💙🪲 Blue Beetle’i izledim, beklediğimden daha eğlenceliydi 🎬Aksiyon var, espri var, aile sıcaklığı var… Jaime Reyes çok tatlı bir karakter olmuş, Carapax’ın hikâyesi de düşündürdü. Hem güldüm hem de birkaç sahnede “vay be” dedim. DC bence doğru yolda. 👍
🪙14 yıllık suskunluğun ardından serinin altıncı perdesini açıyor. Hikâye, genç Stefanie’nin tekrarlayan kâbuslarının, aslında ailesine miras kalmış uğursuz bir kaderin parçası olduğunu fark etmesiyle başlıyor. Film, klasik Final Son Durak formülünü korurken, köklerine dönmeyi de ihmal etmiyor. İyi seyirler ;)
🎞️🎥 Jenna Ortega, Wednesday Addams rolüyle adeta yeniden doğmuş. Soğuk ama zeki, duygusuz ama derin… Onun karanlık bakışlarında, bastırılmış duyguların izini görmek mümkün. Bu performans, sadece bir oyunculuk değil; bir karakterle bütünleşmenin en çarpıcı örneklerinden biri. 🧟♀️ Dizi, gizem, okul…devamı🎞️🎥 Jenna Ortega, Wednesday Addams rolüyle adeta yeniden doğmuş.
Soğuk ama zeki, duygusuz ama derin… Onun karanlık bakışlarında, bastırılmış duyguların izini görmek mümkün. Bu performans, sadece bir oyunculuk değil; bir karakterle bütünleşmenin en çarpıcı örneklerinden biri.
🧟♀️ Dizi, gizem, okul hayatı, cinayetler ve kara mizahı ustalıkla harmanlayarak kendine özgü bir atmosfer kuruyor. Gotik görselliği, Tim Burton’un imzasını taşırken; izleyiciyi Nevermore Akademisi’nin ürpertici ama bir o kadar da cezbedici dünyasına davet ediyor. Türünün en iyilerinden… İzlenir mi? Kesinlikle. Hem de keyifle.
⏳Konusu: Genç bir kadın olan Luciana, ailesinin peş peşe ölmesiyle birlikte bu ölümlerin tesadüf olmadığını fark eder. Şüpheleri, geçmişte hakkında taciz iddiasında bulunduğu ünlü yazar Kloster’a yönelir. Luciana, hayatta kalan son aile üyesi olan küçük kız kardeşini korumaya çalışırken, giderek…devamı⏳Konusu:
Genç bir kadın olan Luciana, ailesinin peş peşe ölmesiyle birlikte bu ölümlerin tesadüf olmadığını fark eder. Şüpheleri, geçmişte hakkında taciz iddiasında bulunduğu ünlü yazar Kloster’a yönelir. Luciana, hayatta kalan son aile üyesi olan küçük kız kardeşini korumaya çalışırken, giderek derinleşen bir paranoyanın ve intikam oyunlarının içine sürüklenir.
⌛️Yorum :
Hikâye güçlü olsa da, film ne derin bir gerilim yaratabiliyor ne de karakterin yaşadığı acıyı izleyiciye hissettirebiliyor. Luciana karakteri oldukça tepkisiz ve donuk kalıyor. Gözyaşı, öfke ve yas gibi duygular yüzeysel geçince, şahsen ben karakterle duygusal bağ kurmakta zorlandım. Bu da filmin etkisini benim için ciddi bir şekilde azalttı.
Eğer bu karaktere daha gerçekçi ve derin duygular kazandırılsaydı, film çok daha izlenebilir olurdu.
İzlenir mi?
📽️ Hızlı kurgu ve yüksek tempo arayanlar,
📽️ Güçlü duygusal oyunculuk bekleyenler için bu film hiç uygun değil.
🎎 Bir Geyşanın Anıları 🪭🧧1920’lerin Japonya’sında geçen film, yoksul bir köyden alınarak geyşa okuluna satılan küçük Chiyo’nun, acı dolu geçmişinden sıyrılıp efsanevi geyşa Sayuri’ye dönüşümünü anlatır. Güzelliği, zarafeti ve gizli aşkı onu hem zirveye taşır hem de duygusal bir esarete…devamı🎎 Bir Geyşanın Anıları
🪭🧧1920’lerin Japonya’sında geçen film, yoksul bir köyden alınarak geyşa okuluna satılan küçük Chiyo’nun, acı dolu geçmişinden sıyrılıp efsanevi geyşa Sayuri’ye dönüşümünü anlatır. Güzelliği, zarafeti ve gizli aşkı onu hem zirveye taşır hem de duygusal bir esarete sürükler.
🪭🧧Film, Japon estetiği, geleneksel müzikler, zarif danslar ve göz alıcı kimonolarla görsel bir şölen sunar. Ancak yalnızca bir güzellik hikâyesi değil; özgürlük, kimlik, kadınlık ve aşk temalarını da işler.
📌 İzlemeye değer mi?
Kesinlikle evet. Ama ardından kitabı da okuyun; gerçek Sayuri’yi orada tanırsınız.
İlk filmi sevenler için tatmin edici bir devam filmi. Karakter derinliği, karanlık atmosfer ve gerilim dozu yüksek. Ancak bana göre korkutuculuk açısından ilk film kadar sarsıcı değil. Yine de türünün meraklıları için izlemeye değer.
1950’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Russell,Aylaklığa Övgü kitabında faşizm,eğitim,felsefe,ekonomi,sosyalizm,üretim,tüketim,kapitalizm,demokrasi,mimari eğitim gibi konulara değiniliyor.Benim en çok ilgimi çeken “Yararsız Bilgi” ve kitabın da adını alan “Aylaklığa Övgü” makaleleri oldu. Günde dört saat çalışarak da istenilen refah seviyesine ulaşabileceğimizi vurgulaması ilgimi çekti.Fazla…devamı1950’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Russell,Aylaklığa Övgü kitabında faşizm,eğitim,felsefe,ekonomi,sosyalizm,üretim,tüketim,kapitalizm,demokrasi,mimari eğitim gibi konulara değiniliyor.Benim en çok ilgimi çeken “Yararsız Bilgi” ve kitabın da adını alan “Aylaklığa Övgü” makaleleri oldu.
Günde dört saat çalışarak da istenilen refah seviyesine ulaşabileceğimizi vurgulaması ilgimi çekti.Fazla çalışmak gerekli verimliliği getirecek diye bir kaide yok elbette verimli çalışıp dört saatlik bir çalışma da refah seviyesini gayet artırılabilir ve insanlık köleleşmekten kurtulabilir.Fazla üretip gereksiz tüketim döngüsüne girmek aslında bir çok şeyi beraberinde getirip faydadan çok zarara neden oluyor.
“Belirli bir zaman içinde bir takım insanların çamaşır mandalı yapımında çalıştıklarını varsayalım.Bunlar günde sekiz saat çalışarak,dünyanın bütün mandal ihtiyacını karşılayacak kadar üretim yapmaktadırlar.Birisi çıkar,aynı sayıda işçinin aynı çalışma süreci içinde öncekinin iki katı mandal yapmasını sağlayan bir buluş kor ortaya.Ama dünyanın iki kat fazla mandala ihtiyacı yoktur;mandallar zaten o kadar ucuzdur ki,daha ucuza satılsa bile daha fazla satın alan olmayacaktır.Aklı başında bir dünyada olsa,bu durumda,mandal yapımıyla uğraşan herkes sekiz yerine dört saat çalışır, ama bunun dışında her şey yine eskisi gibi yürürdü.İçinde bulunduğumuz dünyada insanlar hâlâ sekiz saat çalışmakta,gereğinden çok sayıda mandal yapılmakta,bir takım insanlar iflas etmekte ve mandal yapımında çalışan işçilerin yarısı işten atılmaktadır.Bunun sonunda yine öteki planda olduğu kadar boş vakit kalır insanlara,ama bu sefer insanların yarısı çok fazla çalışırken,öbür yarısı tüm aylaktır.İşte,nasıl olsa kalacak boş vakit bütün insanlık için bir mutluluk kaynağı haline getirileceğine,bu şekilde ne yapılıp edilip evrensel bir sefalet kaynağı haline getirilmektedir.Bundan daha büyük bir delilik düşünülebilir mi?”
Sıradan işçiler günde dört saat çalışsalardı hem her şeyden herkese yetecek kadar bulunurdu, hem de ortada işsizlik kalmazdı tabi, ufak çapta da olsa, aklı başında bir örgütün bulunduğunu varsayılarak. Bu fikir, hali vakti yerinde olanların hiç hoşuna gitmez, zira onlar, yoksulların boş vakitlerini nasıl kullanacaklarını bilmedikleri inacındadırlar.
Beğendiğim bir kaç alıntı;
💫Aylak sınıfı olmasaydı,insanlık barbarlıktan hiç bir zaman kurtulamazdı.
🗡EYLEMLERİM vicdanımın denetimi altında olduğu halde, GÖRÜŞLERİM bir devrim geçirmiş bulunuyor.(sf 9)
🗡Herhangi bir insanı yanılmaz kabul etmek tehlikelidir;bunun sonucu,zorunlu olarak insanı aşırı basitliğe götürür.(sf 88)
🗡Faşizm ve komünizm de,bir azınlık tarafından halkın önceden tasarlanmış bir kalıba zorla sokulması girişimidir.(sf 94)
🗡Ne kadar akıllıca olursa olsun,hiç bi kural,şefkatin ve düşünceli davranışın yerini tutamaz.(sf 172)
Hollanda Doğu Hint Adaları’nda görev yapan bir doktor ve zor durumda olan zengin bir kadının bu doktordan yardım istemesiyle başlıyor.Doktor başta kadının hesapçı davranışı karşısında bu durumdan hoşlanmayıp kadına yardım etmiyor sonrasında pişmanlık yaşıyor (sonuçta söz konusu bir insanın hayatı)…devamıHollanda Doğu Hint Adaları’nda görev yapan bir doktor ve zor durumda olan zengin bir kadının bu doktordan yardım istemesiyle başlıyor.Doktor başta kadının hesapçı davranışı karşısında bu durumdan hoşlanmayıp kadına yardım etmiyor sonrasında pişmanlık yaşıyor (sonuçta söz konusu bir insanın hayatı) ve bu kadının peşine düşüyor ve amok etkisine giriyor.Kitabı okurken elimden bırakamadım sonunu merak ederek bir çırpıda okudum.Bu yazarın su gibi akan bir anlatış biçimi var o yüzden kitaplarını çok seviyorum ve kesinlikle sizin de okumanızı tavsiye ediyorum.
Amok bir tür cinnet,delirmedir.Ne yaptığını,nereye koştuğunu bilmeden önüne gelen her şeye zarar vererek koşmayı sürdürmesi ve en sonunda yığılıp kalmasıdır.
Psikolojide; derin bir depresyon sonucunda ortaya çıkan şiddet ile sonuçlanan atakların görüldüğü disosiyatif bir ruh hâlidir.
“Amok,şöyle oluyor.Bir Malezyalı,herhangi bir sıradan,kendi halinde adam içkisini içiyor…Ruhsuz,ilgisiz,donuk bir biçimde oturuyor oracıkta…Tıpkı benim odamda oturduğum gibi…Sonra ansızın ayağa fırlıyor…Dosdoğru koşuyor,dosdoğru…Nereye gittiğini bilmeden…Bu kadının odama girmesinin üzerinden henüz bir saat geçmeden bütün yaşamımı geride bırakıp bilinmeze doğru delice bir koşu tutturmuşum,Amok koşusu…
Spoiler içeriyor
Madame de Prie,bir zamanlar Paris prensesiyken kral tarafından sürgün edilir. Süresi belli olmayan bu sürgünde Madame de Prie bir umutla geri döneceğini düşünür. Başlarda mutludur yeni hayat ona farklı gelmiş ve tadını çıkarmıştır fakat bu farklılık çok uzun sürmeden eski…devamıMadame de Prie,bir zamanlar Paris prensesiyken kral tarafından sürgün edilir.
Süresi belli olmayan bu sürgünde Madame de Prie bir umutla geri döneceğini düşünür.
Başlarda mutludur yeni hayat ona farklı gelmiş ve tadını çıkarmıştır fakat bu farklılık çok uzun sürmeden eski hayatını özlemeye başlamıştır.
Pahalı kıyafetlerini,hükmetme duygusunu,erkeklerin ona olan ilgisini,Paris’te nasıl mutlu,rahat ve şaşaalı bir hayatının olduğunu düşünmeye başlar
ve geri dönemeyeceğini de anladığında asıl çöküşü başlamış olur.Yalnızlık psikolojisini bozar.Kibir,gösteriş,entrikayı seven Prie düşünür ve bir plan yapar intihar etmeyi göze almıştır çünkü bu hayat ona ölümden beter gelmeye başlamıştır.Zaten ölümü göze aldım en azından gidişim prenses gibi olsun der ve Paris’e haber yollar bütün tanıdıklarını malikânesinde düzenleyeceği baloya çağırır.
Büyük bir tiyatro gösterisi hazırlar ve başrol prensesini kendisi canlandırır. Üç gün boyunca devam eden bu oyunda maksat 7ekimde öleceğini söylemek ve öldüğü gün insanlar için arkasında iz bırakmak,kehanetinin unutulmamasını sağlamak,kendisini ölümsüz kılmaktır asıl amacı fakat insanlar buna pek aldırış etmezler ve şaka yaptığını düşünürler.
7 ekim ölüm günü geldiğinde en güzel elbisesini giyer,takılarını takar,parfümünü sıkar ve zehir içip intihar eder ölümünü beklerken de cesedim güzel görünsün diye düşündüğü için gülümsemeye çalışır fakat zehir öyle etkilidir ki ağzı,çenesi yamulur tırnaklarının arasına can çekişirken tutunduğu perdenin kumaş parçaları dolar. “Ne var ki ölüm,kandırılmaya izin vermeyip gülümsemeyi parçalamıştı.Madame de Prie’yi bulduklarında yüzü korkunç bir şekil almıştı.”
İntihar haberinin Paris’e ulaştığı sırada bir sihirbaz sarayda hünerlerini sunmaktaydı.Haber geldiğinde insalar biraz fısıldaştılar,şaşırdılar fakat çok kısa sürdü sihirbazın gösterisini izlemeye devam ettiler ve hepsi ölüm haberini unutup gösteriye odaklandılar.
“Çünkü insanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi;kahramanlarını kendi seçer,ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi;talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi,arabaya bir daha yetişemezdi.”