Spoiler içeriyor
Bi dakika bi dakika… Bu filmin çok kötü olduğunu mu düşünüyorsunuz? Gelin o zaman beni dinleyin. Öncelikle bir Arabalar hayranıyım. İlk film benim favori şeylerimden biridir. Diğer iki filmi de gayet beğenirim. Şimdi fanboy olduğum için bu filmi çok sevdiğimi…devamıBi dakika bi dakika… Bu filmin çok kötü olduğunu mu düşünüyorsunuz? Gelin o zaman beni dinleyin.
Öncelikle bir Arabalar hayranıyım. İlk film benim favori şeylerimden biridir. Diğer iki filmi de gayet beğenirim. Şimdi fanboy olduğum için bu filmi çok sevdiğimi düşünecek olanlar olabilir. Yüzde yüz haksız değilsiniz. Ama bu filmin iyi yaptığı şeyler var bunların konuşulması gerek.
Başlarsak eğer, bu film kötü bir film değil, doğru yapılmamış bir film. Peki bu ne demek? Şu demek ki bizim beklediğimiz film bu değildi diyebilirim. Bir ajanlık-gizem hikayesi anlatılmak istenmiş. Bu durum için de Mater ön plana alınmış. Bizim istediğimiz ise McQueen’in ön planda olduğu bir yarış filmiydi. Ama bu tercih edilmemiş. Ve söylediğim gibi bu kötü bir tercih değil, isabetsiz bir tercih. Hatta bana bir ajan hikayesi anlatmak istemişler de yedirecek bişey bulamayınca Arabalar 2’de anlatalım demişler gibi geliyor. Garip tarafı şu ki bu çok kaliteli bir hikaye.
Sir Axlerod adlı “külüstür” bir araba (bana ismi Axl Rose’u anımsatıyor) yavaş yavaş elektrikli araba çağına geçildiği zamanlarda büyük bir petrol rezervi keşfediyor. İnsanlara elektrikli arabaların veya yakıtların kötü olduğunu göstermek için kendisi de elektrik motoruna geçtiğine dair insanları kandırıyor ve Allinol adını verdiği aslında benzinin değiştirilmiş bir versiyonu olan bir yakıt üretiyor. Dünya çapında yarışlar düzenleyip yarışçılara Allinol kullanmayı zorunlu tutuyor ve kamera ışınlarıyla Allinol’ü etkileştirerek arabaların motorlarını dağıtmasına sebep oluyor. Böylece amacı herkesin petrole dönmesini sağlamak.
Elbette hükümet, arkasında Sir Axlerod olduğunu bilmeden bu işin sırrını çözmek için ajanlar görevlendiriyor ve bu ajanların yolu Mater ile bir şekilde kesişiyor. Finalde Mater, suçlunun Sir Axlerod olduğunu buluyor ve film bitiyor.
Şimdi, cidden bu kaliteli bir senaryo değil mi? Bir live action filmde, sevilen bir yönetmen çekseydi ayakta alkışlardık ki daha bir sürü detaya girmiyorum.
İlk filmde de olduğu gibi bu filmde de bir sürü erdeme değiniliyor. Mater ve McQueen arasından dostluğu, “külüstür” arabalarla sürekli dalga geçilmesinden saygıyı, göçükleri kapatmama muhabbetinden anıları, hatta Francesco, Guido ve Luigi üzerinden memleket sevdasını bile anlatıyor. Daha ne olsun.
Görselliğe girmiyorum bile zaten Pixar’ın prime dönemleri. Tek eleştirim McQueen’in tasarımında değişikliğe gidilmesi. Oldum olası beğenmedim. Ama yarışların çekimleri çok iyi.
Türkçe dublajından bahsetmeye gerek yok sanırım en iyi işlerden biri. Filmden beğendiğim birkaç detayı aşağıya bırakıp bitiriyorum.
-İntrodaki logonun harika animasyonu
-İnanılmaz müzikler (bu konuda serinin en iyisi)
-Casus teknolojilerinin arabalara harika uyarlanması
-İlk filmde kapalı olan jant hoteli işlek bir şekilde görmek
-Tabi ki Cem Yılmaz-Francesco ikilisi
-Bir Volkswagen Karmann Ghia’da radyatör yoktur. Çünkü onlar hava soğutmalıdır.
Yanlış anlaşılmasın başyapıt bir film olduğunu düşünmüyorum. Beklediğim film olmaması puan götürüyor. Ama asla bu filmi kötü yapmaya yetmez benim gözümde.
8/10
Gece gece garip şeyler geliyor aklıma. Bi deneme yapmak istiyorum. Herkesin efsane kabul ettiği çok yüksek puanlı bazı filmleri eleştirince bu platform nasıl tepki veriyor merak ettim o yüzden deneyeceğim. Matrix bence abartılan ortalama bir bilim kurgu filmi. Hatta bazı…devamıGece gece garip şeyler geliyor aklıma. Bi deneme yapmak istiyorum. Herkesin efsane kabul ettiği çok yüksek puanlı bazı filmleri eleştirince bu platform nasıl tepki veriyor merak ettim o yüzden deneyeceğim. Matrix bence abartılan ortalama bir bilim kurgu filmi. Hatta bazı aksiyon filmlerinden çok öne çıkan bir yanı yok bence. Bir bilim kurgu düşkünü olarak söylüyorum bunu da belirteyim. İlkini izledikten sonra devamını izlemek hiç istemedim hatta ilk filmi de biraz zor bitirmiştim. Ama baya oluyor belki tekrar izlesem severim bilmiyorum.
Uzun zamandır ertelediğim bir film daha. Michael Mann kütüphanesine de girmiş olduk. Birkaç yönü dışında gayet kaliteli bir iş. Polisiye, suç filmlerinde, dizilerinde senaryo boktan bile olsa seven biri olarak tabi ki bu harika senaryoya bayıldım. İlk yarısındaki bazı kısımlar…devamıUzun zamandır ertelediğim bir film daha. Michael Mann kütüphanesine de girmiş olduk. Birkaç yönü dışında gayet kaliteli bir iş.
Polisiye, suç filmlerinde, dizilerinde senaryo boktan bile olsa seven biri olarak tabi ki bu harika senaryoya bayıldım. İlk yarısındaki bazı kısımlar biraz sıkıcıydı ama geri kalan kısımlar ve filmin 2. yarısı gayet sürükleyici.
İki büyük üstat harika oynamış uzatmıyorum bile…
Soygun sahneleri kurgu ve sinematografik olarak gayet iyiydi üstüne sizi diken üzerinde tutan etkileyici müzikler de kreması olmuş.
Bi de ek olarak şu hoşuma gitti ki filmde çok da yeri olmayan karakterler için bile arka plan hikayesi yazılmış ki en sevdiğim şey bu oldu filmde. Ekstra yan hikayeler filme tatlılık katmış.
Toparlarsak da gayet kaliteli bir film var. Açıkçası filmi çok büyük beklentilerle izledim. Bi Dark Knight kadar etkileyici de olabilir beklentisi vardı bende (sanırım biraz yanlış bir beklenti olmuş) ama tam karşılanmasa da yine de çok güzel bir film.
8/10
Sinemada tekrar izlemek harikaydı. Bu film daha çok kişiye ulaşmalı bence çünkü başyapıt. Nasıl Oscar falan alamaz aklım almıyor. İzlediğim en iyi senaryolardan biri. Hatta bu filmi izlerken ben de olsam böyle yapardım dedim çoğu şey için yani daha çok…devamıSinemada tekrar izlemek harikaydı. Bu film daha çok kişiye ulaşmalı bence çünkü başyapıt. Nasıl Oscar falan alamaz aklım almıyor. İzlediğim en iyi senaryolardan biri. Hatta bu filmi izlerken ben de olsam böyle yapardım dedim çoğu şey için yani daha çok bağlandım. Tam paket bir film.
9/10
Villeneuve abi sana çok büyük saygım var. Ama cidden senaryoyu bu kadar kompleks yapmak gerekiyor muydu? Filmi izlerken acı çektim resmen. Kısa bir film ama küfrede küfrede izledim. Kötü olduğu için değil sonunu çok merak ettiğim ve karakterlerin davranışları beni…devamıVilleneuve abi sana çok büyük saygım var. Ama cidden senaryoyu bu kadar kompleks yapmak gerekiyor muydu? Filmi izlerken acı çektim resmen. Kısa bir film ama küfrede küfrede izledim. Kötü olduğu için değil sonunu çok merak ettiğim ve karakterlerin davranışları beni çileden çıkardığı için. Sonra finali de anlamadım. Herkes gibi filmi açıklayan bir video izledim. Ve gizlenmiş bir başyapıt var burada. Ama ama ama… Yani arkadaşlar çok iyi bir şey kurgulamış olabilirsiniz. Ama cidden bu kadar gizlemeye ve kompleksleştirmeye gerek yok. Arrival’daki gibi daha az kompleks anlatılabilirdi. Böylece çıldırmazdım. Neyse çok uzatmadan puanlayacağım. Dediğim gibi bir başyapıt yatıyor içerde ama çok gizlenmiş, çok derine gömülmüş. Son bir not olarak da bu düşüncelerim zamanla değişebilir hatta bu yazdıklarımı silebilirim bile haberiniz olsun.
8/10
Spoiler içeriyor
Darren Aronofsky bu filmi izledikten sonra en sevdiğim yönetmenlerden biri oldu. Genel olarak filmlerinde karakter hikayesi anlatan bir yönetmen ve bence bunu muazzam yapıyor. Filmin sen sevdiğim yanı vuruculuğu. Bunu nasıl anlatabilirim pek emin değilim. Aynı durum Black Swan ve…devamıDarren Aronofsky bu filmi izledikten sonra en sevdiğim yönetmenlerden biri oldu. Genel olarak filmlerinde karakter hikayesi anlatan bir yönetmen ve bence bunu muazzam yapıyor.
Filmin sen sevdiğim yanı vuruculuğu. Bunu nasıl anlatabilirim pek emin değilim. Aynı durum Black Swan ve Requiem For A Dream filmlerinde de hissettiğim bir şeydi. Bunu nasıl becerdiğini tam bilmiyorum ama birkaç tahminim mevcut. Öncelikle en başta bahsettiğim şey yani karakter derinliği. Çoğu biyografik filmde bile olmayan bir karakter derinliği sunuyor bize. Randy’i görmediğimiz çok az sahne var filmde. Randy’nin olduğu çoğu sahnede de bir sürü yakın çekim var ve bu Randy’le izleyicinin aynı bakış açısına sahip olmasını sağlıyor. Bu durumlar da onunla ister istemez bağ kurmamızı sağlıyor. Üstelik Randy iyilik perisi bir karakter değil. Hayatı da sefil diyebileceğimiz kadar olmasa da yoksul. Ama en önemlisi de o çok yalnız. Eskiden yaptığı yanlışların kefaretini ödüyor. İlişkisel olarak hiçbir zaman başarılı olamamış ve film boyunca da olamıyor. Dağınık bir insan Randy. İnsanlara karşı çok kibar ama kendine karşı da bir o kadar acımasız. Ama kibarlığını da patlama noktasına gelince bozabilen biri. Çok uzun bir karakter incelemesi oldu ama Randy bunu hak ediyor. O her ne kadar profesyonel bir güreşçi olsa da bizden biri. Kısacası Randy biziz ve Randy biz olduğu için çok iyi yazılmış bir karakter.
Vay be ne güzel övdüm. Devam edelim o zaman. Filmin müziklerine değinmeye bile gerek yok 70-80’ler klasiklerini barındırıyor. Hatta buna spesifik bir sahne bile var ki acayip hoşuma gitti.
Görsellik her Aronofsky filminde olduğu gibi gayet kaliteli. Aslında bu filmde daima beraber çalıştığı görüntü yönetmeniyle çalışmamış ama hiç sırıtmamış. Villeneuve filmlerinde epik kurgulanmış manzaralar, sahneler, VFX’leri överiz. Bu filmde bunlar yok tabi ki. Bu filmin sinematografisini iyi yapan şey başka. O da izlediğimiz sahne içinde bulunuyormuşuz hissini çok iyi vermesi. İngilizcede “immersed” deniliyor bu olayı (tam karşılığı daldırılmış demek ki bu kullanımda filmin içinde dalmışız gibi benzetebiliriz) gerçekten çok iyi yaşatıyor. Bu da filme tatlı bir doğallık katıyor.
Çok uzattım, bitiriyorum. Oyunculuk şahane, final bir iki beklentim dışında kaliteli. Elbette mükemmel bir film değil ama sevdiğim filmlerin eksilerinden bahsetmeyi sevmiyorum. Aranofsky’den uzun yıllar böyle filmler görme dileğiyle.
9/10
Şöyle güzelinden bir “İntikamın doğruluğunu” sorgulatan cinsten bir film var mı? The Last Of Us Part 2 oyunundaki gibi tarafların haklılığını düşündüren.