek bana çok masum hissettiriyor ve iyi geliyor. Bu film de çok tatlıydı özellikle Sindy karakterine bayıldım. Yine de akış konusunda aşırı iyi olmadığı için 4/5 vericem.