ana karakterimiz watanabe amca bir gün mide kanseri olduğunu ve en fazla bir yıl ömrünün kaldığını öğrenir. geriye dönüp baktığında hayatında elle tutulacak bir şey bulamaz, 30 senedir aynı yerde şube şefi olarak çalışıyodur, oğlu ve geliniyle yaşadığı evden işe,…devamıana karakterimiz watanabe amca bir gün mide kanseri olduğunu ve en fazla bir yıl ömrünün kaldığını öğrenir. geriye dönüp baktığında hayatında elle tutulacak bir şey bulamaz, 30 senedir aynı yerde şube şefi olarak çalışıyodur, oğlu ve geliniyle yaşadığı evden işe, işten eve sürdürdüğü bir hayatı vardır. parası vardır ama nasıl harcayacağını bilmez. öleceğinden çok kalan zamanını nasıl geçireceğini bilmediği için korkar. hayatını sorgular, bunca zaman hiç yapmadığı onca şeyi düşünüp büyük bir endişe duyar. kalan zamanında biraz da olsa hayatında değişiklikler yapmasını, en azından önceden önemsemediği şeyleri önemseyip o amaç uğrunda belki de ilk kez harekete geçip uğraşmasını izleriz.
karıncaya sormuşlar mekkeye varamazsan nolacak diye olsun o uğurda ölürüm demiş
öncelikle mahcubiyet diye bir kelime olmasa watanabe amcayı gördükten sonra tdk'ye kazandırabilirdim. ürkünç bakışları, titrek konuşmalarıyla beni biraz endişelendirse de hepsiyle birlikte büyük bir hüzün bıraktı üzerimde.
sonralıkla izlerken biraz sıkıldım. dün başlamıştım bi noktada anlamsız bi şekilde duygulandım ve ağlayıp uyudum, bugün de yata yuvarlana devam edip bitirdim. ama iyi ki de izledim muazzamdı... iç sesimle "ben bu zamana kadar bunu nasıl izlememişim", "kim bilir hangi si*im sonik filmleri izliyodun" konuşması yaptık.. sıkılsanız bile mutlaka devam edin siz de geç kalmayın.
Spoiler içeriyor
filme dört yıl önce başlamışım bugün bitirdim iyi ki de şimdi izlemişim diyorum çünkü o zamanlarki ben bu filmden pek hoşlanmazdı ki belli ki hoşlanmamış da bırakmış. zamanında oslo 31 ağustos'u tam gününde izleyip bunu her sene tekrarlıcam demiştim dört…devamıfilme dört yıl önce başlamışım bugün bitirdim iyi ki de şimdi izlemişim diyorum çünkü o zamanlarki ben bu filmden pek hoşlanmazdı ki belli ki hoşlanmamış da bırakmış.
zamanında oslo 31 ağustos'u tam gününde izleyip bunu her sene tekrarlıcam demiştim dört sene olmuş böyle de kararlıyım geç oldu güç de oldu ama olsun. onu izlemeden bunu bitirmek istedim.
konusundan kısaca bahsedecek olursam iki yakın arkadaş olan phillip ve erik'in yazdıkları roman taslaklarını yayınevine göndermeleriyle başlayan, hayatlarındaki değişimi, bu değişimle birlikte birbirleriyle ve çevrelerindeki insanlarla olan ilişkilerinin gidişatını izlediğimiz bi film.
dümdüz spoiler✍🏻
filmde kendimi bulduğum çok yer olduğu için fazlaca etkilendim her sahneyi buraya taşımak isterdim ama bazılarını taşıyorum.
ilk sahnede phillip ve erik yazdıkları romanları postalarken erik "dünyayı buna maruz bırakmak istiyor muyum" der önemli herhangi bi şey yaparken klasik ben...
phillip'in romanı yayınlanır, erik'inki yayınlanmaz. phillip için işler yolunda gibi gözükürken aslında değildir, istediği bu mudur bilemeyiz, istediğini bildiğimiz şeyi başarmıştır ama tatmin olmaz, psikolojik sorunlar yaşamaya başlar, sevgilisi kari dahi psikozunu tetikler ve sonunda hastaneye yatırılır.
o sahnede daha çok erik'in gözünden görüp onun için ne kadar zor olduğunu düşündüm. o en yakın dostunun gözünün önünde hisleriyle nasıl boğuştuğunu görüp hiçbir şey yapamamanın verdiği hissi çok iyi bilirim.
7 ay sonra phillip hastaneden çıkar ve tabii ki de hiçbir şey aynı değildir. eskiden güle oynaya yürüdükleri kaldırımda yürüyüşleri bile farklıdır, eskiden girdikleri denize girişleri de başkadır. yazmak onun için bir tutkuyken artık yazmak istemez. o sahnelerin birbirleriyle paralel gösterilmesini çok beğendim.
phillip'in kari'yle olan ilişkisi de artık aynı değildir. kari hem onu kötü etkiler hem ona iyi gelir. phillip "hiçbir şey aynı değil" der ama bunu bilmesine rağmen yine eskisi gibi hissetmek için kari'yle önceki seneki gibi paris'e gitmek ister. önceden bunu yapmıştık, bu kafede oturmuştuk, sen böyle durmuştun, fotoğrafını böyle çekmiştim... ne kadar çabalasak da ne kadar her şeyi aynı şekle soksak da biz artık o anki insan olamayız ve olamadığımız sürece hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
erik... bu kadar dramatikliğin içinde sürekli ne kadar yakışıklı olduğunu düşündüm. gerçekten hani bir anlığına değil her an gözlerimi alamadım ki derdine tasasına odaklanayım... neyse en empati kurduğum karakter kesinlikle erik'ti. önce başarısız oldu, sonra kitabı yayınlandı ama işler istediği gibi gitmedi, phillip'in durumu üstüne eklendi, hem yazmayı bırakmayıp daha iyisi olmak için uğraştı hem en yakın dostuna destek olmaya çalıştı. o son kaçıp gitme isteğini çok iyi anladım.
kari karakterini biraz daha görmek isterdim. biraz da lilian'a takıldım. erik'in ayrılmak isteyip sırf üzülecek diye bir türlü ayrılamaması kırıcıydı. birçok insan böyle düşünüp ayrılmak yerine git gide uzaklaşıp ayrılık zemini oluşturup karşı tarafın bitirmesini bekliyo. hoş değildi erik hayal kırıklığı yaşadım bunu bil.
son sahne... böyle bitmesini sevdim. phillip'le erik'in diyalogları, ardından erik'in kalkıp uzaktan kari'yle phillip'i izlemesi. belki yine birbirlerinden uzak kalacaklar ama belki 1 belki 3 yıl sonra hayat onları yine oslo'da buluşturacak.
on, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir-SON
(not1: filmi düşündüğümde aklıma gelecek ilk şey erik'in phillip ve adını unuttuğum yaşlı rol modellerinin fotoğrafını çekerken lens kapağını çıkarmadığı için karanlık kalan o fotoğraf olacak.
not2: kari'nin psikoloji okumaya başlaması... sanırım cidden she can fix him.
not3: izledikten sonra uyumuşum rüyamda üniversite malzemelerimden kalma kenarda köşede duran 1 litre ispirtoyu kafaya dikip içiyodum lıkır lıkır. bu filmle ispirto arasındaki bağlantıyı gelecek nesiller anlamayacak)
durup dururken neden 2025 yaz değerlendirmesi yapmıyorum dedim sizleri de davet ediyorum✨/ᐠ。ꞈ。ᐟ\✨ bu yazın teması: 乂✯perişan olduğum o yaz✯乂 👉🏻neler izlemişim okumuşum kontrol👈🏻 20 film> 7 tanesi önceden izlediğim filmlerdi...bi zamanlar dinomel isimli biri vardı yazları günde 2 film izlerdi…devamıdurup dururken neden 2025 yaz değerlendirmesi yapmıyorum dedim sizleri de davet ediyorum✨/ᐠ。ꞈ。ᐟ\✨
bu yazın teması:
乂✯perişan olduğum o yaz✯乂
👉🏻neler izlemişim okumuşum kontrol👈🏻
20 film> 7 tanesi önceden izlediğim filmlerdi...bi zamanlar dinomel isimli biri vardı yazları günde 2 film izlerdi çoook uzak diyarlara gitti onu özlüyoruz
3 dizi> ayıp olmasın diye... iki tanesinin de son sezonları he yanlış anlaşılmasın
6 kitap> bazıları gönlümü eylemek için de olsa iyidir kabulüz
👉🏻neler yaşamışım yoklaması👈🏻
👾yüzyıllar sonra mezun oldum
👾35 yaşında nihayet dertsiz tasasız full yatışlı bi gün geçirdim
👾allaha canımı al diye yalvardığım bi gece yaşadım
👾sırf çok otantik duruyo diye cehennem sıcağında cehennemin dibindeki kafeye yürüdüm migrenim hiç azmadığı kadar azdı
👾monte kristo kontu okumaya başladım sadece başladım
👾sandalyeden düştüm
👾insta storylerimde the summer i turned prettynin haftalık yorumlarını gerçekleştirdim
👾oda düzenimi eski haline getirdim kendimi de getiririm sandım
👾ajandama depresif yazılar yazıp kedili stickerlarla süsledim bazen de çılgın
👾bol bol masterchef izledim ben buyum bu kadarım
👾sağlık sorunları baş gösterdi belimi doğrultmaya çalıştım
👾spotify öğrenci indirimim bitti, google depolama alanım doldu, mail hesabım kitlendi, taahhüdüm bitti, hayday oynamayı bıraktım
👾alt dönemim tarafından dolandırıldım, mesajım bi aydır tek tık hala bi umut bekliyorum
👾vantilatöre karşı AAAAA yaptım
👾37 derecede üşüdüm
👾tat emekçisi olarak lays gurmeleri denedim tarafımı seçtim(parmesan-pesto)
👾yediğim en kötü tatlıyı yedim irmik helvası değilse hiçbi tatlının içinde dondurma olmaması gerektiğine kanaat getirdim
👾ilk kez simli kalem aldım
👾ilk kez uzun süre sağlıklı beslendim(2 hafta)
👾mahalle kuaförü ablaya son kez güvendim yine güvenim boşa çıktı
👾yamuk kesilmiş saçlarla yaşamayı öğrendim
👾şu oyuncudan daha iyi ağlarım diyip en az iki kere kendimi ağlattım
👾önüme konan bi şeyin tamamını yememe özgürlüğümün olduğunu fark ettim
eveeet yoklamamız bu kadardı diğer mevsimlerde görüşmek üzere💖
Spoiler içeriyor
kitabı okumaya başlarken yan yana sayfalarda aynı tarihleri görünce önce bir ilişkinin kadın ve erkek karakterlerinin ayrı bakış açılarından işlendiğini sanırken okuyunca iki farklı hikaye olduğunu fark ettim. önce aynı tarihleri arka arkaya okuyup iki karakterde de eş zamanlı ilerlemek…devamıkitabı okumaya başlarken yan yana sayfalarda aynı tarihleri görünce önce bir ilişkinin kadın ve erkek karakterlerinin ayrı bakış açılarından işlendiğini sanırken okuyunca iki farklı hikaye olduğunu fark ettim.
önce aynı tarihleri arka arkaya okuyup iki karakterde de eş zamanlı ilerlemek istesem de mantıklı olan önce kitabın komple sol tarafını yani ekmel beyin hikayesini, sonra sağ tarafını yani derya'nın hikayesini okumaktı.
kitabın konusunu kısaca anlatacak olursam ismini vermek istemeyen anlatıcımız ekmel bey evini satılığa çıkartır ama amacı evi satmak değildir. eve bakmaya gelen kadınlardan biri olan suzan ona göre diğerlerinden farklıdır, ekmel beyin evi satma düşüncesi yoktur suzan'ın da zaten alacak parası... ettikleri sohbetler uzar, suzan her gün gelmeye başlar biz de ikisinin de birbirlerine anlattıklarını sanki yanlarındaki koltukta oturmuş dinliyomuşcasına okuruz.
spoiler
kitap beni beklediğimden çok etkiledi. suzan karakteriyle hiç buluşmadığımız için eksik hissediyorum çünkü beni en çok vuran karakter o oldu.
ekmel beyin hikayesi, aile ilişkileri çok tanıdıktı. annesiyle babasının ilişkisinin aynısı bir ilişkinin içinde olması üzücüydü. yalnızdı, hayata perdelerin arkasından bakıyodu, sevilmek ve sevmek istiyodu. yine de çok komik bi adam olduğunu düşünüyorum yani kitapta gülmeyi beklemezken kendimi sürekli dediği bi şeye gülerken buldum.
derya'ya inanılmaz gıcık olmuştum... bu denli abisine aşık olması normal mi hala bilmiyorum. onun hikayesini okuyacağımızı düşünmüyodum ama başlayınca okumak istediğimi fark ettim. ilerleyen kısımlarda daha çok empati kurabildim, anlıyorum onu ama hala aşırı buluyorum abisine olan bu sevgisini.
derya'nın abisi... adını unuttum ya da adı geçiyo muydu inanın şimdi bitirmeme rağmen onu bile unuttum. seni anlayacak kadar anlayışlı bi insan değilim bugün umarım bi gün olurum ya da olmam bilmiyorum.
kitabı tekrar okursam tarih tarih önce sol sonra sağ tarafı okurum. iki karakter de bazı şeyleri birbirlerine olduğundan farklı anlattılar bunları da daha iyi yakalarım diye düşündüm hem.
suzan'ın hatrına kapanışımı ele geçiren paragraf:
"suzan'ı unutmak kolay mı oldu, unuttum mu sanıyorsun? nasıl mücadele ettim kendimle biliyor musun? günde iki üç mektup yazıyordu. bir okusan başın döner güzelliğinden. açmadan cebimde gezdiriyordum. iyice sarhoş olunca yırtıyordum. sonra dayanamayıp parçalarını birleştirmeye, okumaya çalışıyordum. geberesiye ağlıyordum parçalara bakarken. şantiyede ırgat gibi çalışıyordum, yorgun düşeyim de aklıma gelmesin diye. eve gelince bir şişe votka içip sızıyordum. gözlerimi kamaştıran inancımı kaybedince gördüm suzan'ın aşkının büyüklüğünü. anlamıyor musun derya? suzan bizi ezdi. kaldıramadık."
Spoiler içeriyor
brokeback mountain'ın soğuk savaş döneminde rusyadaki bir askeri birlikte geçen versiyonu. erlerden biri olan sergey ve birliğe yeni katılan savaş pilotu roman arasında geçen zorlu aşk hikayesi. gerçekten yaşanmış bir olay. spoiler birbirine değen bakışlar, gizli buluşmalar, çekingen yakınlaşmalar, yasaklar,…devamıbrokeback mountain'ın soğuk savaş döneminde rusyadaki bir askeri birlikte geçen versiyonu. erlerden biri olan sergey ve birliğe yeni katılan savaş pilotu roman arasında geçen zorlu aşk hikayesi. gerçekten yaşanmış bir olay.
spoiler
birbirine değen bakışlar, gizli buluşmalar, çekingen yakınlaşmalar, yasaklar, bir günah gibi saklamak zorundayım seni seansları, hayalinin peşinden gidişler, kalışlar, yanlış kararlar, kendi yalanına inananlar, hayaller ve gerçekler, ihanetler, her şeye rağmen son olduğunun bilinmediği o buluşma, beklenmedik bir ölüm, geriye kalan yüzleşmeler. tam olarak hayat işte.
duygusal olarak beni bu temadaki diğer filmler kadar sarsmadı. az çok ne olacağı belliydi zaten hazırlıklıydım da...
roman karakterinin evlenip çoluk çocuğa karışıp (6 yıl sonra) sergey'in hayatına girmesi stratejik olarak doğru bir karar mıydı elbette hayır ama bu seferliğine yargılarımı bi kenara bırakıp aşksal bakıyorum ölmeden önce son bir kez görmüş oldular birbirlerini...
luisa. ne diyim ki böyle filmler yüzünden sürekli ilerdeki kocamın gay olduğunu öğrenseydim napardım diye düşünüyorum artık bıktım he... filmin sonunda luisa ve sergey'in bir daha görüşmedikleri yazıyo bi adam için başlarına neler geldi... üstelik beni en çok üzen de hayalini gerçekleştirememiş olması oldu...
son olarak güzeldi işte ibne kovboyları seviyosanız bunu da seversiniz
Spoiler içeriyor
yıllar yıllar sonra nihayet film izleyebildim. ağlicam bugün benim için çok duygusal bi gün... chat gptden sevdiğim tarzda film önermesini isteyip blue jay'i izlemekte karar kıldım. zamanında büyük bi aşk yaşayıp yıllar sonra rastlaşan iki karakter mi var hemen ilgimi…devamıyıllar yıllar sonra nihayet film izleyebildim. ağlicam bugün benim için çok duygusal bi gün... chat gptden sevdiğim tarzda film önermesini isteyip blue jay'i izlemekte karar kıldım. zamanında büyük bi aşk yaşayıp yıllar sonra rastlaşan iki karakter mi var hemen ilgimi çeker.
filmin tamamı duygu yoğunluğumuzu ve nostaljik havayı artırmak için siyah beyaz çekilmiş. sadece amanda ve jim isimli iki karakteri izliyoruz. lise yıllarında birbirlerine aşık olan ve bilmediğimiz bi sebeple yolları ayrılan amanda ve jim markette karşılaşıyor, sonrasında bir günü birlikte geçiriyorlar. önce nasılız ne yapıyoruz sorularıyla şu anki hayatlarını öğrenip sonrasında onlarla geçmişlerine dair bir tura çıkıyoruz.
spoiler
jim amanda'ya yazdığı ilk mektubu gönderseydi belki her şey farklı olurdu. gençlerdi, korkmuştu bunu anlayabiliyoruz ama amanda da en az onun kadar korkmuş, yalnız ve çaresizdi. bebeği aldırma kararını jim'in sorgulama hakkının olduğunu düşünmüyorum. jim korkmayıp yanında olsaydı birlikte bir karar verirlerdi, amanda yalnız hissetmez, iyi ya da kötü bi karar da olsa birbirleriyle vermiş olurlardı. belki de her şey farklı olmaz yine ayrılıkla sonuçlanırdı. bir sürü ihtimal ve bildiğimiz tek şey öyle olsa böyle olsa ihtimalleri değil olan ve yaşananın bu olduğu. jim'in vermeye cesaret edemediği bu mektup hayatlarını geri dönülemez bir şekilde değiştirdi.
amanda hayatında herhangi bi sorun olmamasına rağmen mutsuz ve sebebini bilmiyor. biz biliyoruz sen de biliyosun.
filmde beni en etkileyen sahne rol yaptıkları sahne oldu. amanda'nın evli olduğunu aklımdan çıkaramasam da onlarla birlikte anı yaşamaya çalıştım. geçmişte planladıkları hayattan çok uzaktalardı ama birkaç sahneliğine yalandan da olsa birbirlerinin hayatındaydılar.
genel olarak filmi beğendim, garip bi şekilde karakterler fazlaca aklımda kalacak karakterler oldu ikisine de kanım fazla kaynadı, sadece neden ayrıldıklarına dair yüzleşme sahnesini daha ayrıntılı izlemek isterdim bence yeterli değildi ve birçok detayı öğrenemediğim için mutsuzum. bir de jim'i oynayan oyuncunun ağlama sahnesine nedense güldüm özür dilerim.
bu temadaki filmleri sevip bu filmi izlemeyenler için yeni bi seçenek, izleyin seveceksiniz.
(süpermarkette karşılaşma sahneleri beni neden lokasyon olarak diğer yerlerden daha çok etkiliyo yorumu olan varsa beklerim)
"bu sabah perişan haldeyim. dün gece iyi uyuyamadım, durmadan uyandım, yatakta döndüm durdum, çirkin abuk sabuk, kesik kesik rüyalar gördüm. uyandım, kafam davul gibi, sanki sıcak ve kirli su dolu bi havuzdan yeni çıkmışım. cildim yağlanmıştı, saçlarım da karman çorman…devamı"bu sabah perişan haldeyim. dün gece iyi uyuyamadım, durmadan uyandım, yatakta döndüm durdum, çirkin abuk sabuk, kesik kesik rüyalar gördüm. uyandım, kafam davul gibi, sanki sıcak ve kirli su dolu bi havuzdan yeni çıkmışım. cildim yağlanmıştı, saçlarım da karman çorman ve yağlıydı, ellerim ufak ve temiz olmayan bi şeye dokunmuşcasına pis geliyordu. ağır ağustos havası da bana yardımcı olmuyordu. ensemdeki keskin ağrıyla burada böyle hantal hantal oturuyorum. gün boyu tertemiz, soğuk suyun altında yıkansam bile üstümdeki bu yapış yapış, pasaklı zarı silip atamazmışım, ağzımı fırçalanmamış dişlerin o paslı, çirkin tadından arındıramazmışım gibi geliyor."
her gün biz maalsf:(
sylvia plath-günlükler okuyorum bu kadın hak ehli bu kadar aynı şeyleri yaşıyo olabilir miyiz evet yaşıyoruz demin yirmilik dişlerini çektirdiği kısmı okuyup tetiklendim şimdi de günlerim nasıl geçiyo tam olarak anlattığı o paragrafı bırakıp kaçıyorum seni çok seviyorum sylvia plath(hala l ve y nin yerlerini karıştırsam da)