Bu filme 2 kere başlamıştım ama hep bir şeylerden dolayı yarım kaldı. Şimdi de izleyeyim dedim vee.... bir şey dememe gerek yok birçok kişi izlemiş zaten. Tek kelimeyle muazzam bir film. Sonlarında çok ağladım... duygusalcılık. 5/5
Filmi izlerken o kadar çok asabım bozuldu ki küfrede küfrede izledim... Filmin sonlarına doğru Paul bir nedenden dolayı kumanda kullanıyor, oraya kadar aşırı sıkılmış ve hiçbir şey anlamamıştım. Ama kumanda kullanarak bir şeyi kontrol etmesi, eğer bunu yapmazsam uzun metraj…devamıFilmi izlerken o kadar çok asabım bozuldu ki küfrede küfrede izledim...
Filmin sonlarına doğru Paul bir nedenden dolayı kumanda kullanıyor, oraya kadar aşırı sıkılmış ve hiçbir şey anlamamıştım. Ama kumanda kullanarak bir şeyi kontrol etmesi, eğer bunu yapmazsam uzun metraj film olmaz demesi kafamda bir şeylerin yerleşmesine neden oldu. Hayatımız akıp gidiyor ve ne yaptığımızı biz de bilmiyoruz. Olabildiğince etik olmaya çalışıyoruz ama ekran karşısında canilerin neler yaptığını sessizce izleyerek onlara ortak oluyoruz.
Filmle ilgili çok anlatacağım bir şey yok. Çünkü yönetmen bize neden sonuç ilişkisi ya da bir son vermek yerine sadece hissettirmeyi tercih etmiş. Ki ben hiç güzel şeyler hissetmedim izlerken sinirim boşaldı. Ha bu sinirim diğer izleyicilerin tersine oldu. Ben iki caniye sinirlenmedim, onları anlayabildim. Ben aileye sinirlendim. YA NE BU MEDENİYET NEDEN BU KADAR SAKİN VE KİBARLAR? Adamla kadın sanki her gün böyle şeyler yaşıyormuş gibilerdi deli oldum deli. Bu filmin anlatmak istediği şey üzerinden olması gereken bir şeydi ama beni delirtti.
Yani çok saçma sapan ve anlamsız şeyler yazdım şu an farkındayım ama film de çok saçma sapan bir film. Yönetmenin farklı bir tarzı olduğu doğru. Belki de sırf bu tarza şahit olmak için izlenebilir. Ama öbür türlü izlemeseniz de olur. 3/5
Ödev yapmaktan beynim şişmişken çerezlik bir yeşilçam filmi izleyeyim keyfim yerine gelsin dedim. Çokta doğru bir seçim yapmışım. Çok saf çok eğlenceli ve çok saçma bir filmdi. Mantıklı hiçbir noktası yok ama o kadar tatlılardı ki izlerken çok eğlendim, içim…devamıÖdev yapmaktan beynim şişmişken çerezlik bir yeşilçam filmi izleyeyim keyfim yerine gelsin dedim. Çokta doğru bir seçim yapmışım. Çok saf çok eğlenceli ve çok saçma bir filmdi. Mantıklı hiçbir noktası yok ama o kadar tatlılardı ki izlerken çok eğlendim, içim sıcacık oldu. Bir de Türkan Şoray'ın güzelliği ımmmhh çok güzeldi.
4/5
Tolga Karaçelik'in diğer iki filmi benim için çok zıt yerlerde. Kelebekler filmini ne kadar beğendiysem Sarmaşık filmini de o kadar beğenmedim. Gişe memurunu ise beğendim mi beğenmedim mi karar veremedim. Aslında anlatmak istediği konu güzeldi ama ben Tolga Karaçelik'in dilini…devamıTolga Karaçelik'in diğer iki filmi benim için çok zıt yerlerde. Kelebekler filmini ne kadar beğendiysem Sarmaşık filmini de o kadar beğenmedim. Gişe memurunu ise beğendim mi beğenmedim mi karar veremedim. Aslında anlatmak istediği konu güzeldi ama ben Tolga Karaçelik'in dilini sevemiyorum sanırım, bana çok vasat geliyor. Bi de bu filmi izlerken o kadar o kadarrr çok sıkıldım ki filmin devamına kadar gram merakım kalmadı. Tamam yalnızlık falan anlatmış bir şeyler ama yok ya. Ben beğenemiyorum, neyi beğenmem gerektiğini de anlamıyorum konu Tolga Karaçelik olunca... 2/5
Yıllardan beri kitaplığımda duruyor diye bir şans vereyim dedim. Gerekte yokmuş öyle bir şansa. İyi ki kısa bir kitaptı ki çok fazla vaktimin boşa gitmesine neden olmadı. Zaten bir deneme kitabı ve ben sanırım deneme okumayı sevmiyorum, ısınamadım bir türlü.…devamıYıllardan beri kitaplığımda duruyor diye bir şans vereyim dedim. Gerekte yokmuş öyle bir şansa. İyi ki kısa bir kitaptı ki çok fazla vaktimin boşa gitmesine neden olmadı. Zaten bir deneme kitabı ve ben sanırım deneme okumayı sevmiyorum, ısınamadım bir türlü. İtalo Calvino'nun Harvard'taki söyleşisinden alınarak yazılmış. Bu yüzden bana çok ilgi çekici gelmişti. Sonra okurken bi araştırayım kimmiş bu Calvino dedim, pekte bir bilgiyle karşılaşamadım. O yüzden adamın dediklerini çokta önemseyemedim. Kitabı 5 parçaya bölmüş ama kendisi çelişmiş bu parçalarla. Kesinlik edebiyatta olmalı diyor kendi yazdığı kitabın asla kesin bir anlatımı yok mesela. Yani okumayın arkadaşlar, kitaplığınızda falan varsa da bağışlayın sahafa falan takas edin. 1/5
Ben gerçekten bu filmi beğenmeyen, rezaletti, berbattı diyenleri asla anlamadım. Bir kere oyunculuklar, ışık, renk, kamera açısı gerçekten muazzamdı. Ki kimsenin de bunu eleştirdiği yok gördüğüm kadarıyla, herkes senaryoya laf atmış. Senaryo da gayet muazzamdı arkadaşlar. Ben sevmeyenlerin ya anlamadıklarından…devamıBen gerçekten bu filmi beğenmeyen, rezaletti, berbattı diyenleri asla anlamadım. Bir kere oyunculuklar, ışık, renk, kamera açısı gerçekten muazzamdı. Ki kimsenin de bunu eleştirdiği yok gördüğüm kadarıyla, herkes senaryoya laf atmış. Senaryo da gayet muazzamdı arkadaşlar. Ben sevmeyenlerin ya anlamadıklarından ya önyargılarından ya da herkes sevmiyorsa vardır bi bildiği diye düşündüklerinden sevmediğini düşünüyorum. Şimdi biraz da senaryoya bakalım, ama önce Lilith'in hikayesi;
Lilith, benim mitolojide en çok ilgimi çeken karakter diyebilirim. Ve efsaneye göre de kendisi Havva'dan önce dünyaya gelen ilk kadın. Adem'le eşit şartlarda eşit derecede topraktan yaratılıyorlar. Ancak zaman geçiyor ve Adem Lilith'in ona itaat etmesini istiyor. Lilith ise buna izin vermiyor ve Adem'i terk ediyor. Bu olaydan sonra ise Tanrı ve şeytan birbirlerine düşüyorlar. Şeytan Lilith'i haklı görüyor ya da kandırmak için onu haklı gördüğünü savunuyor. Tanrı ise mağdur Adem'in yanında duruyor ve Adem'in üzülmesine daha fazla dayanamayıp ona bir kadın armağan ediyor. İşte böylelikle de Havva dünyaya geliyor. Ama Havva Lilith gibi topraktan değil, Adem'in kaburgasından yaratılıyor ki Adem'e itaat etmesi gerektiğini, ondan daha aşağı bir canlı olduğunu kabullensin (ki Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığı dini kitaplarda da geçer, tabi bunun nedenini kim nasıl yorumlar bilmem ama efsaneye göre bu şekilde yorumlanıyor.) Havva yaratıldıktan sonra Lilith kıskançlık krizlerine giriyor ve Adem ile Havva'nın evlatlarını lanetliyor. Lanete göre ise Lilith insanoğlu'na vesvese verecek. Loğusa dönemindeki kadınlara zarar verecektir. Hatta bu yüzden kadınlar doğum yaptığında 40 gün bebeği yalnız bırakmazlar. Bu 40 gün içerisinde Lilith'in gelip bebeklere zarar vereceği düşünülür. Tabi Lilith bunları tek başına yapmıyor. Şeytanla ortak oluyor ve ilk cadı olarak tarihe geçiyor. Şeytanla birlikteliğinden birçok çocuk doğuruyor ki insanevlatlarına kötülük verecek kadar şeytan çoğalsın dünyada.
Evet, filmin senaryosu bu hikaye üzerinden anlatılmış. Ki gayette güzel işlenmiş. Önce kötü kadının Nergis olarak gözükmesi, masum ve kocasının dizinin dibinden ayrılmayan kadının ise Leyla olarak gözükmesi. Lilith'in evladı olduğunu söyleyen adamın ise cinayet işlemeyi bile normal bir şey olarak anlatması ve bunun gibi birçok detay hikayeye çok güzel katılmıştı. Elma detayı ise bir o kadar hoştu.
Ve çoğu kişinin düşüncesine göre filmin en güzel yeri kesinlikle Leyla'nın en sondaki konuşmasıydı. Aslında o konuşmadan bile filmin ne kadar kaliteli bir konuyu işlediğini anlayabiliriz.
Ancak çoğu kişi o son konuşmada geçen "erkek doğmak bir hastalık sonuçta" cümlesine çok fazla takılmış ve aslında senaryonun feministliği değil anaerkilliği savunduğunu düşünmüş. Aslında tam tersine, o cümleyle İroninin tillahı yapılmış filmde. Aynı Adem'in kullandığı "Adem'im ben adamın dibiyim" cümlesi gibi.
Daha birçok şey anlatmak istiyorum bu filmle ilgili, mükemmel olduğundan dolayı değil insanların olumsuz ve haksız eleştirilerinden dolayı. Ama herhalde film izleyen ve "filmi izleyen" kişilerin farkı da bu filmle ortaya çıkmış oluyor. Neyse daha fazla konuşursam spoiler vereceğim.
Haksızlığa uğramış bir film olduğunu düşünüyorum. Ben izlerken gayet zevk aldım. Güzel ve farklı işlenmiş bir senaryosu vardı. Ama 4/5 vereceğim. Bunun nedeni ise o dayı düşme sahnelerinin ve Adem'in kendisiyle iç hesaplaşılmasının çok gereksiz uzun ve vasat olduğunu düşündüğümden. Eğer oradaki şarkı sözlerine daha çok anlam yüklenseydi ve iç hesaplaşmalara daha çok değinilseydi, en azından adamın ölüm korkusunun üstüne dayı düşmesinden dolayı değil de farklı bir nedenden dolayı olarak yazılsaydı çok daha güzel olurdu.
Ha bi de sinemalar ve senaristler üstünden yapılan espriler beni güldürdü açıkcası.4/5
Yani gerçekten helal olsun. 83 yapımı bir dizi olmasına rağmen tam anlamıyla kitaptan çok iyi bir şekilde uyarlanılmıştı. Diyaloglar bile kitaptakiyle aynıydı. Oyunculuklar da çok kaliteliydi. Çetin Tekindor'un gençliğini izlemek çok garipti, Erol Taş ise her zamanki gibi kötü adam…devamıYani gerçekten helal olsun. 83 yapımı bir dizi olmasına rağmen tam anlamıyla kitaptan çok iyi bir şekilde uyarlanılmıştı. Diyaloglar bile kitaptakiyle aynıydı.
Oyunculuklar da çok kaliteliydi. Çetin Tekindor'un gençliğini izlemek çok garipti, Erol Taş ise her zamanki gibi kötü adam rolündeydi ve Ahmet Mekin... hayranım o adama.
Kitaba zaten bayılmıştım, diziye de bir o kadar hayran kaldım ve bir oturuşta 8 bölümü de art arda izledim. Ama konuda eksik gördüğüm bir şey var, bana kalırsa Salih'in hikayesini çok yanlış yerde bitirmişler. Yani Salih gitti ama gittikten sonra noldu ne yaptı, buna bir cevap yoktu. Yine de çok iyi diziydi.
Kitabı okuyan için de okumayan için de gayet zevk alınarak izlenecek bir yapım olmuş. Ha ama benim fikrimce diziyi izlemeden önce kitabı okuyun derim. Çünkü ne kadar birebir uyarlanmış olsa da kitabın etkisi çok daha farklı. Kitabı okurken daha çok etkisi altına giriyorsunuz ve o etkiyi çok daha fazla hissediyorsunuz. Güzeldi, izleyin derim.
5/5
Tarık Buğra'nın o kadar akıcı bir dili var ki kitap aktı gitti bildiğin. Kendimi kitabı okurken o dünyada gibi hissettim. İstanbullu Hoca'yı, Çolak Salih'i o kadar benimsedim ki her fırsatta kitap elimdeydi. Son sayfasını kapatırken içim parçalandı gerçekten. Kitap bitti…devamıTarık Buğra'nın o kadar akıcı bir dili var ki kitap aktı gitti bildiğin. Kendimi kitabı okurken o dünyada gibi hissettim. İstanbullu Hoca'yı, Çolak Salih'i o kadar benimsedim ki her fırsatta kitap elimdeydi. Son sayfasını kapatırken içim parçalandı gerçekten. Kitap bitti ama ben dünyasından çıkamadım hala. Sonrasında da bi araştırayım dedim ve öğrendim ki 83 yılında kitabı dizi olarak çekmişler, baya da iyi bir kadrosu var. E kitap bittiği anda da direkt diziye gömüldüm, gayet iyi yansıtmışlar gibi.
Eğer tarih konulu kitapları okumayı seviyorsanız bu kitabı kesin okuyun derim ki sevmiyorsanız bile zevkle okuyacağınız bir kitap olduğundan adım gibi eminim. Kuvayı milliye dönemi, küçük köylerde yaşayan insanlar, o halkın vatan aşkıyla yanıp tutuşan ruhu... şu an bir pandemi dönemindeyiz ve gerçekten her şey berbat ilerliyor. Ama biraz günümüzü bırakıp geçmişe baktığımızda, insanların neleri aştığına şahit olduğumuzda şükretmemiz gerektiğini daha da çok anlıyoruz. Kendi ülkende kendi toprağında dışlanmak, yabancıymış gibi yaşamak o kadar acı ki... ve o topraklara zarar verenleri defnetmek, hiç tanımadığın insanların, bebelerin hayatını kurtarmak için kendi hayatından vazgeçmek, işte asıl kahramanlık bu. Küçük Ağa kitabında da bunları görüyoruz. O psikolojiyi o hissiyatı Tarık Buğra sayesinde sonuna kadar hissedebiliyoruz.
Kısacası çok iyi bir romandı. Baya baya iyiydi. Ama anlamadığım bir yer oldu onun için kitabı okuyan arkadaşlara danışmak istedim. Salih'e noluyor? Başına bir şey geldi de ben orayı kaçırdım mı acaba, bu mevzu aklımda soru işareti olarak kaldı çünkü. Böyle merak etmemin nedeni de kitap benim için Küçük Ağa'nın değil Çolak Salih'in hikayesi gibiydi. Salih'i daha da benimsedim daha da merak ettim. Küçük Ağa da Küçük Ağa'ydı işte o kadar.
Dizinin de yorumunu bir iki güne yazarım, belki diziyi izleyince de Salih'le ilgili kaçırdığım yeri yakalarım. Diceğim şu ki, bu kitabı okunacaklar listesinin başına almanızda fayda var. Mutlaka okuyun...5/5
Daha kitabını daha okumadım ama Kinyas ve Kayra kitabından, Şahsiyet'in senaryosundan ve Hakan Günday'ın izlediğim röportajlarından Hakan Günday'a hayran biriyim. Çok usta bir yazar ve çok enteresan bir psikolojiye sahip. Kitaplarını sık sık okumamamın nedeni ise kendimi o yeraltı psikolojisine…devamıDaha kitabını daha okumadım ama Kinyas ve Kayra kitabından, Şahsiyet'in senaryosundan ve Hakan Günday'ın izlediğim röportajlarından Hakan Günday'a hayran biriyim. Çok usta bir yazar ve çok enteresan bir psikolojiye sahip. Kitaplarını sık sık okumamamın nedeni ise kendimi o yeraltı psikolojisine çoğu zaman sokamamam. Mesela Kinyas ve Kayra kitabını çok kısa sürede bitirmiştim çünkü beni içine tamamen hapsetmişti ve kendimi tam bir karanlığın içine gömülmüş gibi hissetmiştim.
Bu filmi de netflixe ilk düştüğünden beri çok merak ediyordum. Hakan Günday ve Onur Saylak iş birliği olduğunda kötü bir sonuç ortaya çıkmaz diye düşünmüştüm ki yanılmışım...
Evet film çok kötü değildi hatta Ahmet Mümtaz Taylan'ın oynadığı yerlerde gerçekten bu senaryo Hakan Günday'a ait dedim, midem kalktı çünkü ve çok küfrettim Ahad'a.
Ama asla beklediğim gibi bir film değildi. Kitabı okumamama rağmen kitaptan çok çok eksik yönleri olduğunu anlayabildim. Bazı sahneleri çok derin bir şeyi anlatıyorken bazı sahneleri çok gereksizdi. Özellikle de finali... gereksiz bir havada kalma vardı finalde ve çok tahmin edilebilirdi. Özellikle Hakan Günday'ın kalemi ve iç dünyası hakkında azıcık bir bilginiz varsa Ahad gibi bir babası olan Gaza'nın nasıl biri olacağını anında tahmin edebiliyorsunuz.
Kısacası film güzeldi kendini izlettiriyor, özellikle de çekim açıları mükemmeldi Onur Saylak gerçekten bu konuda bir usta. Ama bana kalırsa finalini çok yanlış yerde vermişlerdi. Daha da ilerisini göstermeleri gerekirdi diye düşünüyorum... aslında böyle olması da hala kitabı okumayan ben için iyi oldu. Çünkü eminim ki kitap filmden bin bin hatta trilyon kat daha iyidir. 4/5
Son 1 ayda yeşilçam filmlerini tekrardan doğru düzgün izleyeyim dedim. Özellikle de böyle canımın sıkkın olduğu zamanlarda çerezlik bir film izlemek o kadar iyi geliyor ki. Hele bi de başrolde Kemal Sunal varsa insanın içi ısınıyor izlerken. 4/5