Herkül: Özgürlük Savaşçısı filmini izledim ve genel olarak hikayesini oldukça başarılı, kurgusunu ise sürküleyici buldum. Görsel efektler bazı sahnelerde dönemin gerisinde kalsa ve zaman zaman göze batan ufak oyunculuk kusurları barındırsa da bu detaylar seyir zevkini bozmuyor. Ancak filmi izlerken…devamıHerkül: Özgürlük Savaşçısı filmini izledim ve genel olarak hikayesini oldukça başarılı, kurgusunu ise sürküleyici buldum. Görsel efektler bazı sahnelerde dönemin gerisinde kalsa ve zaman zaman göze batan ufak oyunculuk kusurları barındırsa da bu detaylar seyir zevkini bozmuyor.
Ancak filmi izlerken fark ettiğim en önemli detay, anlatılan Herkül ile gerçek Yunan mitolojisindeki Herkül arasındaki devasa farklılıklar ve filmde yapılan bilinçli "düzeltmeler" oldu. Film, efsaneyi doğrudan aktarmak yerine rasyonel bir çizgiye çekmeyi tercih etmiş. Mitolojik gerçekler ile filmdeki anlatı arasındaki temel yanlışlar ve sapmalar ise şunlar:
(DÜZELTME NOT)
-Yarı Tanrı değil, Sıradan Ölümlü: Gerçek mitolojide Herkül, Zeus’un ölümlü kadın Alkmene’den olan yarı tanrı oğludur ve doğuştan muazzam bir kuvvete sahiptir. Filmde ise Herkül’ün yarı tanrılığı, düşmanların gözünü korkutmak için yeğeni Iolaos tarafından uydurulmuş bir propagandan ibarettir.
-Canavarlar ve 12 Görev Efsaneden İbaret Yapılmış: Mitolojide Nemea Aslanı postuna silah işlemeyen dev bir yaratık, Lerna Hydra'sı ise kesilen başının yerine yenisi çıkan zehirli bir canavardır. Filmde ise Hydra çok başlı bir ejderha değil, sadece yılan maskesi takmış haydut bir gruptur. Yani fantastik öğeler tamamen gerçekçi zeminlere oturtulmuştur.
-Ailesinin Ölümündeki Gerçek: Filmde Herkül'ün ailesini King Eurystheus’un eğittiği yırtıcı kurtlar katleder. Oysa mitolojide Tanrıça Hera, Herkül'e geçici bir cinnet geçirtir ve Herkül kendi karısı Megara ile çocuklarını canavar sanarak kendi elleriyle öldürür. Ailesinin kanı ellerindedir ve 12 göreve de bu günahtan arınmak için gönderilir.
-Tek Kişilik Ordu vs. Paralı Asker Ekibi: Mitolojide Herkül görevlerini tek başına başaran devasa bir güçtür. Filmde ise zafere tek başına değil; Autolykus, Tydeus ve Atalanta gibi isimlerden oluşan uzman bir paralı asker ekibi sayesinde ulaşır.
Sonuç olarak film, "Efsaneler gerçek hayatta nasıl doğar ve abartılır?" sorusunu işleyen, mitolojiyi dekonstrükte eden farklı bir bakış açısına sahip. Efekt ve oyunculuk tarafındaki hafif aksaklıklara rağmen, boş zamanlarda izlenebilecek keyifli bir yapım."
Yenilmez 4’ü öyle mantık süzgecinden geçirip sinema eleştirmeni edasıyla izleyemem arkadaş, benim için yeri çok ayrı. Çocukluğumun serisi sonuçta. Zamanında Yuri Boyka’yı az mı idol aldık? Mahallede, evde kardeşime az mı Boyka havalarında daldım? Telefonlara arka plan müziklerini indirip gaza…devamıYenilmez 4’ü öyle mantık süzgecinden geçirip sinema eleştirmeni edasıyla izleyemem arkadaş, benim için yeri çok ayrı. Çocukluğumun serisi sonuçta. Zamanında Yuri Boyka’yı az mı idol aldık? Mahallede, evde kardeşime az mı Boyka havalarında daldım? Telefonlara arka plan müziklerini indirip gaza geldiğimiz, sokakta yürürken bile kendimizi ringe çıkıyor gibi hissettiğimiz günlerin hatırı var.
Şimdi açıp izleyince tabii ki gözümüz kayıyor; yok kamera açısı hatasıdır, yok sahne geçişlerindeki tutarsızlıklardır, mantık hatalarıdır falan... Ama ne yalan söyleyeyim, hiçbiri umurumda olmuyor. O nostalji duygusu, o aksiyonun bende yarattığı gaza gelme hissi hâlâ sapasağlam duruyor. Boyka ne zaman ringe çıksa o eski çocukluk heyecanı aynen geri geliyor.
Kendimi bildim bileli Yenilmez 5’i bekliyorum. Aradan yıllar geçti, hâlâ bir umut o duyuru gelir de Boyka’yı son bir kez daha ortalığı kasıp kavururken izleriz diye gözüm yollarda. Ne kadar zaman geçerse geçsin, bu seri bende kolay kolay eskimez.
( İLK FİLME YAPTIM BUNADA YAPAYİM DEDİM) Sırf ilk filmin ekmeğini yemek ve kasa doldurmak için çekildiği daha ilk yarıdan kendini belli eden bir hayal kırıklığı. Açık konuşayım, filmin sadece yarısına kadar dayanabildim. Bıraktığım yere kadar olan kısım o kadar…devamı( İLK FİLME YAPTIM BUNADA YAPAYİM DEDİM) Sırf ilk filmin ekmeğini yemek ve kasa doldurmak için çekildiği daha ilk yarıdan kendini belli eden bir hayal kırıklığı.
Açık konuşayım, filmin sadece yarısına kadar dayanabildim. Bıraktığım yere kadar olan kısım o kadar kötüydü ki "vaktime yazık" deyip ekranı kapattım. İlk filmdeki o dar alanda geçen, temposu bir an bile düşmeyen efsanevi aksiyondan sonra bu devam filmi bana tamamen para kaldırmak amacıyla yapılmış içi boş bir iş gibi geldi.
Bıraktığım yerden sonra film açılıyor mu, olaylar toparlıyor mu bilmiyorum. Ama izlediğim kadarına bakarak konuşursam: Beş para etmez, vaktinizi hiç boşuna harcamayın.
Şimdilik durum bu. İleride şans verip baştan sona tekrar izler miyim? Belki. Eğer izler de fikrimi değiştirirsem gelir buraya adamakıllı bir güncelleme çekerim; ama şu anki haliyle benden kesinlikle pas!
Film daha ilk dakikalarından itibaren seni içine alıyor ve bir daha da bırakmıyor. Tempoyu bir koyuyorlar, son saniyeye kadar bir an olsun düşmüyor; aksiyon hiç bitmiyor! İzlerken insanın resmen içi kıpır kıpır oluyor, acayip gaza geliyorsun. Dövüş koreografileri, o dar…devamıFilm daha ilk dakikalarından itibaren seni içine alıyor ve bir daha da bırakmıyor. Tempoyu bir koyuyorlar, son saniyeye kadar bir an olsun düşmüyor; aksiyon hiç bitmiyor!
İzlerken insanın resmen içi kıpır kıpır oluyor, acayip gaza geliyorsun. Dövüş koreografileri, o dar koridorlardaki tansiyon, oyunculuklar ve çekim kalitesi gerçekten döktürmüş. Kendini hiçbir çaba sarf etmeden öyle bir seyrettiriyor ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun bile.
Üstelik böyle kaliteli ve aksiyon kalibresi tavan yapmış bir yapımın YouTube’da rahatça ulaşılabilir olması da ayrı bir güzellik. Kafa dağıtmak, saf dövüş ve adrenalin arayan herkesin kesinlikle kaçırmaması gereken bir başyapıt!
Film genel olarak iyiydi, oyunculuklar da bayağı başarılıydı. Hele ki o mutfak sahnesi... Gerilimi öyle bir tırmandırmışlar ki ekrana kilitliyor resmen. Ama Tobey'nin yaşadığı travma bana açıkçası çok saçma geldi; o kırılma noktası için çok daha iyi ve mantıklı bir…devamıFilm genel olarak iyiydi, oyunculuklar da bayağı başarılıydı. Hele ki o mutfak sahnesi... Gerilimi öyle bir tırmandırmışlar ki ekrana kilitliyor resmen. Ama Tobey'nin yaşadığı travma bana açıkçası çok saçma geldi; o kırılma noktası için çok daha iyi ve mantıklı bir travma seçeneği bulunabilirdi. Üstüne filmin sonunu da pek beğenmedim, daha vurucu bir kapanış olabilirdi. Puanım 10 üzerinden 6.5."
çoğu kişinin gözden kaçırdığı, hak ettiği popülerliğe bir türlü ulaşamamış son derece garip ve gizemli bir film. Dürüst olmak gerekirse başlarında biraz sıkıldım, temposu epey ağır geldi; fakat sabredip devam ettiğimde film tam anlamıyla açılmaya başladı. Karakter derinliklerinin güzel işlenmesi,…devamıçoğu kişinin gözden kaçırdığı, hak ettiği popülerliğe bir türlü ulaşamamış son derece garip ve gizemli bir film. Dürüst olmak gerekirse başlarında biraz sıkıldım, temposu epey ağır geldi; fakat sabredip devam ettiğimde film tam anlamıyla açılmaya başladı. Karakter derinliklerinin güzel işlenmesi, adadaki kasvetli atmosfer ve oyuncuların performansları sizi hikayenin içine çekiyor. Senaryonun tahmin edilemezliği ve şaşırtıcı kırılma noktaları ise filmi aleradan bir gerilim olmaktan çıkarıp çok özgün bir yere taşıyor. İlk baştaki yavaşlığına aldanmayıp şans verilmesi gereken, keşke daha fazla kişi bilse dediğim sürprizlerle dolu bir yapım.
Elizabeth Olsen’ın başrolde olduğu His House (ya da Olsen’ın o tekinsiz, paranoit havasını düşününce Martha Marcy May Marlene) tam bir zihin bükücüydü. Filmi genel olarak beğendim, izlerken gerçekten şok olduğum, 'Yok artık!' dediğim ama aslında flaşback sahneler oldu. hakkını vermek…devamıElizabeth Olsen’ın başrolde olduğu His House (ya da Olsen’ın o tekinsiz, paranoit havasını düşününce Martha Marcy May Marlene) tam bir zihin bükücüydü.
Filmi genel olarak beğendim, izlerken gerçekten şok olduğum, 'Yok artık!' dediğim ama aslında flaşback sahneler oldu. hakkını vermek lazım, kurguda bazı sahne geçişleri o kadar hızlı ve karmaşıktı ki bir an durup 'Biz bu sahneye ne zaman geldik, arada ne kaçırdım?' diye kafamın karıştığı çok an oldu.
Baş karakterin zihinsel yapısı zaten başlı başına bir labirent gibiydi. O karmaşayı ve paranoyayı hissetmemek mümkün değil. Final ise tam bir bilmece gibi bitti; yönetmen filmi net bir bağlamda bitirmek yerine resmen kararı bizim hayal gücümüze bırakmış. Genel olarak atmosferiyle, kafa karışıklığıyla ve şaşırtıcı anlarıyla kendini izleten, bittikten sonra da üzerine düşündüren garip ama güzel bir deneyimdi."
Not: Elizabeth Olsen'ın bu tür psikolojik gerilim/paranoya temalı filmlerindeki (örneğin Martha Marcy May Marlene) o tekinsiz havayı ve karakterin zihinsel karmaşasını anlatırken tam olarak hissettiğin bu 'yön kaybı' duygusu bence filmin atmosferine harika uyum sağlıyor! Ayrıca John Hawkes in de oyunculuğunu beğendim.