İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar. Yıllar önce ülkede akım gibi herkesin okuduğu eseri az önce okuyup kapağını kapatmış…devamıİnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
Yıllar önce ülkede akım gibi herkesin okuduğu eseri az önce okuyup kapağını kapatmış bulunmaktayım. Popüler olduğu dönemde çoğunluğa karışmaktansa gündemden düşmüş, zihinlerden silinmiş anlarda yeni tanışıp farkında olarak ağır ağır okumayı tercih ediyorum.
Her ne kadar yazılmış bir hikâye olsa da Sabahattin Ali'nin hayatında böyle bir anının en azından Maria Puder'in varlığına inanıyorum. Yaptığım küçük bir araştırma sonucu Ali'nin kızının da bunu destekler nitelikte röportaj verdiğini gördüm. İçimde bir boşluk var Raif kadar hüzünlü hissediyorum şuan. Maria'nın kendinden emin ve güçlü kişiliği beni etkiledi tabii. Raif'i anlamak isteyenler kitabı okumalılar bu sebeple buna değinmeden geçeceğim.
Çoğunluğun aksine bir kaç gün önce kitabını okuduktan sonra kitap hakkında araştırma yaparken varlığından haberdar olup sıcağı sıcağına izlediğim film için methiyeler dizmeyeceğim. Sanırım kitabını okurken zihnimde tasvir ettiğim hikayeyi filmde bulamamış olmaktan kaynaklı. Felsefîk olarak içi doldurulmuş, bu konuda…devamıÇoğunluğun aksine bir kaç gün önce kitabını okuduktan sonra kitap hakkında araştırma yaparken varlığından haberdar olup sıcağı sıcağına izlediğim film için methiyeler dizmeyeceğim. Sanırım kitabını okurken zihnimde tasvir ettiğim hikayeyi filmde bulamamış olmaktan kaynaklı. Felsefîk olarak içi doldurulmuş, bu konuda hakkını yiyemem. Sahne dekorasyonları, havanın atmosferi, ambiyansları mükemmel olmuş. Film boyunca gerçeklik hissini vererek sizi kasvetli bir ortamda hissettirir.
Keşke kitabın orijinaline son sahneye kadar sâdık kalınsaymış. Bir çok ayrıntıyı fark etmek için dikkatle izlenmesi gerekir. Finali ise orijinaline kıyasla değiştirilmiş ve de soru işaretleri ile bırakılmıştı. Kitabı okumamış olsam filmin sonunda bir sonuca varmakta zorlanır belki de bir sonuç çıkaramazdım.
Geçen yıllarda uygun fiyatı sebebiyle kitaplığıma eklediğim bir kitap. Raftaki uzun bekleyişinden sonra spontane olarak elime alıp okuduğum bu eseri keşke bunca zaman ihmal etmeseymişim. 2 günde okumuş olmam (2 kez elime aldım) sürükleyicilik ve gizem konusundaki başarısını kanıtlamıştır benim…devamıGeçen yıllarda uygun fiyatı sebebiyle kitaplığıma eklediğim bir kitap. Raftaki uzun bekleyişinden sonra spontane olarak elime alıp okuduğum bu eseri keşke bunca zaman ihmal etmeseymişim. 2 günde okumuş olmam (2 kez elime aldım) sürükleyicilik ve gizem konusundaki başarısını kanıtlamıştır benim için. Spoiler vermemek adına uzun uzun bahsetmek istemiyorum lakin iletişim eksikliğinin ne kadar ciddi bir boyuta ulaşabileceğini ve yalnızlığın insan zihnini içinden çıkılmaz bir karanlığa gömebileceğini o kadar yalın ve güzel anlatmış ki okurken bir çok satırı ikinci hatta üçüncü kez okuyup üzerine düşünmek için duraksadım. Finalde içimdeki tuhaf burukluğu ve şaşkınlığı atmam kolay olmadı ve hâlâ da kitap üzerine düşünüp kaçırmış olduğum detayları farkedince kalemin gücüne bi nevi hayranlık duyuyorum. Tahmin edilmesi çok zor bir sonu yoktu ama tahmin edilmesi de kolay değildi. Kurduğum onlarca senaryonun tahminlerin boşa çıkmasını saymıyorum. Okunması gereken "dikkatli olunması gereken" bir kitaptı. E tabi bunca güzelliğin içinde bazı noktalar havada kalmış tabi ama yine de bu hikayenin ışığına gölge düşüreceği anlamına gelmiyor.
Spoiler içeriyor
Yazının yabanında ele güne rezil olmak vardı, ne derlerdi tanıdık bildik. Hele o doktorun anası yok mu anası. Amma zehir olsa yutulacaktı, kütlüden toplanan parayla ısmarıççılığa başlayacaklardı. Hâlli mâllilerden sayılacaklardı. Kocaman bir konağa taşınmak hayali için çekilmez miydi yabanın sıcağı…devamıYazının yabanında ele güne rezil olmak vardı, ne derlerdi tanıdık bildik. Hele o doktorun anası yok mu anası. Amma zehir olsa yutulacaktı, kütlüden toplanan parayla ısmarıççılığa başlayacaklardı. Hâlli mâllilerden sayılacaklardı. Kocaman bir konağa taşınmak hayali için çekilmez miydi yabanın sıcağı sineği. Aaah güm güm gümleyen konak.
Orhan Kemal, Anadolu insanının yoklukla imtihanını, yoksulluğun yozlaştırdığı toplumdaki aile bağlarının ne denli kopacak noktaya geldiğini gayet güzel anlatmış bu eserinde. Gerek mahalle yapısı gerek esnaf-komşuluk ilişkileri gerek dönemin sosyo kültürel, ekonomik durumu net olarak okuyucuya aktarılmış ve tarihsel boyutta Anadolu kültürüne merakı olan benim gibi okuyucular için mükemmel bir ayna olmuş. Okumaktan yorulduğum veyahut okumaya vakit bulamadığım zamanlarda sesli kitap olarak devam etmemi sağlayacak şekilde merakımı sürekli kıldı. Yalnız absürt bulduğum ya da hoşuma gitmeyen şey dini değerlere küfür boyutunun, haddi fazlasıyla aşmış isyan ve inkâr cümlelerin sıklığı idi. Evet, yokluk ve imtihan her türlü değerleri zedeleyecek boyutta olduğunda insan nazlanmaya sızlanmaya hakkı olduğunu düşünüyor lakin son kısımlara doğru fazlaca şirk içeren cümleler bana gereksiz geldi. Bunun dışında kitap harikaydı, hikaye içimizden biriydi, yazımı olması gerektiği gibiydi. Ayrıca kitabı okuduktan sonra filmini de izledim ona başka bir gönderide değineceğim. Okunmaya değer hele ki Orhan Kemal'le yeni taşıcaksanız gönül rahatlığıyla bu eserinden başlayabilirsiniz.
Spoiler içeriyor
Evli ve iki çocuk annesi karakterimizin iç dünyasındaki çatışmalarını, kendini ve yabancı olduğu sevme sevilme duygusunu bulmak adına çıktığı yolculuğu konu alan bir romandır. Tiksinti duyduğu bir eşi, ergen bir kızı ve her şeyden habersiz saf bir duygu ile dünyaya…devamıEvli ve iki çocuk annesi karakterimizin iç dünyasındaki çatışmalarını, kendini ve yabancı olduğu sevme sevilme duygusunu bulmak adına çıktığı yolculuğu konu alan bir romandır. Tiksinti duyduğu bir eşi, ergen bir kızı ve her şeyden habersiz saf bir duygu ile dünyaya bakan bir oğlu vardır Nihan'ın. Monotonlaşmış bir hayat yaşayan tipik bir ev hanımı Nihan'ın aradığı hazzı ve saf sevgiyi tatmak için yaşatmaya çalıştığı iki farklı kadına yetişmeye çalışması ile zihni daha da bulanıklaşır. Estetik operasyonunu yaptırdığı yakışıklı doktoru ile "Renkli rüyalar oteli'nde" geçirdiği bu farklı hayata devam ederken kendine, evine ve ait olduğu hayata uzaklaşması onun için sorun teşkil etmezken âşık olduğunu sandığı adamın ilgi ve özel anları yaşattığı tek hastası olmadığını öğrenmesiyle hayatından çıkarması da bi garip doğrusu. Zaten sen kocanı aldatan bir kadınsın, televizyon programında görüp randevu aldığın estetik yaptırdığın EVLİ doktorcuğunun aynı otelde farklı kişilere randevu vermesine mi bozuldun? Eşini sevmiyor olabilirsin sosyokültürel ve karakteristik özelliğin uyuşmuyor olabilir bunu anlarım. Lakin boyun kadar iki çocuğuna rağmen eşini aldatmanı "çocuklarını aldatmanı" anlayamam Nihancığım kusura bakma. Her ne kadar edebiyat mezunu, kitap okuyan bir kadın olsan da her sabah çayını içen işine gidip evine gelen TV karşısında uyuyakalan eşin senden çok daha saygıyı hâk ediyor benim gözümde. Kitabın bazı yorumlarına baktım farklı platformlarda; kendini gerçekleştirme -içsel duygusal yolculuk- mental iyileşmeyi arayan kadın gibi gibi güzellemeler yapılmış. Buna şiddetle karşıyım asla kabul edilemez bir durum. Göreceli bir hikaye olması sebebiyle herkes aynı pencereden bakacak diye bir kural yok elbette. Genel olarak kitap güzeldi, benim kızgınlığım ana karaktere.
+Yapamam, huzurum kalmaz. İnsanların ailesi bana lanet eder. Lütfen. Size istediğiniz kadar pencere kapı yaparım. Hem de ücretsiz, izin de istemiyorum. Ama benden bu işi yapmamı istemeyin. - İnsanların ailesi mi? Sence idam edilenler insan mı? + Orasını ben bilemem.…devamı+Yapamam, huzurum kalmaz. İnsanların ailesi bana lanet eder. Lütfen. Size istediğiniz kadar pencere kapı yaparım. Hem de ücretsiz, izin de istemiyorum. Ama benden bu işi yapmamı istemeyin.
- İnsanların ailesi mi? Sence idam edilenler insan mı?
+ Orasını ben bilemem. Nerden bileyim ? Belki asılan yüz kişiden biri suçsuzdur.
Spoiler içeriyor
Gizem, entrika, yalan, ihanet ve hesaplaşma ... İzlemek için mini dizi ararken gözümün takıldığı, içerik olarak fazla müstehcen sahne içerdiğini düşünerek arada kaldığım dizimiz. Neyse atlaya atlaya izler geçerim diyerek başladım. İlk bölümü açmamla Miranda'nın garip şekilde çekiciliği göze çarptı.…devamıGizem, entrika, yalan, ihanet ve hesaplaşma ... İzlemek için mini dizi ararken gözümün takıldığı, içerik olarak fazla müstehcen sahne içerdiğini düşünerek arada kaldığım dizimiz. Neyse atlaya atlaya izler geçerim diyerek başladım. İlk bölümü açmamla Miranda'nın garip şekilde çekiciliği göze çarptı. Her bölüm daha çok karmaşıklığa sürüklese de bazı karakterler bakışlarından bile suçlu olduğunu itiraf ediyor. Dizi boyunca en çok merak ettiğim kısım; Miranda'yı havuz başına kim getirdi ve Louisa'nın annesi neden havuzda çıplak halde ölü? Son bölümlere kadar acaba her cinayetin ardında Miranda var ve yaptıklarını hastalığı yüzünden hatırlamıyor mu, diye düşündüm. Dizi boyunca iğrençlikler, ihanetler, aldatmalar bir bir gün yüzüne çıkınca mideniz bulanabilir. Aile soy şemasını çözdüğümü hâlâ söyleyemem, kim kimin nesiydi hâlâ kafamda eksik yerler var. Ayrıca evlatlık olayını biraz abartmışlar, öz evladını evlatlık verip neden üvey bir evlat ediniyorsun mesela. Fernando ve Bernardo yakın arkadaş ise Louisa'nın annesi (adını unuttum) Fernandon'un üvey kardeşi Bernardo'nun sevgilisi oluyo ise kadın ikisiyle birlikte oluyor ama Bernardo'nun kız kardeşi Eithor'un eski sevgilisi hâlâ da aynı dairede akrabalık bağı ile bir aradalar. Fernando üvey kardeş ise Eithor'un kayınvalidesi'nin öz oğlu olmaz mı? Peki öz annesiyle nasıl bi tuhaf ilişkisi olabilir? Her şey o kadar absürt ve karmaşık ki özellikle herkesin herkesle birlikte olması mide bulandırıcı. En başta kaybolan komşunun Miranda'nın kız kardeşi olabileceği büyük annenin sürekli buraya geldi demesinden ve orada Miranda ile karşılaşmasından belliydi. Ama o da Eithor'un kayınvalidesinin öz kızı. Ritha'nın takıntılı aşığı Otto ise Eithor'un yardımcısının gizemli oğlu. En çok da Louisa'nın babasına şaşırdım. 10 bölümlük diziyi bizim senaristler 10 sezon olarak sunardı büyük ihtimalle. Yılan hikayesine dönmüş bir ailenin içinde üst üste gizemli ölümler. Son bölüm daha farklı olabilirdi. Onca kaosun içinde masum olan tek karakter Ritha ve o da arada kaynayıp öldü. Anlıyorum ki manipülasyon ile şeytan da olsan melek gibi görünebilirmişsin. Şahsen sonuna kadar Eithor'un bi canavar olduğunu düşündüm.