Adana'dan göç etmek zorunda kalan kebapçı bir ailenin yolculuk sırasında beklenmedik bir şekilde Tokat'a yerleşmesini ve burada geçen eğlenceli, romantize ve lezzet dolu maceralarını anlatır.
Teksas'ın küçük bir kasabasında yaşayan, kiliseye giden ve son derece sıradan, sakin hayatları olan iki evli çiftin etrafında döner. Hayatından sıkılan ev hanımı Candy Montgomery, kiliseden arkadaşı olan Allan ile gizli bir ilişki yaşamaya başlar. Bu yasak aşk, bir süre…devamıTeksas'ın küçük bir kasabasında yaşayan, kiliseye giden ve son derece sıradan, sakin hayatları olan iki evli çiftin etrafında döner. Hayatından sıkılan ev hanımı Candy Montgomery, kiliseden arkadaşı olan Allan ile gizli bir ilişki yaşamaya başlar. Bu yasak aşk, bir süre sonra Allan'ın eşi Betty Gore'un 41 balta darbesiyle vahşice öldürülmesiyle son bulur. Dizi, cinayeti ve ardından gelen sıra dışı mahkeme sürecini işler. Gerçek yaşanmış bir hikâyeden uyarlama olması ayrıca etkileyici ve ürkütücü.
Film romantik komedi olarak geçse de daha çok dram ve felsefe içeriyor. Kafa dağıtmak için izleyebilirsiniz. İzlerken iştahınız kabarabilir aman dikkat :))
Hapisten çıktıktan sonra hayatına temiz bir sayfa açmak isteyen Millie'nin, zengin ve kusursuz görünen Winchester ailesinin malikanesinde işe başlamasını, sonrasında ise evdeki karanlık sırları ve beklenmedik gerilim dolu olayları konu alır. Roman, karakterlerin ve olayların sürekli yön değiştirdiği şaşırtıcı sonları…devamıHapisten çıktıktan sonra hayatına temiz bir sayfa açmak isteyen Millie'nin, zengin ve kusursuz görünen Winchester ailesinin malikanesinde işe başlamasını, sonrasında ise evdeki karanlık sırları ve beklenmedik gerilim dolu olayları konu alır. Roman, karakterlerin ve olayların sürekli yön değiştirdiği şaşırtıcı sonları ve psikolojik gerilim unsurları ile öne çıkıyor. Tam bir ters köşe. Son derece akıcı bir roman psikolojik -gerilim sevenlere şiddetle tavsiye ederim.
1954 yapımı Arka Pencere (Rear Window) filmi, kaza nedeniyle evine mahkûm olan ve arka penceresinden komşularını izlerken bir cinayetten şüphelenen fotoğrafçı L.B. Jefferies'in hikâyesini anlatır. Çok ama çok sevdim. Mutlaka izlemelisiniz.
1959 yılının yaz ayında Sidney'de, lüks bir büyük mağazada siyah üniformalarla çalışan bir grup kadının hayatını ve değişimini anlatır. Üniversite hayalleri kuran genç Lisa ve mesai arkadaşlarının 1950'ler Avustralya'sındaki özgürleşme mücadelesini ve samimi hikâyelerini ele alır. Buram buram nostalji içeren…devamı1959 yılının yaz ayında Sidney'de, lüks bir büyük mağazada siyah üniformalarla çalışan bir grup kadının hayatını ve değişimini anlatır. Üniversite hayalleri kuran genç Lisa ve mesai arkadaşlarının 1950'ler Avustralya'sındaki özgürleşme mücadelesini ve samimi hikâyelerini ele alır.
Buram buram nostalji içeren bir film izlemek isterseniz tavsiye ederim. Ben çok sevdim oldum olası dönem filmlerini ayrı bir seviyorum.
Bazı filmler vardır, sadece bir hikaye anlatmaz; seni alır, o dalgaların ortasına, bilinmezin tam kalbine fırlatır. Christopher Nolan’ın Odyssey’i de benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Sinema salonundan çıktığımda zihnimde dönüp duran ilk şey, "Bir insan evine dönmek…devamıBazı filmler vardır, sadece bir hikaye anlatmaz; seni alır, o dalgaların ortasına, bilinmezin tam kalbine fırlatır. Christopher Nolan’ın Odyssey’i de benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu.
Sinema salonundan çıktığımda zihnimde dönüp duran ilk şey, "Bir insan evine dönmek için ne kadar uzağa gidebilir?" sorusuydu.
Ruhuma Dokunan Yönleri:
* Zamanın ve Sabrın Büyüsü: Nolan o bildiğimiz zaman oyunlarını bu kez Odysseus’un zihinsel yorgunluğunu anlatmak için kullanmış. Dalga sesleri, rüzgarın fısıltısı ve o sonsuz deniz manzaraları... Bir kadrajın içine ne kadar çok duygu sığdırılabilirse, o kadar sığdırmışlar. Bazen durup sadece o sessizliği, o dingin ama fırtına öncesi sessizliği izlemek istedim.
* Kibir ve Huzur Arasındaki Çizgi: Matt Damon’ın canlandırdığı Odysseus bana çok tanıdık bir insanı hatırlattı: Kendi gururuna yenik düşen ama yaşadıkça, kaybettikçe sadeleşen, ruhundaki o hırsı bırakıp sadece huzuru ve yuvayı arayan bir adam. İnsanın kendi içsel yolculuğu bundan daha güzel anlatılamazdı.
* Penelope ve Sadakat: Ekranda Penelope’yi her gördüğümde, beklemenin de başlı başına bir sanat, bir direnç olduğunu hissettim. Hikayenin arka planında o kadar güçlü bir duruş var ki, kitabını okurken altını çizeceğim cümleler filmde gözlerle söylenmiş gibiydi.
Bir Küçük "Keşke"
Mitolojik o masalsı, büyülü atmosferi biraz daha edebiyatın içindeki o şiirsel dille hissetmek isterdim. Nolan daha çok psikolojiye ve gerçekçiliğe odaklanmış. Kötü mü? Asla. Ama o eski efsanelerin bıraktığı o tozlu, masalsı tadı biraz aramadım değil.
Yine de kahvemi alıp, üzerine saatlerce konuşmak isteyeceğim, her sahnesi ayrı bir görsel şölen sunan harika bir yapımdı. Sinemadan değil, sanki uzun bir yolculuktan dönmüş gibiyim...
Love, Rosie , 5 yaşından beri en iyi arkadaş olan Rosie ile Alex'in yıllara yayılan hikâyesini anlatır. 18 yaşında yapılan bir hata ve yanlış anlaşılmalar onları farklı kıtalara ve ayrı hayatlara savursa da aralarındaki derin bağ kopmaz. Film, doğru zamanın…devamıLove, Rosie , 5 yaşından beri en iyi arkadaş olan Rosie ile Alex'in yıllara yayılan hikâyesini anlatır. 18 yaşında yapılan bir hata ve yanlış anlaşılmalar onları farklı kıtalara ve ayrı hayatlara savursa da aralarındaki derin bağ kopmaz. Film, doğru zamanın bir türlü gelmediği bu iki dostun yıllar süren kaçırılmış fırsatlarını ve kaderlerini arayışını konu alır. Çok güzeldi.
Yüzüklerin Efendisi serisine başladım. İlk defa adam akıllı oturup izleyebildim. Bu sıralar bu tarz dizi ve filmler ilgimi çekmeye başladı açıkçası. Cidden izlenmeye değer bir film arıyorsanız mutlaka izleyin derim.