Shogun… Muhteşem ötesi bir diziydi. Aldığı ödüllerin hepsini fazlasıyla hak ediyor. Büyük zaferler savaş meydanlarında değil masa başında kazanılır. Bir diplomasi ustası olan Lord Toronaga’ya hayran kaldım. Filmin gerçekten tarihin izlerini taşıması ise ayrıca hoşuma gitti. İlk sezonda farkında olmasak…devamıShogun… Muhteşem ötesi bir diziydi. Aldığı ödüllerin hepsini fazlasıyla hak ediyor. Büyük zaferler savaş meydanlarında değil masa başında kazanılır. Bir diplomasi ustası olan Lord Toronaga’ya hayran kaldım. Filmin gerçekten tarihin izlerini taşıması ise ayrıca hoşuma gitti. İlk sezonda farkında olmasak da aslında başkent Tokyo’nun Edo toprakları üzerine nasıl kurulacağını da göreceğiz. Her şeyiyle aşırı gerçekçi ve ruhu olan bir iş olmuş. Korelilerin oyunculuğundan ne kadar nefret ediyorsam Japonlarınkine de bir o kadar hayranım. Ses tonları ve minimal mimikli oyunculukları takdire şayan. Dizinin tek eksiği; ikinci sezonunu beklemenin gerekmesi.
Billy Walsh da Billy Walsh hani! Maşallah diyelim, nazarımız değmesin. 🧿 Ama bu hikaye Billy’nin değil, Archie’nin hikayesi aslında. Genç romantizm severler asla kaçırmamalı bu filmi. Fark ettim ki İngilizler, Amerikalılara nazaran çok daha iyi romantik hikayeler üretiyorlar. Bu İngiliz…devamıBilly Walsh da Billy Walsh hani! Maşallah diyelim, nazarımız değmesin. 🧿 Ama bu hikaye Billy’nin değil, Archie’nin hikayesi aslında. Genç romantizm severler asla kaçırmamalı bu filmi. Fark ettim ki İngilizler, Amerikalılara nazaran çok daha iyi romantik hikayeler üretiyorlar. Bu İngiliz yapımı film de Jane Austen’in memleketinden çıktığını ispatlar şekilde aşkın tutkudan çok öte unsurlar barındırdığını gösteriyor bize. Gerçekten sevmek, bazen ondan vazgeçmektir. Özellikle genç hanımlar, muhakkak izlemelisiniz.
İzlediğim en iyi Dracula filmlerinden biriydi. Cast seçimi, kostümler, mekanlar, müzikler… Her şey muazzamdı. Ama en mükemmeli Dracula’nın doğuş hikayesiydi. Karanlık atmosferde tutkunun perçinlediği sahnelerdeki aşkın saflığı karşısında çaresiz hissettim. Karanlık romantizm severler asla kaçırmamalı bu filmi.
Idiocracy filmi ile peş peşe izlemenizi tavsiye ederim. İkisinde de ana karakter uyuyup kendinden sonraki yüzyıllara gidiyor. Tek fark Idiocracy’de karakter günümüzden 500 yıl sonraya giderken An American Pickle’da kahramanımız 100 yıl önceden turşu olup günümüzde uyanıyor. İki filmin ortak…devamıIdiocracy filmi ile peş peşe izlemenizi tavsiye ederim. İkisinde de ana karakter uyuyup kendinden sonraki yüzyıllara gidiyor. Tek fark Idiocracy’de karakter günümüzden 500 yıl sonraya giderken An American Pickle’da kahramanımız 100 yıl önceden turşu olup günümüzde uyanıyor. İki filmin ortak noktası; nesillerin git gide nasıl beceriksizleştikleri ve tembelleştiği yönünde hem fikir olmaları. Bu filmde, Herschel ve Ben Greenbaum karakterlerini aynı oyuncunun canlandırması çok isabetli bir karar olmuş. İki karakterin tezatlığı hikayedeki ironiyi perçinlemiş. Küreği kırıldığında eliyle hendek kazmaya devam eden Herschel’ın günümüzde zengin ya da başarılı olmaması imkansız olurdu. Torunun oğlu Ben, onu yıldırmak için çok uğraşsa da günümüz şartları Herschel Greenbaum için aşırı yumuşaktır. Günümüz insanının “sikindirik” dertleri Herschel’a anlamsız geliyor. Bu arada tabi sizi de düşündürüyor; ben neden bu kadar tembel ve isteksizim diye. Cevap çünkü çalışmak ve harekete geçmek yerine bir kahvecide pineklemeyi tercih ediyoruz. Film benden kesinlikle geçer not aldı.
Spoiler içeriyor
2x izledim yine de defalarca ileri sarmam gerekti. Koridorda yürümek için 3 dk harcanan sahneler vardı. Gerilim yok, olay yok, heyecan yok. Saçma sapan bir filmdi. Tamamen vakit kaybı. Sonunu söyleyeyim de hiç izlemekle uğraşmayın. Tuğlaları bir kaza sonucu aktive…devamı2x izledim yine de defalarca ileri sarmam gerekti. Koridorda yürümek için 3 dk harcanan sahneler vardı. Gerilim yok, olay yok, heyecan yok. Saçma sapan bir filmdi. Tamamen vakit kaybı. Sonunu söyleyeyim de hiç izlemekle uğraşmayın. Tuğlaları bir kaza sonucu aktive olan yeni bir savunma sistemi evin etrafına sarıyor. Bu kadar.
Başroldeki “Ana” isimli karaktere gıcık oldum. Beleşçi, yüzsüz, yalancı, çıkarcı, iğrenç bir kadın. Kız kardeşinin erkek arkadaşına ait evde, onlarla birlikte ve söz verdiği sürenin üstünde (onu istemedikleri halde) yaşamasına sinir oldum. Birilerinin ayağını kaydırıp işini kaybetmesine sebep olmak filmde…devamıBaşroldeki “Ana” isimli karaktere gıcık oldum. Beleşçi, yüzsüz, yalancı, çıkarcı, iğrenç bir kadın. Kız kardeşinin erkek arkadaşına ait evde, onlarla birlikte ve söz verdiği sürenin üstünde (onu istemedikleri halde) yaşamasına sinir oldum. Birilerinin ayağını kaydırıp işini kaybetmesine sebep olmak filmde kariyer basamaklarını tırmanmak olarak lanse edilmiş. Esas oğlan William ise 17 yaşındaki bir lise delikanlısına benziyor. Cast seçimi feci kötüydü. Ama William karakteri daha makul ve normal bir insandı. Filmin sonunda Ana’ya dönmese benim için mutlu son olurdu. Yalancı, çıkarcı, iki yüzlü insanlara tahammülüm yok zira.