Ben bu yorumumu sinemadan yazıyorum çünkü o kadar kötü bir film ki izlemek tam bir işkence. Doğruya doğru biz zaten filmin kötü olacağını düşünerek filme girdik ama bu film sadece kötü değil baya kötü. 3391 KM gibi bir film bekliyorduk…devamıBen bu yorumumu sinemadan yazıyorum çünkü o kadar kötü bir film ki izlemek tam bir işkence. Doğruya doğru biz zaten filmin kötü olacağını düşünerek filme girdik ama bu film sadece kötü değil baya kötü.
3391 KM gibi bir film bekliyorduk ve bu beklenti ile girdik ama 3391 KM'den daha kötü yapmışlar. En azından 3391 de bir olay akışı vardı ve komikti. Aşk Sadece Bir An da kötü olay akışı, ilkokul replikleri ve kötü oyunculuklarla dolu. İlk defa bir filme 1 puan verdim ve bu bana da sürpriz oldu.
Kötü film isen en azından eğlendir be! Eğlence de yoktu. Bir diğer üzüldüğüm de bunun yerine Karantina'ya girseydim en azından iyi oyunculuk ve olay akışı izlerdim.
1/10
Kitap 2 seriden oluşmasına rağmen İki Çarpık Taç kitabının sonunda yoruldum. Bununla birlikte ben neredeyse çoğu serinin sonunda yorulduğumu fark ettim rvhdjdj Neyse bu sefer ki yorulmamın sebebi bence evreni ağır olduğu için olduğunu düşüyorum. Serinin iki kitabını karşılaştırınca son…devamıKitap 2 seriden oluşmasına rağmen İki Çarpık Taç kitabının sonunda yoruldum. Bununla birlikte ben neredeyse çoğu serinin sonunda yorulduğumu fark ettim rvhdjdj Neyse bu sefer ki yorulmamın sebebi bence evreni ağır olduğu için olduğunu düşüyorum. Serinin iki kitabını karşılaştırınca son kitap daha çok hoşuma gitti ama garip bir şekilde ilk kitabına göre daha çok eleştirebileceğim nokta var.
İlk eleştirebileceğim nokta kitabı biz 3 karakterin ağzından okuyoruz. Bildiğin hem de böyle arada okumuyoruz da 3 karakteri sırasıyla okuyoruz. Bu da 3 farklı bakış açısı, 3 farklı hayat demek oluyor. Birde daha kötüsü kitabı okurken tam böyle heyecanlanıyorum, heyecandan deliriyorum, bölüm bitiyor ve sonra pat başka kişinin ağzında okuduğumuz için başka olaya geçiyoruz. Böyle tam filmin ya da dizinin en heyecanlı yerindesiniz ve reklam girer ya aynı onun gibi ama tek fark bu durumun 5 dakikada bir olduğunu düşünün.
İlk kitabın yorumunu yaparken romantik anlamda aralarındaki ilişkinin bana çok geçmediğini söylemiştim ama bu kitapta dibini kadar o romantik hisleri hissettim. Tek fark maalesef hissettiğim o romantik ilişki başrollerin değil, Elm ve Ione arasındaki ilişkiydi. Bu çift mükemmeldi. İlişkileri o kadar tatlıydı ki...
"Bakışların, beni korkutuyor"
"Neden? Daha önce kimse sevmedi mi, Elm?"
"Böyle değil. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamadım."
Bitmişim güzelliklerine. Favori karakterim de Elm. Küçük Prens. Uff bir de kitabın tam sonundayız, böyle her yer kaos, Kabus bir şey diyor kahkaha atıyorum. Gerçekten çoban kralı tam bir trolldü dhehjdjd Sonu beni biraz üzdü. Merak etmeyin mutlu sondu ama işte tam mutluluklarını göremedik. Son böyle olduya gitmiş gibi oldu ve en mantıklısı kabusun gitmesi olduğunu bildiğim halde kabus gidince mutsuz hissettim. Çok güzel bir seriydi ve bitti...
Serinin ilk kitabı olan Sonsuz Yağmurlar Şarkısı kitabının yorumunda ilk kitabı öve öve bitiremediğimi belki hatırlarsınız. Gerçekten ilk kitabına aşık olmuştum. Yorumumun sonunda 2. kitap ile ilgili büyük beklentilerimin olduğunu bunun genel sebebi de erkek karakterinin korsan olması gibi bu…devamıSerinin ilk kitabı olan Sonsuz Yağmurlar Şarkısı kitabının yorumunda ilk kitabı öve öve bitiremediğimi belki hatırlarsınız. Gerçekten ilk kitabına aşık olmuştum. Yorumumun sonunda 2. kitap ile ilgili büyük beklentilerimin olduğunu bunun genel sebebi de erkek karakterinin korsan olması gibi bu tarz bir cümle kurmuştum. Erkek karakter yani Alõs hiç istediğim gibi değildi :( Bu beni bir tık üzdü. Tamam, tamam baya üzdü. Sonradan Alõs karakter gelişimiyle tam istediğim gibiydi ama ilk baştan benim bir hevesim kırıldı hshsjjsjs Onun dışında kurgusu, olaylar, karakterler vs. hiçbir şey ilk kitabı aratmadı. İlk kitapla aralarında çok fark yoktu ama benim favorim her zaman ilk kitap olan Sonsuz Yağmurlar Şarkısı olacak. Seriyi burada bitiriyorum. Belki ilerde kurguyu, seriyi özlersem serinin son kitabını alırım ama şu anlık planlarım arasında bu yok.
Hırsızlar Krallığı'nda suçlu olarak aranan kötü şöhretli korsan Alõs, yıllar önce Mousai'nin dansçısının kimliğini, sırrını biliyordu. Bu durumu kullanmayı düşünen korsan Niya'yı rehine olarak alıp ve onu bir tuzağın içine çekti. Artık geminin bir üyesi sayılır ve Kaptan Alõs ne derse onu yapmak zorundadır.
Kitabı okumaya başladığımda hiç fantastik okuyacak havamda değildim. Yalnızca serinin 2. kitabı olan İki Çarpık Taç kitabının alıp almayacağımı karar vermek için okumaya başladım. Sırf o yüzden mi bilmem evrenine girmekten aşırı zorlandım. İlk bir giriş bölümünü okudum, hiçbir şey…devamıKitabı okumaya başladığımda hiç fantastik okuyacak havamda değildim. Yalnızca serinin 2. kitabı olan İki Çarpık Taç kitabının alıp almayacağımı karar vermek için okumaya başladım. Sırf o yüzden mi bilmem evrenine girmekten aşırı zorlandım. İlk bir giriş bölümünü okudum, hiçbir şey anlamayınca kitabı bırakıp anca ertesi gün devam edebildim ve kitap bir anda aktı. Evreni aşırı özgündü. Tek evreni için bile okuyabilirsiniz.Hiçbiri de klişe değildi. Fantastik kısmını hakkını vermiş. Hem kız karakterini hem de erkek karakterini aşırı beğendim. Böyle "Red flag" olarak adlandırılan erkekleri gerçekten sevmiyorum. O yüzden erkek karakteri, sevdiğim erkek karakterler listesine girdi. Tek eleştirebileceğim nokta erkek ile kızın arasındaki romantik ilişkisi bana çok geçmedi ama yine de fantastik anlamında aşırı güzel bir kitaptı. Konusunu anlatmak zor olduğunda direkt arka kapak yazısını ekliyorum.
Elspeth Spindle’ın bir sisin içine hapsedilmiş ürkütücü Blunder Krallığı’nda güven içinde yaşayabilmek için şanstan daha fazlasına ihtiyacı vardır. Bir canavara... Kâbus dediği bu kadim, kurnaz ruh kafasının içinde yaşar. Onu korur. Sırlarını saklar.
Fakat her şeyin bir bedeli vardır, özellikle de sihrin.
Elspeth orman yolunda gizemli bir haydutla karşılaştığında hayatı temelinden sarsılır. Gölgeler ve aldatmacalarla örülü bir hayata sürüklenen Elspeth, Blunder’ı dört bir yanını saran kara büyüden kurtarmak için tehlikeli bir göreve dâhil olur. Ne var ki haydut bildiği kişi Kral’ın öz yeğeni, Blunder’daki en tehlikeli adamların komutanından başkası değildir… ve vatana ihanet suçlusudur.
En son yazarın diğer bir serisi olan Gecenin Hikayesi'ni 4 sene sonra bitirebildim demiştim. Amelya'yı okuduktan sonra neden diğer yarım bıraktım Gençlik Serüveni serisinin tekrardan okumayım ki dedim. Ve evet yine 4 yıl önce yarım bıraktığım bir seriyi devam ediyorum.…devamıEn son yazarın diğer bir serisi olan Gecenin Hikayesi'ni 4 sene sonra bitirebildim demiştim. Amelya'yı okuduktan sonra neden diğer yarım bıraktım Gençlik Serüveni serisinin tekrardan okumayım ki dedim. Ve evet yine 4 yıl önce yarım bıraktığım bir seriyi devam ediyorum.
Seri de favorim kesinlikle bu kitap! Daha 03:03 Dolunay'da Açan Çiçek okuma şansım olmadı ama yine de seride favorimin Ayçiçeği Karnaval'ı olacağını düşünüyorum.
Dolunay, tek yumurta ikiz kardeşini bulduğunda sadece üzerinden 1.5 yıl geçmişti ama yaşadıkları hayat tamamen birbirine zıttı. Bir gün çantaları karıştığında Çiçek, Dolunay'ın yerine geçmek zorunda kalır. Sadece bir günlük yer değiştirme kalacak olay Dolunay, Çiçek'in hayatını görmesiyle kararını değiştirir.
Herkes Dolunay'da Açan Çiçek çok sevdiği için Ayçiçeği Karnaval'ı konusunda hiç beklentim yoktu ama ilk sayfadan itibaren beni baya içine çekti. Dışarıda okuduğumda baya kahkahamı tutarak okudum. Böyle zengin iken fakir gibi davranmaya çalışmak daha komik olmuş. Benim ruh halimi de yükselttiği için ayrı bir sevdim. Yakın zamanda umarım serinin son kitabını da alıp okurum.
2020 yılında başladığım bu seriye 2024 yılında bitirdim. Düşününce 4 yıllık uzun bir süreç olmuş. Aylema, Aşeka, Dora... Ben bu 3 kitabın hepsini 2020 yılında okudum. Amelya ise 2023 yılında çıktı. Kitap çıkar çıkmaz aldığımda kitabı direkt okuyamayacağımı iyi biliyordum.…devamı2020 yılında başladığım bu seriye 2024 yılında bitirdim.
Düşününce 4 yıllık uzun bir süreç olmuş.
Aylema, Aşeka, Dora... Ben bu 3 kitabın hepsini 2020 yılında okudum. Amelya ise 2023 yılında çıktı. Kitap çıkar çıkmaz aldığımda kitabı direkt okuyamayacağımı iyi biliyordum. Çünkü seriyi okuyalı üzerinden 3 yıl geçmiş ve serinin fantastik olması sebebiyle çoğu olayı hatırlamıyordum. Aslında seri ile ilgili hatırladığım şey sadece başrol karakterlerin ismiydi... Bu yüzden bende kendi içimde seriye tekrar başlamak için bir söz verdim. Bunu da ancak aradan 1 yıl geçtikten sonra yapabildim.
Seriyi en baştan başlamak benim için yorucu olacağından serinin 2. kitabı olan Aşeka ile başladım. Aylema, Aşeka, Dora üçlemisinden favorimde Aşeka idi zaten. İlk kitabı okuduğumda "böyle karakterler mi vardı?" dedim ama sonrasında yavaş yavaş hafif bir şeyler anımsadım. Dora ise benim için daha garip bir kitap oldu çünkü oradaki hiçbir olayı hatırlamıyordum dbhdjdjdh Hatta olayların çoğunu okuduğum halde hatırlamıyorum. Şimdi gelelim son kitap olan Amelya'ya.
Bence Aylema, Aşeka, Dora ile Amelya kitapları arasındaki en büyük fark ilişkilerdi. Kim ne derse desin serinin ilk başlarından o üçlemelerde Maya ile Fetih arasındaki ilişki zehirleyicidi. Maya ile başlayan bu ihanet süreciyle Fetih ile Maya birbirlerine çok ihanet etti, çok canlarını yaktılar. Sadece ilişki derken başroller arasındaki romantik ilişkiden bahsetmiyorum. Maya'nın, başta babası olmak üzere herkesle ilişkisi oldukça kötüydü. Ama son kitapta yani Amelya da Fetih ile ilişkileri düzeldi. Babası ile sonucu ne kadar kötü olsa bile aralarından baba - kız ilişkisi görebildik. Arkadaşlık bakımından Pars ile daha yakınlaştılar. Meyra ile konuşabildiler. Kraliçe ile bile aralarını düzeltiler. Sadece o da değil seriyi baştan okurken Fetih bana insanların "Red flag, toxic" olarak adlandırdığı bir tip olarak geldi ama Amelya da gerçekten Fetih "safe place" idi. Yani seriyi baştan okuyunca aralarındaki farkı daha çok görebildim.
Spoi
Kitabın sonlarında tam her şey bitti, herkes kurtuldu derken Maya'nın o evrende kalması benim psikolojimi bozdu. Yazar baya bizi kandırdı. Hayır yani sonda mutlu son olacak madem niye bizim psikolojimiz bozuluyor 🥺
Seriyi veda ettiğime memnunum, özellikle serinin sonunda aşırı yoruldum. Bu yüzden iki kat mutluyum ama keşke Fetih ile Maya'nın gerçek dünyada ki sahnelerini daha fazla okuyabilseydik...
"20 yaşında sanata ilgi duyan bir genç olmasına rağmen en çok ziyaret ettiği yerler tiyatrolar, kütüphaneler, sinemalar değil mezarlıklardı." Ben 20 Yaşıma Mektup kitabını ilk gördüğümde 18 yaşındaydım. O zaman dedim ki kendi kendime "20 yaşıma girmeden bu kitabı okuyacağım."…devamı"20 yaşında sanata ilgi duyan bir genç olmasına rağmen en çok ziyaret ettiği yerler tiyatrolar, kütüphaneler, sinemalar değil mezarlıklardı."
Ben 20 Yaşıma Mektup kitabını ilk gördüğümde 18 yaşındaydım. O zaman dedim ki kendi kendime "20 yaşıma girmeden bu kitabı okuyacağım." Bu cümleyi kurmamın üzerine 2 yıl geçti ve ben doğum günüme aylar kala bu kitabı okumaya başladım. İlkbahar, bana çok romantik bir mevsim geldiği için mektupları da ilkbahar mevsiminde okumaya karar verdim. Şu an ise yavaş yavaş, sindire sindire bu kitabı okuduğum için büyük ihtimalle doğum günüme kadar kitabı bitiremeyeceğim. Bende o zaman daha kitabın başında iken yorumumu yapayım dedim.
Öncelikle 18 yaşındaki kendime teşekkür ederim çünkü bu mektupları daha doğru bir zamanda okuyamazdım. İyi ki 20 yaşımı beklemişim. 18 yaşındaki ben ile 20 yaşındaki ben arasındaki o kadar dağlar kadar fark var ki... Büyük ihtimalle 18 yaşımda okusaydım bitirmek için hızlı okuyup bu mektupların içindeki yazılanları ne anlatmak istediğini görmezden gelecektim. Benim şu an 20'li yaşlarım ise sıkıntılı geçiyor. Yani şu anlamda sıkıntım var. Okuduğum bölüm, hayatım boyunca yapacağım meslek galiba bana uygun değil. Galibası yok ya da, direkt bana uygun değil. İnsanların en basit meslek dediği bir bölüm bile uygun değilse bana, ne bana uygun? Bu meslek bana ne kadar uygun olmasa bile hatta belkide mesleği yaparken nefret edecek bile olsa bölümümü değiştirmeyeceğim. Yukarıda dediğim gibi insanları en basit gördüğü mesleği yapmayı bile beceremiyorsam diğer meslekleri nasıl yapabilirim? Bu 20 yaşındaki benim düşüncelerim. Eh, 18 yaşındaki benim bu sıkıntılar başına gelmeden beni anlayacağını sanmam. O yüzden bu kitap 20 yaşındaki kendim için bir hediye.
Kitap, hem Türk hem yabancı olmak üzere birçok yazarın 20 yaşındaki kendilerine yazdıkları mektuptan oluşuyor.
Beni en çok etkileyen mektup, Ahmet Ümit'in mektubuydu. Aynı zamanda kitabın ilk mektubuydu. Özellikle yukarıda size alıntı yaptığım cümle beni etkilemişti ve en çok hoşuma giden kısım, yazarlar hata yaptıklarını bildikleri halde hataların arkasında duruyorlar ve yaptıkları hatalar sayesinde şimdiki hallerine gelebildiklerini söylüyorlar. Ki bu benim için yeterli bu durum. Hata yapmaktan korkan bir insan olarak bu tarz cümleler kesinlikle beni rahatlattı.
"20 yaşındaki Ahmet Ümit'e şunu yap bunu yapma demek istemezdim. O, öyle güzeldi çünkü..."
Ben bu kitabı okurken ağlamayı bekledim ama maalesef ağlayamadım. Daha böyle dram bekliyordum. Tamam dram vardı ama bazı olaylar bir tık yüzeysel mı olmuş? Neyse kitap beni ağlatsaydı 10/10 kitap olurdu. Bree her şeyi geride bırakıp küçük bir kasaba yerleşir…devamıBen bu kitabı okurken ağlamayı bekledim ama maalesef ağlayamadım. Daha böyle dram bekliyordum. Tamam dram vardı ama bazı olaylar bir tık yüzeysel mı olmuş? Neyse kitap beni ağlatsaydı 10/10 kitap olurdu.
Bree her şeyi geride bırakıp küçük bir kasaba yerleşir ve orada konuşamayan Archer Hale ile tanışır.
Bence kitabı özel yapan unsur Archer'in konuşma engeli olmasıydı. Birçok kere ya işitmeden ya da konuşama engelinden dolayı hayatları zor olan karakterleri gördük ama bunların hepsi kızdı. Bir erkek karakterin gözünden bu tarz zorlukları okumak ise daha özeldi.
Beni en çok yaralayan sahne ise Archer'in kendi kendine işaret dilini öğrenip, konuşacak kimsesi olmamasıydı.
"Ölümcül bir oyun... Çözülecek bir bulmaca... Tehlikede bir servet..." Miras Oyunlarını bitirmemle 1 dakika bile düşünmeden direkt 2. kitaba başladım. Zaten ilk kitabının yorumumda kitaba ayılıp bayıldığımı söylemiştim. 1. kitapta Hawthorne'nin neden tanımadığı bir kişiye servetini bırakıp bir oyun oynadığı…devamı"Ölümcül bir oyun... Çözülecek bir bulmaca... Tehlikede bir servet..."
Miras Oyunlarını bitirmemle 1 dakika bile düşünmeden direkt 2. kitaba başladım. Zaten ilk kitabının yorumumda kitaba ayılıp bayıldığımı söylemiştim.
1. kitapta Hawthorne'nin neden tanımadığı bir kişiye servetini bırakıp bir oyun oynadığı çözülmüş iken tekrar karşımıza yeni bir bilmece çıkıyor. Öldü sanılan Toby yaşıyordu ve en son onu gören "Harry" ismiyle annesinin cenazesinden sonra gören Avery di. Onu bulmak yeni bir oyun hâle geldiğinde Avery geçmişini sandığı gibi olmadığını öğrenir. Aynı zamanda ölüm tehlikesinden de kaçmak zorundadır.
Gizemler yine 1. kitapta olduğu gibi harikaydı. Tam bulmacaları çözdük diyoruz aslında tahmin ettiğimiz durum yanlışmış. Ayrıca artık yavaş yavaş duygusal bağlar kurulmaya başladı.
Serinin son kitabını ne zaman okurum bilmiyorum çünkü Hawthorne Mirası kitabı sanki seri bitmiş gibi bir final yapılmış. Ne zaman epsilon yayınlarından indirim olursa o zaman serinin son kitabını alacağım.
Kitabı ilk okurken o kadar zorlandım ki "Ne okuyorum ben ya" oldum. İlk sayfasından itibaren kitabın evreni o kadar çok saçma geldi ki... Persephone'nin bir üniversiteli öğrencisi olduğunu algılayamadan staj gibi işlerle uğraşması beni şok etti. Bildiğin Bahar tanrıçasını bizim…devamıKitabı ilk okurken o kadar zorlandım ki "Ne okuyorum ben ya" oldum. İlk sayfasından itibaren kitabın evreni o kadar çok saçma geldi ki... Persephone'nin bir üniversiteli öğrencisi olduğunu algılayamadan staj gibi işlerle uğraşması beni şok etti. Bildiğin Bahar tanrıçasını bizim gibi sıradan bir insan hayatı yaşıyordu. Onu sindiremeden Zeus'un bir medya şirketini işlettiğini öğrendim. Allah aşkına hiçbir tanrı günümüzde yaşasa bile bir iş kurar mı ya? Tanrılar, kibirlerinden insanların arasında yaşamaz bile. Evreni beni o kadar sinir etti ki anlatamam size. Tam evrenine alıştım diyorum bahar tanrıçası wattpad kızı hallerine giriyor. Birde ona sinir oldum. Persephone okudukça sinirim yükselmeye devam etti ama bir bakmışım ki kitap akıp gidiyor. Resmen evreni ve karakterine rağmen kitabı sevdim. Hatta aldığım kitap parası boşa gitmediği için aşırı sevindim. Seri bildiğim kadarıyla 3 kitaptan oluştuğu halde bi sadece ilk kitap çıktığında bookstagramlar arası yorum döndü sonra ben hiç 2. ve 3. kitaplarla ilgili bir yorum göremedim. O yüzden dedim acaba kötü mü filan diye yok yani gerçekten baya sevdim hatta kitabı 1 günde bitirdim. Belki serinin devam kitapları kötüdür. Ki ben serinin devam kitaplarını almayı düşünmüyorum. Şimdi seriye devam etmeyeceğin halde nasıl kitabı beğeniyorsun diye soracak olursanız biliyorsunuz malumunuz kitap fiyatları arttı. Bir kitabı alırken artik 2 kere değil 10 kere düşünüyoruz. Kitapların fiyatının artmasının yanı sıra kitabının sonu aşırı güzel bitti. Böyle hani direkt kitaba mutlu son derim. Hiç öyle olaylı bitmedi hatta tam aksine yaşanılacak bütün olaylar bitti, aralarındaki tüm yanlış anlaşmalar düzenlendi, bir manzara karşısında birbirlerine aşk dolu gözlerle baktılar ve son. Yani seriye devam ettirmeye gerek yok.
"Persephone, sadece ismen bahar tanrıçasıydı.
İşin aslı, küçüklüğünden beri dokunduğu çiçekler kuruyup soluyordu. New Athens'e taşındıktan sonra, fani bir gazeteci kılığında, mütevazı bir hayat sürmeyi umuyordu.
Ölüler tanrısı Hades, fani dünyada bir kumar imparatorluğu inşa etmişti
ve en sevdiği bahislerin de imkansız şeyler olduğu söyleniyordu.
Hades'le tanışmasının ardından, Persephone kendini Ölüler Tanrısı ile bir anlaşmanın içinde buldu ve bu anlaşmanın şartları imkansızdı: Persephone ya Yeraltı Dünyası'nda hayat yaratacaktı ya da özgürlüğünü ebediyen yitirecekti.
Fakat girdiği bu bahis, Persephone'nin bir tanrıça olarak başarısızlığını ortaya çıkarmaktan fazlasını yapacaktı. Özgürlüğünün tohumlarını ekmek için mücadele ederken Ölüler Tanrısı'na duyduğu aşk büyüyordu
−ve bu onun için en büyük yasaktı."