Ali, neredeyse film boyunca hayata karşı kayıtsız, duygusuz, kendi acısını bile içine gömmüş bir karakter. Bu yönüyle izleyiciyi itiyor; onu anlamak değil, ondan uzaklaşmak istiyoruz. Ama garip bir şekilde, filmdeki herkes Ali’yi bir nevi duvar gibi görüyor sağlam, sessiz, karşılık…devamıAli, neredeyse film boyunca hayata karşı kayıtsız, duygusuz, kendi acısını bile içine gömmüş bir karakter. Bu yönüyle izleyiciyi itiyor; onu anlamak değil, ondan uzaklaşmak istiyoruz. Ama garip bir şekilde, filmdeki herkes Ali’yi bir nevi duvar gibi görüyor sağlam, sessiz, karşılık vermeyeceğini bilerek güvenle yaslanılabilecek bir duvar. Belki de insanlar, yargılanmadan konuşabilmenin rahatlığını onda buluyor. Ali kimseye “fazla gelmeyen” bir karakter; varlığıyla yokluğu arasında bir çizgide. Bu yüzden de başkalarının yükünü taşıyan ama kendi yükünü kimseyle paylaşmayan biri hâline geliyor. Son sahneye kadar onunla empati kurmak zor, son sahnede gerçekten içinden gelen bir fiille harekete geçişiyle film anlamlanıyor.
sadece bir arkadaşlık ya da aşk hikâyesi değil; aynı zamanda neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kestiremediğimiz duygusal bir labirent. Ender ve Çetin’in birlikte kurduğu güvenli, sade dünyaya Nihal’in gelişiyle giren o sessiz sarsıntı, izleyicinin içini de titretiyor. Çünkü burada aşk…devamısadece bir arkadaşlık ya da aşk hikâyesi değil; aynı zamanda neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kestiremediğimiz duygusal bir labirent. Ender ve Çetin’in birlikte kurduğu güvenli, sade dünyaya Nihal’in gelişiyle giren o sessiz sarsıntı, izleyicinin içini de titretiyor. Çünkü burada aşk öyle büyük laflarla, romantik sahnelerle gelmiyor; gözlerin kaçmasında, sessizlikte, yer açmakta ve aynı evi paylaşırken birbirinden gizlenen duygularda büyüyor. Kimse kimseye “aşığım” demiyor belki ama herkes bir şekilde yalnız ve kırılgan. Film, doğru olanı yapmanın, duyguları bastırmanın ya da sadece arkadaş kalmanın aslında kimseyi koruyamadığını çok incelikli bir şekilde anlatıyor. Ne Ender ne Çetin tam olarak duygularıyla yüzleşebiliyor, Nihal ise kendi travmasının içinde zaten bir başına. Seyfi Teoman, bu üç karakterin arasında ne tam bir aşk ne tam bir dostluk olan o karmaşık bağı, hayatta çoğu zaman yaşadığımız ama adlandıramadığımız o “çaresizliği” çok sade ama vurucu bir dille aktarıyor.
Tabutta Rövaşata, Derviş Zaim’in yönetmenliğinde, toplumun kıyısında kalmış “şalâş ve duygusal bir yeraltı adamı” olan Mahsun’un iç dünyasını ve varoluş mücadelesini anlatan çarpıcı bir film.Mahsun, evsizliği, işsizliği ve toplumdan dışlanmışlığıyla sistemin görmezden geldiği bir figür ama aynı zamanda çaldığı arabalarla…devamıTabutta Rövaşata, Derviş Zaim’in yönetmenliğinde, toplumun kıyısında kalmış “şalâş ve duygusal bir yeraltı adamı” olan Mahsun’un iç dünyasını ve varoluş mücadelesini anlatan çarpıcı bir film.Mahsun, evsizliği, işsizliği ve toplumdan dışlanmışlığıyla sistemin görmezden geldiği bir figür ama aynı zamanda çaldığı arabalarla özgürlük hayali kuran, Kadriye’ye duyduğu sevgiyle insani yönünü korumaya çalışan kırılgan bir ruh. Onun suçları, hayatta kalmak kadar, kendini hatırlatma çabasıdır. Film, Mahsun’un duygusal derinliğiyle birlikte İstanbul’un arka sokaklarında geçen görkemli yalnızlığını sade ama etkileyici bir dille sunuyor.
hayat bana şunu ogretti ki kalbini mabet yapmis insanlarin inaclari daha hayran olunasi. gosterissiz sade inancin ihtişamı resmen. bagiran ben buyum naralari paylasimlari bu farkedisten sonra gozumde resmen siliklesti
Nasi bi film ne icat ettiniz dostum siz biraz da 2000 donemi turk klasiklerine sarayim baya icine aliyor cunku beni. jargonlar, filtresiz sahne akışı falan mest olduk
yarın sinavda sorulacak deli gibi analiz ettim filmi at gondermesi cok manidar ve okan bayulgenin degismeyen ic giciklayan ustenci burjuvazi konusmasi her filmde ayni oyunculuk dedirtiyor. tum yuzler o kadar tanidik ki film beni sirf o yüzden bile içine çekti