Bir şeyin temelini alan kitap bulmak bence zor. Genelde yüzeysel bir temel anlatılıp, düşük de olsa bir seviyeden başlıyor kitaplar. Burada bu yok. Temelin temeline iniyor kitap. Gerçekten harika bir şey bu. Benim için çok çok çok çok çok çok…devamıBir şeyin temelini alan kitap bulmak bence zor. Genelde yüzeysel bir temel anlatılıp, düşük de olsa bir seviyeden başlıyor kitaplar. Burada bu yok. Temelin temeline iniyor kitap. Gerçekten harika bir şey bu.
Benim için çok çok çok çok çok çok önemli bir kitabı paylaşmadan edemem. Bu kitabı 4. Kez falan okuyorum ben. Çünkü hazmetmek gerekiyor fazlasıyla. Aslında çok zor cümleleri ya da yoran kısımları yok. Fakat bahsettiği neredeyse her şey çok kıymetli Jules Payot'nun. Adında da gördüğünüz gibi, İrade Eğitimi. İradenin aslında ne olduğu, ne kadar etkili olduğu, iradeye etkinin nelerden kaynaklandığını, iradesiz bireyin hangi toplumlarda neden oluştuğunu gibi gibi bir sürü başlıkta kümülatif halde bize iletmiş Fransız Profesör. Benim için sürekli okunacak bir "süregelen bilgi" kitabı. İnsanın öğrenme aşaması bitmiyor, aynı zamanda sürekli hayatı ilerlediği ve yeni insanlar yeni olaylarla tanıştığı için de bilinc farkındalığı ileri ya da geri gidebiliyor. Ki günümüzde geri gitme olayı daha çok yaşanıyor. Bu sebepten insanın devamlı kendine hatırlatması gereken bilgiler kitabı da diyebiliriz. Aslında oto kontrolünüz zayıfladığı her an bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Hâlâ günümüz Fransasına dair hiçbir şey sevmesem de (Paris, Eyfel dahil), eskiden Fransa'da olanlara ya da yaşayanlarına ilgim çok arttı son zamanlarda.
Üniversite bunun için var sanırım.
Uzun zamandır kitap paylaşmadığımı fark ettim dolayısıyla en son bitirdiğim kitapla tekrar başlamak istiyorum. 64 sayfalık Fransız devrimci manifestosu ama sosyalist fetiş ile yazılmamış olanı. Nasıl oluyor diyebilirsiniz ama öyle. Paul Lafarque dili sert olmasına rağmen anlatmaya çalıştıklarıyla, Cumhuriyet devriminin…devamıUzun zamandır kitap paylaşmadığımı fark ettim dolayısıyla en son bitirdiğim kitapla tekrar başlamak istiyorum.
64 sayfalık Fransız devrimci manifestosu ama sosyalist fetiş ile yazılmamış olanı. Nasıl oluyor diyebilirsiniz ama öyle. Paul Lafarque dili sert olmasına rağmen anlatmaya çalıştıklarıyla, Cumhuriyet devriminin ne denli mantıklı ve elzem olduğunu size veriyor. Üstelik bunu bize dayatılan çalışma mantığının saçmalığı üzerinden anlatıyor. Ben insanın çalışma düzenli olması gerektiğini düşünüyorum fakat uzun zamandır bu seviyenin çok üstündeyiz. Lafarque bu süreçte çok sert dilli olması sebebiyle, Fransız devriminden sonra yaşamasına rağmen devrimci kitle tarafından bile ayrı görülmüş olacak ki hapse de girmiş kendisi. Kitabındaki önsöz de hapishanede yazdığı notlardan galiba.
Çok kısa olması sebebiyle zaten okumanız gerektiğine inanıyorum bunun yanı sıra bugünlerde kendini eşitlikçi ya da özgürlükçü diye tanımlayanların, ne derece yoz veya iki yüzlü olduğunu da, bizzat o dönemlerde bu fikri savunan ve bu fikrin bizzat sahibi kişilerden duymanız açısından çok tavsiye ediyorum.
Kitap, güçlü veya sömüren zihniyeti taşlıyor olsa da, bizlere 150 sene sonra bir başka zihniyeti daha taşlama şansı sunuyor sağolsun.
Herkese iyi yıllar. Umarım beklediğiniz şeylerin belli oranda gerçekleştiği bir yıl olur. Hepsini dilemek benim hayallerim için saçma o yüzden size de dileğim budur. Huzurlarınızda yeni yılın ilk paylaşımı. Çok çok çok underrated bir film demek istiyorum. İnsanı bağırarak çağırarak,…devamıHerkese iyi yıllar. Umarım beklediğiniz şeylerin belli oranda gerçekleştiği bir yıl olur. Hepsini dilemek benim hayallerim için saçma o yüzden size de dileğim budur. Huzurlarınızda yeni yılın ilk paylaşımı.
Çok çok çok underrated bir film demek istiyorum. İnsanı bağırarak çağırarak, sürekli küfür ederek, kadına hakaret ederek güldürmenin dışında, güldürünün bana göre en ustalık türlerinden biri olan "cesur-korkak-salak" üçlemesini kullanıyor film. Tolga Çevik için zaten çok fazla şey söyleyebilirim iyi anlamda, ancak önce rahmetli Köksal Engür ile başlamak istiyorum. Her izlediğimde kahkaha atıyorum İsmail Abi karakterine. Burada senaryonun da başarısını inkar etmemek gerek çünkü iki başrolü kendi başlarına saf salak, bir de beraberken saf salak diyaloglar halinde yazmaları müthiş gerçekten. Mesela bir sahne oluyor, sahnede gayet ciddi bir konuyu öyle anlıyorlar ki, ters elle ters kulağı tutmak gibi bir şey çıkıyor ortaya. Harika bir komedi filmi. İçinde çok da güzel replikler de var birden fazla kez izleyip biraz da dikkat edince cidden çok iyi şeyler var bence. Tolga Çevik'e dönecek olursam, zaten aslen yaptığı sahne işine hayran biri olarak, filmlerinde de büyük oranda çok başarılı bulurum oyunculuğunu. Bazı oyuncular tiyatrodur bazıları sinema. Herkes ikisini birden iyi yapamıyor bence. Mesela Ezgi Mola. Sinema oyunculuğu vasat iken, tiyatro kolunda çok çok başarılı. Yine Tolga Çevik'e dönmek gerekirse, bu filmde bahsettiğim "cesur-korkak-salak" rolünü müthiş oynamış. Bir iki sahnesi sırıtıyor filmin ama bunun sebebinin filmi doldurmak olduğu çok belli. Endüstriyel sinemanın zararları diyebilirim. Maalesef 2-3 dakikalık o sahnelerden illa bir tane koymak gerekiyor. (Bahsettiğim sahne Stayin' Alive şarkısını çaldığı Amerikanvari sahne). Komedi filmlerinin basit bir mantığı var çoğu filmde işleyen. Tam olarak adını bilmiyorum ama sahne gelir ve orada güleceğinizi anlarsınız size belli eder. Orası o sahnedir. Bu filmde bunu ansızın yaşadığınız en az 8-9 tane sahne var, bir anda beklemediğiniz bir şeye güldüğünüz. Bugün komedi filmleri içerisinde ki bizde çok var iyi- kötü, neredeyse hiç adı anılmıyorsa bunun en büyük sebebi Tolgs Çevik'in sinemayla ilgi ve alakasının olmaması, bunun için araya insanlar sokmak gibi bir derdinin olmaması. Kesinlikle şans verin. Hatta yılbaşındayiz eğer şu an okuyorsaniz size bir enerji olsun ve şu an açıp izleyin. Yeni yıla çok gülerek girmiş olursunuz. Sabah uyanıp bakanlar için ise, yeni yılın İlk gününde çok keyifli bir başlangıç yapacağınızı garanti ederim. Kefil olduğum filmlerdendir.
Uyumamak için kendini zorladığım bu gecede; fark ettim ki, eski dizi ve filmleri izlemeye elim hiç gitmiyor. Eskiden kastım 2010 öncesi filmler. Sinema ve televizyonun en büyük 20 yılında hâlâ izlemediğim çok şey olmasına rağmen izlemediklerime ne elim gidiyor, ne…devamıUyumamak için kendini zorladığım bu gecede; fark ettim ki, eski dizi ve filmleri izlemeye elim hiç gitmiyor. Eskiden kastım 2010 öncesi filmler. Sinema ve televizyonun en büyük 20 yılında hâlâ izlemediğim çok şey olmasına rağmen izlemediklerime ne elim gidiyor, ne de izlediğimde bahsedilen keyfi alıyorum. İlk başta ben keyifsizim ondan diyordum ancak 2010 sonrası filmlerde ya da dizilerde benzer şeyi yaşamıyorum. Popüler kültür desem o da değil çünkü izlemediğim ama izlemek istediğim filmlerin çoğu Hollywood filmi. Daha sonrasında fark ettim ki, o filmlerin bu kadar büyütülmesi, büyük oranda o dönemde yapılacak şeyin azlığı ile alakalıymış muhtemelen. En basit örneği, 1999 da Yüzüklerin Efendisini sinemada izleyen biri, 1 hafta filmi konuşmuştur muhtemelen. Bugün Odyssey izlesek yarın konuşulur bir sonraki gün adı bile geçmez. Çünkü çok çok çok hızlı bir hayat içerisindeyiz maalesef. Yoksa bugün de çok fazla iş yapılıyor ve içlerinden bir Matrix kalitesinde iş de çıkıyor. Ya da o zamanın Mumyası vardı ise bugün de herhangi bir Jason Statham filmini oraya koyabiliriz. Neticede benzer İşler yapılıyor benzer kalitede ama o günün temposuna göre yapılan filmler bugün insanı daha az etkiliyor bence.
04.01'de başlayan "uyurken bir diziye başlayayım, 2 bölüm izler uyurum." Fikriyle uygulamaya girip dizi baktığım süreç, 04.25'te bu yazıyı yazmaya kadar geldi. Neticede ben yine dizi bulamadım. Yine uyuyamadım. Sadece ateşi keşfetmiş gibi buraya yazmış oldum. Şimdi bi 25 dakika da bunun faydasını düşünür uyurum gibi.
Konu üzerine düşünenleri sabah karşılayacağım. Herkese şimdiden günaydın.
Popüler Sinema dersimin getirdiği harika işlerden biri daha. Bana göre harika bir Melodram filmidir. Eski bir film olması, Hollywood'un eski oyunculukları aklınıza gelmesin. Tam tersine çok daha yeni nesil bir oyunculuk var filmde. Godfather'da bahsedilen oyunculuktaki çağdaşlık, bu filmde var…devamıPopüler Sinema dersimin getirdiği harika işlerden biri daha.
Bana göre harika bir Melodram filmidir. Eski bir film olması, Hollywood'un eski oyunculukları aklınıza gelmesin. Tam tersine çok daha yeni nesil bir oyunculuk var filmde. Godfather'da bahsedilen oyunculuktaki çağdaşlık, bu filmde var 12-13 sene önce. Melodram olması sebebiyle yine izleyene ana olaylardan bağımsız bir şekilde duygusal katarsis yaşatma amacı güdüyor ancak, temelinde toplumsal sorunları harika işlemişler. İzlemeden önce çok önyargılıydım çini kapaktaki oyunculardan Marilyn Monroe tarzı oyunculuklar bekliyordum. Neyse ki öyle olmadı. Aksine oyunculukların taşıdığı harika bir film olmuş. O dönemde bu çok daha önemli çünkü yönetmenin çekim teknikleri ile verebilecekleri çok sınırlı. Harika bir romantizm ve dram anlayışı, filmde samimiyeti kopartmadan, insanı baymadan çok güzel şekilde besliyor. Kesinlikle tavsiye ediyorum ve öneriyorum. Yaşına başına bakmadan, izleyiniz.
Popüler Sinema dersim sağolsun, popüler türleri oluşturan ilk filmleri izliyorum. Bu da sanırım en babalarından. Kevin Costner'lı 1990 yapımı Kurtlarla Dans. Tom Hanks'in yolculuklarındaki sahnelere benzer bir çekim anlayışı var filmde. Western türünün son iyi örneklerinden biri olarak kabul ediliyor…devamıPopüler Sinema dersim sağolsun, popüler türleri oluşturan ilk filmleri izliyorum. Bu da sanırım en babalarından. Kevin Costner'lı 1990 yapımı Kurtlarla Dans. Tom Hanks'in yolculuklarındaki sahnelere benzer bir çekim anlayışı var filmde. Western türünün son iyi örneklerinden biri olarak kabul ediliyor o döneme göre. Çünkü Western bitiyor, kimse yeni yapılan westerni izlemek istemiyor. Çünkü dönem değişiyor. Bu yüzdendir ki Amerikalılar Little Big Man'den sonra nadiren yaptıkları "Kızılderililer de o kadar kötü değilmiş ya" fikirli filmlerden olmuş bu da. Filmin tek kötü yanı 4 saat olması olabilir. Bunun dışında 4 saati rahatça bitiriyorsunuz. Eğer zorlanıyorsanız ikiye bölerek izleyebilirsiniz çünkü bu da hiçbir şey kaybettirmez size. Filmin sizi koparacak bir şeyi yok çünkü.
Tek cümlede konu dersek, bir Amerikalı subayın batıda daha çok görev almak istemesi ve atanmak istemesi üzerine, atandığı yerin Amerikan askerlerinin terk ettiği, yitip gitmiş bir yer olması ve yakındaki Kızılderili kabilesi ile olan ilişkisinin anlatıyor. Tahmin edeceğiniz üzere zamanla onları anlamaya, onların anlatıldığı gibi olmadığına inanmaya başlıyor. Klâsik Amerika propagandası, bittikten sonra aslında ne iyi insanlardı hikayesi. Üzerine çok dert etmediğiniz sinir olmadığınız zaman keyifle izleyeceğiniz izlerken de bu bilgiyle beraber filme başka bir anlam katacağını düşünüyorum. Western türlerinin klâsik aksiyon sahnelerinden uzak ve daha samimi bir film olduğu kesin. Kevin Costner'in da harika olduğunu söylemek gerek. Filmde 4 saatin neredeyse 3 saatinde hatta daha fazlasında o hep var ve tek başına film yapmış gibi geliyor. Bu da büyük bir başarı. Filmin bazı toplumsal mesajları da cabası. Fakat onları spoiler vermemek için söylemek istemiyorum. Geneliyle Western filmi nedir ve Westerne dair bir şeyler bilmek isterim fikri biraz kafanızda varsa bir gün bu filme şans verin derim.
Bir hikâyeyi okurken sizi hangisi daha çok çekiyor? -Okurken size kademe atlatır gibi ilgi çekmesi, hikâyeyi gittikçe daha ilgi çekici vermesi mi? -İnip çıkan; yer yer durulan, yer yer ilgiyi çok artıran bir hikâye olması mı? (Daha karmaşık bir yapısı…devamıBir hikâyeyi okurken sizi hangisi daha çok çekiyor?
-Okurken size kademe atlatır gibi ilgi çekmesi, hikâyeyi gittikçe daha ilgi çekici vermesi mi?
-İnip çıkan; yer yer durulan, yer yer ilgiyi çok artıran bir hikâye olması mı? (Daha karmaşık bir yapısı olması mı)
Aynı zamanda, bir hikâye okurken ya da dinlerken, hikayedeki karakterlerin, yerin, olayın, tanıtımlarının detaylı mı yoksa, daha kısa cümleler ile mi tutulması sizi çekiyor?
Diziyi kesinlikle öneriyorum. Ancak bir yandan da sinir hastalıkları için uyarıyorum. Dizideki bilimum her karakterin izleyiciyi delirtme ihtimali var. Her karakter Amerika'nın içinde kendine bir imparatorluk yaratma derdinde. Hepsinin bir haksız davası var. Hepsini de görüyorsunuz. Dizide bir tane günahsız…devamıDiziyi kesinlikle öneriyorum. Ancak bir yandan da sinir hastalıkları için uyarıyorum. Dizideki bilimum her karakterin izleyiciyi delirtme ihtimali var. Her karakter Amerika'nın içinde kendine bir imparatorluk yaratma derdinde. Hepsinin bir haksız davası var. Hepsini de görüyorsunuz. Dizide bir tane günahsız karakter var o da çok yaşamıyor zaten. Senaryosu biraz sorunlu olsa da bu açıdan, genel duruşu açısından çok iyiydi. Mini diziden beklediğim birçok şeyi karşılıyordu. İnsanın özellikle iş hayatındaki gerçekliklerine dair güzel mesajlar var bence aslında. Tam olarak bunu hedeflemeseler de varlığı belli oluyor.
Jude Law iyi oynamış bence diziyi ki ben karakteri çok sevmedim. Bazı sahnelerde çok olmasalar da, boş duruyor böyle gereksiz düşünmeleri falan oluyor ki bazı sahnelerde gereksiz çıkarcı yapmışlar karakteri. Bunun dışında müthiş bir ambiyans. New York nasıl bir yer sorusunu her açıdan alıyoruz bence. Tek eksik evsizler sanırım. Onun dışında iyisiyle kötüsüyle bir sürü şey gözüküyor ve göz boyama bir şey az. Bir Amerikan yapımında bu çok önemlidir.
Dizideki tempo çok keyifliydi ben en çok ona takıldım. Büyük oranda izleyeni vazgeçtirecek şekilde sıkıcı işler çok yok. Bununla beraber sadece aksiyonu olan bir film de değil. Bana göre tek sıkıcı sahneler İki kardeşin yan yana gelip eski günleri hatırladığı flashback sahneleri. Oralar birax sıkıcıydi ama bütün hikâye oradaydı. O yüzden izlemek gerekiyor. En azından ne olduğunu orada size daha net anlatıyor. Genel yapısıyla iyi bir işti ama izlerken sinir olabiliyorsunuz gerçekten. 8-9 bölüm olduğu için kimseyi bozmaz da başlıyor ve bitiyor. Biraz yeni çıkan ve yeni türden bir dizi izlemek isterseniz bakın derim.
İlk sezonunu bitirdim ve çok da etkilendiğimi söyleyemem. Fena bir iş değil ama 5-6 sezon izleyebileceğim türden merak veya heyecan uyandirmadi bana. Başrol karakterin ele aldığı bir dosya ve etrafında şekillenen ana suçlu var. Buradan dönüyor tüm olaylar da. Dediğim…devamıİlk sezonunu bitirdim ve çok da etkilendiğimi söyleyemem. Fena bir iş değil ama 5-6 sezon izleyebileceğim türden merak veya heyecan uyandirmadi bana. Başrol karakterin ele aldığı bir dosya ve etrafında şekillenen ana suçlu var. Buradan dönüyor tüm olaylar da. Dediğim gibi çok çekici bir dizi değildi. Hikâyesi belki olabilirdi ama dizideki durağanlık ve düz geçişler bence çok sıradan yapıyor diziyi. Aynı yazarın Netflixte olan Güneşin Karanlığında dizisi mesela çok çok daha keyifli çok daha iyiydi. Kitaplari yazan adam hem polis hem savunma avukatı tarafından yazmış kitapları farklı hikâyelerle ama ekrana aktarımda çok daha başarılıydı Güneşin Karanlığında
Şu tarz; ırkçılığı, yanlış anlaşılmaları, cahilliği, zekâyı, yalnızlığı ve benzeri bir sürü hayatta var olan gerçeği çok hoş anlatan filmlere bayılıyorum. Gerçekten de niyetleri bunları anlatmak çünkü. Propaganda filmi yapar gibi iş yapmamışlar ve sonucunda çok güzel şeyler çıkmış ortaya.…devamıŞu tarz; ırkçılığı, yanlış anlaşılmaları, cahilliği, zekâyı, yalnızlığı ve benzeri bir sürü hayatta var olan gerçeği çok hoş anlatan filmlere bayılıyorum. Gerçekten de niyetleri bunları anlatmak çünkü. Propaganda filmi yapar gibi iş yapmamışlar ve sonucunda çok güzel şeyler çıkmış ortaya. Ayrıca bir zamanların yüce Aragorn'unu bu rolde görmek çok şaşırttı. Taniyamadim başta. Ki filmde de İtalyani oynuyor. Bence ele aldığı ya da vermek istediği her şeyi doğru vermiş film. Bir siyahinin ya da göçmenin ülkede ne anlam ifade ettiğini güzel anlatmışlar. Amerikayi doğru ya da olması gerektiği gibi göstermişler. Bence harika bir iş. Kesinlikle tavsiye ederim.
Filmde siyahi piyanist bir virtüözün, Amerika'nın henüz onu ve birlikte yaptığı işi kabul etmeyen kesimlerine bir tur planlaması ve bunun için doğru bir yol arkadaşı, şoför bulmak istemesiyle başlıyor. Karakterlerin çoğu çok hoştu ve gerçek hikâye olduğunu gösterdi.
En büyük eksiği hikâyenin bazı yerlerinin eksik olması. Biraz hızlı geçilen bölümler olduğuna inanıyorum. Ama gerçek hikâye olduğu için belki de öyledir bilemem. Bunun dışında bence çok hoştu.