Hikâye olunur ki: Pir Sultan Abdal, idam edileceği darağacına doğru yürümeye başlar. Hızır Paşa emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, bilsin.” Uğruna mücadele ettiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona…devamıHikâye olunur ki: Pir Sultan Abdal, idam edileceği darağacına doğru yürümeye başlar. Hızır Paşa emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, bilsin.” Uğruna mücadele ettiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona değmeden yere düşmektedir. Pir’in musahibi (can yoldaşı) Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan Pir’e bir gül atar. Gül, Pir’e değer ve yaralar. Al kanlar akar Pir’in bedeninden. Can dostunun bu hareketinden incinen Pir’in dudaklarından şu nefes dökülür:
Şu kanlı zalımın ettiği işler,
Garip bülbül gibi zaralar beni.
Yağmur gibi yağar başıma taşlar,
İlle de dostun bir fiskesi yaralar beni.
Dar günümde dost düşmanım belli oldu.
Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.
Ecel fermanı boynuma takıldı.
Gerek asa, gerek vuralar beni.
Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz.
Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz.
Şu ellerin taşı hiç bana değmez.
İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.
Hayatının her anını planlayan kız, deli dolu yaşayan erkek... Tabii ki hayat planlandığı gibi gitmez. Klasik ama izlemesi zevkli bir film. Sanki bana Me Before You filmini andırdı. 7/10
Diziye internette gördüğüm bir sahne ile başlamıştım. Dizi genel anlamda güzeldi. İntikam dizisi olduğu için konudan sapmamışlar. Son bölümlere doğru biraz sıkıldım sadece. 7/10
Başkasına yara açılır, Gelir kanı benden akar, Başkasının gönlünde insanlar ölür Selâsı aklımda verilir, Ölen kim olursa olsun, Gelir benim gönlüme gömülür. "En büyük hatan ne?"diye sorsalar, "İnsan olmak" derim, Lakin çevreme sorsanız, Ben insan olmayı bile beceremedim! Dostum dediğim…devamıBaşkasına yara açılır,
Gelir kanı benden akar,
Başkasının gönlünde insanlar ölür
Selâsı aklımda verilir,
Ölen kim olursa olsun,
Gelir benim gönlüme gömülür.
"En büyük hatan ne?"diye sorsalar,
"İnsan olmak" derim,
Lakin çevreme sorsanız,
Ben insan olmayı bile beceremedim!
Dostum dediğim insanlara göre en büyük sorunum,
Çok merhametli olmam!
Lakin merhameti söküp alırsanız benden,
İşte o zaman ben insan olamam!
Başkasının derdi ile dertlenmeyeni,
Zaten ben insan yerine koymam!
Başkasının günahlarını şeytan üstlenirken,
Benim günahlarımın sebebi yine benim,
Siz elimi kanlı gördüğünüz için katil sandınız beni,
Lakin sırtımdaki bıçakları çıkarırken kesildi ellerim...
Aklımın içinde bilmem kaçıncı dünya savaşı,
Kötüler galip gelmesin diye yitirdim ben aklımı,
Daha ne kadar?
Daha ne kadar yakabilirsiniz ki canımı?
Ben kendi uçurumlarımdan atlayıp,
Kendi denizime düşerek boğuldum,
Canımı acıtmaz artık,
Ne ihanet,
Ne de "seni seviyorum" yalanı...
Sizi hayata bağlayan çelik zincirler,
Beni ise bağlayan örümcek ağı,
Lakin size yağmur çiselese sel olur,
Bana ise fırtına kopsa,
Eteklerimden anca toz uçurur...
Dışarıdan bakınca bende gördüğünüz o çiçekler,
İçimi dolduran mezarların üstüne dikili,
Bakmayın suskun durduğuma,
Yıkık minarelerimde yankılanıyor hâlâ selâ sesleri,
Kırk farklı dereye girip,
Kırk kere yıkansam bile,
Bedenimden silinmiyor,
Bana layık gördüğünüz o ihanet izleri...
Size göre aptallık bu yaptığım,
Bana göre ise Allah vergisi,
Lakin inatla çiçeklendireceğim, Ellerimin dukunduğu her yeri!
Kimine leş kokacak çiçekler,
Kimine akşam sefası..
Mutluluğun bir anlamı olur mu hiç?
Çekilmez ise cefası...
Şiir: Gökhan Çandır
Bugün ikinci sezonuna geçtim. Giray Altınok sen bir markasın. İzlerken aşırı keyif aldım. Ciddi ortamda bu kadar ciddiyetsizlik çok iyi durmuş. Espriler, tavırlar, jest ve mimikler hepsi ayrı ayrı güzeldi. Hayatın ciddiyetinden sıkılanlara küçük bir nefes.
Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın! Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla! Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde! Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum! Belki kırklarımdayım belki otuzlarımda! Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında! Hiç bilmiyorum! Hayat taviz vermediği hızı…devamıBiraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın!
Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla!
Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!
Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum!
Belki kırklarımdayım belki otuzlarımda!
Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında!
Hiç bilmiyorum! Hayat taviz vermediği hızı ve kavgasıyla akıp gidiyor!
Baharın rahiyasından akıp coşan çiçeklerle hatırlıyorum lise yıllarımızı!
Kimimize kış, kimimize bahar olup canıyla değen babalarımızı!
Bu memlekette insanlar belki de en çok baba sancısıyla inliyor, en çok baba deyince aklımıza gelir çocukluğumuz!
Mazinin araladığı perdeden sızıyor eski günler!
Onlarla kavgalı onlarla sevdalı olduğumuz!
En çok baba yokluğunun hüsranıyla kızıyormuş zaman ayrılığın yarasını!
İnsan baba olunca anlıyormuş babasını!