kedime boyun tasması alayım dedim. bi tanr çok tatlış tasma vardı ilk başta onu aldım ondan sonra mağazadan çıkınca farkettim ki çok dar ve benim kedoya olmaz. gittim başka bi tane aldım. ilk aldığımda yeni kedi için manifest olsun. eğer…devamıkedime boyun tasması alayım dedim. bi tanr çok tatlış tasma vardı ilk başta onu aldım ondan sonra mağazadan çıkınca farkettim ki çok dar ve benim kedoya olmaz. gittim başka bi tane aldım. ilk aldığımda yeni kedi için manifest olsun. eğer bi kedim daha olursa bunu düzenleyio tekrar paylaşıcam
14.01.2025
2 3 gün önce fizik sınavı olduk sınavdan sonra ilk derse girdik. adam geldi cevap anahtarını verdi al oku kendi kağıdını dedi soru bütün olarak yanlış ama diyo ki istersen 10 ver istersen 0 ver sana kalmış. HAYATIM BOYUNCA GÖRDÜM…devamı2 3 gün önce fizik sınavı olduk sınavdan sonra ilk derse girdik. adam geldi cevap anahtarını verdi al oku kendi kağıdını dedi soru bütün olarak yanlış ama diyo ki istersen 10 ver istersen 0 ver sana kalmış. HAYATIM BOYUNCA GÖRDÜM EN EN EN İYİ HOCA DİYEBİLİRİM ya soruda 50cmyi mrtreye çevrimem gerekiyodu ben çevirmedim diyo ki zaten çevirmediğin zamanda yapman gerekenleri doğru yapmışsın 10 ver ya da sorunun cevabı yalnız 3 ben 1 ve 3 bulmuşum diyo ki sonuçta 3ü bulmuşsun 1 araya kaynamış 10 ver geç. ALLAHIM AYT FİZİK SEVİYOSAM SENİN SAYENDE SEVİYORUM U.🤭💞💞
13 saatlik kış uykusunun ardından bir rafa giyeyim dedim, herkes yılbaşı dilekleri dilediğini görünce "AAA DÜN YILBAŞIYDI!" dedim, arkadaşım dönüp "Tam salaksın." dedi, tamamen aklımdan çıkmış. Neyse ki triplere girip geri sayıp yapmadım, çok şükür, mis gibi uyudum. Zaten rüyalarımda…devamı13 saatlik kış uykusunun ardından bir rafa giyeyim dedim, herkes yılbaşı dilekleri dilediğini görünce "AAA DÜN YILBAŞIYDI!" dedim, arkadaşım dönüp "Tam salaksın." dedi, tamamen aklımdan çıkmış. Neyse ki triplere girip geri sayıp yapmadım, çok şükür, mis gibi uyudum. Zaten rüyalarımda bir garipti, uçmalı, hoplamalı, zıplamalı... Neyse. 365 sayfalık bir kitap yazmaya başlıyoruz, ilk sayfasında- "bla bla bla..."
2024'e girerken her şeyin iyi olmasını dilemiştim, tam tersi, daha da b*ktan olduğunu görünce bu sene yılbaşı kutlamayacağım, dedim, zaten unutmuşum. O yüzden umarım bu sene daha da berbat geçer, istediğim hiçbir şey olmasın falan filan işte.
Size mutlu yıllar, ben uyuyacağım.
Sowamazsının yeni bölümünde... Gün geçmiyor ki sinir krizleri geçirmeyeyim, adam bıçaklamayayım(!). Dün, yılbaşı yaklaşıyor diye sınıfça para topladık. Kar spreyi ve süslerden aldık. Panoya yeşil süslerle bir ağaç yaptık, üzerini süsledik. Duvara süslerle "2025" yazacağız; henüz yapmadık onu. Camlara da…devamıSowamazsının yeni bölümünde...
Gün geçmiyor ki sinir krizleri geçirmeyeyim, adam bıçaklamayayım(!).
Dün, yılbaşı yaklaşıyor diye sınıfça para topladık. Kar spreyi ve süslerden aldık. Panoya yeşil süslerle bir ağaç yaptık, üzerini süsledik. Duvara süslerle "2025" yazacağız; henüz yapmadık onu. Camlara da kar spreyiyle şekiller çizdik: Noel babalar, kardan adamlar, yıldızlar, vs. Neyse efendim, biz aynısını geçen sene yine yapmıştık ve gayet eğlenceli geçmişti. Bu yüzden bu sene de yapalım, sınıfça kaynaşırız, eğleniriz dedik (sınıfın asosyal olduğunu söylemiştim).
Bu sabah bir geldim, baktım görevli ablalardan biri camlara çıkmış, camları temizliyor. O camları ben süslemiştim, ben çizmiştim şekilleri! Başımın üzerinden aşağıya kaynar sular döküldü. Sınıftaki herkes sessizce bana döndü ve baktı. Gittim, ablaya sordum:
"Niye siliyorsunuz?"
"İdare kızdı," dedi.
Geçen sene sesini çıkarmayan idare, bu sene mi sesini çıkarmaya karar verdi? Neyse...
Bizim sınıf öğretmenimiz dinci. Geçen hafta ona dedim ki:
"Hocam, sınıfı süsleyeceğiz, haberiniz olsun."
O ordan dine girdi, altından girdi, üstünden çıktı. Şu an kavgayı anlatmaya üşeniyorum ama bana gelip "Kurban kesene Hristiyan gördün mü?" dedi. O derece ne alaka yani!
Bize "İdareye sorun" ya da "İdare izin vermez" gibi bir şey de demedi. Eğer deseydi, kar spreyine vereceğimiz parayı başka bir şeye verirdik, panoyu falan süslerdik. Neyse...
Meğer dün (müdür yardımcısının odası bizim sınıfın yanında), müdür, müdür yardımcısının yanına gitmiş ve "Yan sınıftan haberin yok, Noel kutluyorlar. Sen burada hiçbir şeyin farkında değilsin! Yarın temizlikçiler 7’de gelip o sınıfı temizleyecek," demiş.
Bana bunu müdür yardımcısı anlattı. Daha da sinir katsayım arttı, çünkü hem adamın başı bizim yüzümüzden yandı (çok severim kendisini, öğrenci dostu bir adamdır), hem de başka sınıflar yapıyor ama bize sildiriyorlar!
Çıktım müdürün yanına, dedim:
"Neden sildimiz?"
"Keyfim öyle istedi, cici kızım," dedi.
Tamam o zaman, dedim:
"...... sınıflarında da kutluyorlar, gidin onları da engelleyin lütfen. Bizi nasıl engellediyseniz."
"Nasıl yapıyorlar? Yapamazlar. Emin misin?" dedi.
Emin olmak için müdürün yanına gitmeden önce bakmaya gittim.
"Evet," dedim, "Eminim."
"Tamam, cici kızım, ben ilgileneceğim o konuyla," dedi.
Dedim ki:
"İyi hoş ilgilenin ama sildirme amacınız neydi?"
"Müslüman birinin Noel kutlaması ne kadar mantıklı geliyor sana?" dedi.
Ben de Noel kutlamanın günümüzde dünyanın dört bir yanında yapıldığını söyledim. Ama yok, kendisi dört dörtlük Müslüman ya, çok dikkat ediyor böyle şeylere. Bir imansız biziz zaten!
Sonra dedim ki:
"Biz sınıf öğretmenimize de söyledik. Bize 'İdare kızar' gibisinden bir şey söylemedi, meseleyi dine saptırdı."
"Doğru yapmış. Ayrıca sen öğrencisin, neyine senin kutlamalar düzenlemek?" dedi.
"Bunu bir eğlence olarak görüyoruz çünkü. Yeni yıl sonuçta," dedim.
"Of, senle tartışamayacağım," dedi.
Güldü, adamın suratına 5 saniye kitlendim.
"Geçerli argümanlarınız olsa benimle tartışırdınız ama yok. Tartışırsak haksız çıkacağınızı biliyorsunuz," dedim.
Hiçbir şey demedi, "Çıkabilirsin," dedi.
YA BEN BU OKULUN HOCALARINI ANLAMIYORUM! HİÇBİRİNDE GRAM AKIL YOK, YEMİN EDİYORUM!
Eveeet yine ben ve kriz dolu anlarıma hoş geldiniiiizzzz 12. sınıf olduğumuz için sınıfça bir yıllık hazırlamamız gerekiyor. Her sınıfın yıllıkta bir magazin sayfası olacak. Bu sayfada sınıf içerisindeki fotoğraflar, "sınıfın enleri," "10 yıl sonra kim nerede," hocaların kullandığı laflar…devamıEveeet yine ben ve kriz dolu anlarıma hoş geldiniiiizzzz
12. sınıf olduğumuz için sınıfça bir yıllık hazırlamamız gerekiyor. Her sınıfın yıllıkta bir magazin sayfası olacak. Bu sayfada sınıf içerisindeki fotoğraflar, "sınıfın enleri," "10 yıl sonra kim nerede," hocaların kullandığı laflar gibi içerikler yer alacak. Yıllıkları düzenlemekle görevli bir kişi var, ona X diyelim. X bize dedi ki:
"Size sınıfınızın kullanıcı adı ve şifresini vereceğim. Sınıftan 2-3 kişi seçin, onlarla birlikte siteye giriş yapıp magazin sayfanızı düzenleyebilirsiniz."Ben de sınıf başkanı olduğum için birkaç kişiyi seçtim. Birlikte bu işi yapmaya başladık. İki kez yıllık üzerinde çalışmak için gittik. İkisi de İngilizce dersine denk geldi.İlk gidişimizde Sitede gezindik, yıllıklardan örnekler aldık.
2. gidişimizde Fotoğraf yüklemek için gittik. Ancak fark ettik ki sınıfça toplu bir fotoğrafımız yok! Bizim sınıf biraz asosyal olduğu için doğru düzgün fotoğraf çekilmemiş. O an, biz de sınıfı daha dolu dolu göstermek için birbirimizi çekmeye başladık. Tam o sırada hoca kütüphanenin koridorundan geçti ve fotoğraf çektiğimizi gördü.
Bu hafta ilk ingilizce dersina az önce girdik.
hoca, yoklamayı aldıktan sonra benim seçtiğim arkadaşlara dönerek:
"Geçen yıllık için izin istediğinizde hepiniz selfie çekiyordunuz. Bu yüzden bundan sonra hiç birinize izin vermiyorum." dedi.
Ben arkadaşlarımın başı yanmasın diye hemen lafa girdim:
"Hocam, yıllık için çekiyorduk o fotoğrafları. Sınıf içerisinde pek fotoğrafımız olmadığını görünce o anda çektik. Dışarıdan gördüğünüzle yargılamayın, lütfen." dedim.
Normalde saygısız biri değilimdir ama bu kadının yaptığı 1 değil, 2 değil. Bunun üzerine:
"Aaa, bana cevap veriyorsun. Sana 100 puan!" dedi.
"Cevap veriyorum çünkü bir yanlış anlaşılma var ve cevap vermek hakkım."
"Şimdi de 200 puan oldu. Cevap vermeye devam et!" diye karşılık verdi.
Ben de:
"Siz böyle, sanki size saygısızlık yapıyormuşum gibi davrandığınız sürece cevap vermeye devam edeceğim, hem de sonuna kadar." dedim. Bir süre sessizlik oldu.
"Ayrıca siz bunu saygısızlık olarak nitelendiriyorsunuz ama cevap vermek ve kendimi savunmak benim hakkım."
Hoca hâlâ:
"Devam et, cevap vermeye!" dedi.
Ama baktım ki olmuyor, karşımda laf anlatamayacağım biri var. Aptalın tekiyle daha fazla uğraşmamak için sustum. Dana fazla mefesimi harcayamazdım
Sabrede sabrede ömrüm mü solsun Kim var ki derdime bir çare bulsun Şimdilik gururum bir yerde dursun Gideceğim ona isterse kovsun isterse kovsun İYU GECWLER
şimdi buraya "günaydıın🥰 gününüz güzel gseçin🥰" tarzında bir şeyler yazmayacağım çünkü bu lanet insanlarla güzel bir gün geçirmek imkansız. sabahın köründe zaten beynimin çalışmadığı saatler dolmuştaki şoförle kavga ettim. öğrenci 15 tl sivil 20 dolmuştan inerken 15 tlyi verdim indim…devamışimdi buraya "günaydıın🥰 gününüz güzel gseçin🥰" tarzında bir şeyler yazmayacağım çünkü bu lanet insanlarla güzel bir gün geçirmek imkansız.
sabahın köründe zaten beynimin çalışmadığı saatler dolmuştaki şoförle kavga ettim. öğrenci 15 tl sivil 20 dolmuştan inerken 15 tlyi verdim indim ŞİMDİ BEN 15 VERİYOSAM ÖĞRENCİYİMDİF KÖR DEĞİLİM YAZDIKLARI SİVİL 20 ÖĞRENCİ 15 YAZISINI GÖREBİLİYORUM. neyse 15 lirayı verdim şoförede"BİR ÖĞRENCİ" dedim indim ama 5 lira 10 liramın içerisindeydi pek görünmüyodu yani. ama eminim o 15 lirayı verdim adama zaten evden çıkarkem hazırlamıştım ve dolmuşta bir daha kontrol etmiştim mryse. zaten müzik dinliyodum arabadan indim yürümeyr başladım arkamdan biri tuttu çekti brni tam sövücektim baktım şoför abi. bana"PARANI EKSİK VERDİN" diye bağırmaya bailadı ilk başta neye uğradığımı şaşırdım. verdim ya abi sana 15 lira öğrenciyim dedim. "SENDE ÖĞRENCİ TİPİ YOK KARTINI GÖSTER" dedi. YA abicim güzel abicim sırtımdaki çanta göz altlarım brlli olmıyo mu öğrenci olduğum. yavaş yavaş sinir katsayım artmaya başladı. çıkardım gösterdim kartı tapu gibi. gösterdim kartı oldu mu dedim tam gidiyodum o zaman geri kalan 5 liranı ver dedi o an çıldırdım ya az önce verdim ya 15 lirayı niye eksik veriyim sana abi dedim yok eksik verdin diye ısrar etti. ya işini doğru düzgün yapamıyosan bırak bu işi niye yapıyosun ki verdiğim paraya bile doğru düzgün bakmıyosun ne dinliyosın ne başka bir şey ben inerken bir öğrenci dedim paramıda uzattım burda gelip bana paran tam değil diyemezsiniz dedim adamla biraz bi bakıştık "o 5 liranın acısı bir yerden çıkar merak etme" dedi gitti. sonra baktım olmuyo salak anlamazın teki yoluma devam ettim.
bu da böyle bir andı burda kalsın okuduğum zamanlar söverim artık.
Seni bulmaktan önce aramak isterim. Seni sevmekten önce anlamak isterim. Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, Sana hep, hep yeniden başlamak isterim.
Bugün edebiyatta Sami Paşazade Sezai'nin Pandomima hikayesinden dinleme sınavı olduk. Olmaz olaydık... Konusu beni yerden yere vurdu. Hikayeyi dinlerken aklıma Recep İvedik'in şu repliği geldi: "Bir palyaço varmış, bütün ağlayanları güldürürmüş. Bir gün bir adam yoğun ağlama teşhisiyle doktora başvurmuş.…devamıBugün edebiyatta Sami Paşazade Sezai'nin Pandomima hikayesinden dinleme sınavı olduk. Olmaz olaydık...
Konusu beni yerden yere vurdu. Hikayeyi dinlerken aklıma Recep İvedik'in şu repliği geldi: "Bir palyaço varmış, bütün ağlayanları güldürürmüş. Bir gün bir adam yoğun ağlama teşhisiyle doktora başvurmuş. Doktor da demiş ki, 'Git palyaçoyu bul, o seni güldürür.' Adam da demiş ki, 'O da benim...' "
Hikayeyi buraya bırakmak istiyorum. Çünkü son cümlesi beni gerçekten etkiledi...
Haseki taraflarında bir çıkmaz sokağın içinde yalnız duran üç odalı bir ev, bir mezar gibi, sonsuz bir sessizlikle doluydu. Bir eskimişlik ve unutulmuşluk içersinde terk edilmiş halde bulunuyordu. Çatısından kopan bir tahta, damından uçan bir kiremit, duvarlarından yuvarlanan bir taş senelerce düştüğü yerde kalırdı. Ara sıra çirkin, ihtiyar bir Rum karısı -cadılara mahsus dehşet ve sükûnetle- dışarı çıkarak evinde ihtiyaç duyduğu malzemeleri satın alır ve alelacele eve girip kaybolurdu. Evin küçük bahçesinde duvara yakın bir büyük ağaç, Temmuzun o ateşli güneşi İstanbul’un bu taraflarını takatsiz bir hararet içinde bıraktığı zaman yapraklarının arasına gizlenmiş serin bir rüzgâr yaymaya başlayarak o evin, o mahallenin bir büyük yeşil yelpazesi gibi havayı tazeler ve ona bir ferahlık kazandırırdı…
Yazın bir Cuma günü, öğleüzeri, bu evden, koltuğunda bohçasıyla çıkan bir adam, kapısını itina ve dikkatle kapadıktan sonra yoluna devam etmeye başladı. Arkadan bakılınca omuzlarıyla belinin genişliği aynı bulunacak kadar şişman olan otuz üç yaşındaki bu adamın enli, fakat pek kısa bacakları üzerindeki yükü istediği tarafa götürmek de zorluk çektiği görülüyordu… Bu uzak mahallelerin tenha sokaklarında düşünceli, mahzun bir şekilde yoluna devam eden bu adam, halkı güldürmek için gidiyordu… İnce tahtalarla inşa edilmiş ve yıkılmamak için etrafına destekler vurulmuş bir binanın önüne geldi. Bu binanın kapısının üzerinde beyaz kâğıda büyük siyah yazıyla şu levha asılmıştı:
“Meşhur Paskal’ın pandomiması. Burada her cuma ve pazar günleri meşhur Paskal çeşitli hünerler ve gülünç oyunlar icra eder. Kıymetli müşterilerinin beğenisini kazanan Paskal, her hafta yeni oyunlarını gösteri sahnesinde sergileyecektir!”
Paskal, kendisiydi. Tiyatrosunun kapısından girip bohçasını açarak, hiç değişmeyen oyununa mahsus şalvar biçiminde ki beyaz pantolonunu, başına sivri beyaz külahını giydikten ve bütün yüzünü unlara, kurbağa bakışlı siyah gözlerinin alt kısımlarını kırmızıya boyadıktan bir saat sonraydı ki -boş zihinlerle gailesiz gönüllerden çıkıp yükselen- kahkaha sedaları ve alkış sesleri arasında oyununu sergiliyordu.
Oyunda bir kadına âşıkmış rolü yapan Paskal’ın, ilan-ı muhabbet için dilini çıkarması ve onun sevgisini kazanmak için taklak atması oradaki halkı çok güldürüyordu. Tiyatronun bezden tavanını başının üstünde tutan ortadaki hareketli direğe arkasını dayayarak, ağzındaki sigara ile oyunu seyreden bir seyirci:
‘Paskal’ın dilini çıkarması yok mu? İnsan buna gülmekten bayılır!’ diyordu. Zaten bunu orada küçük iskemlelerin üzerine oturanların ekserisi tasdik etmişti. Oyuncuların yanındaki locada, o masum, o çocukça gülüşleri hayatın acılarına teselli olabilecek genç kızlardan biri, tam bir coşku ve sevinçle kanatlarını sallayarak uçuşan kuşlar gibi, o küçücük pembe dudaklarının üzerinde nurani bir tebessüm olduğu halde, ellerini birbirine çırparak Paskal’ı alkışlıyordu. “Eftalya” ismindeki, yirmi yaşında, bu genç kız ihtiyar validesiyle hemen her hafta bu locaya geliyordu. Validesi: ‘Kızım burada çok mu eğleniyorsun?’ diye sorduğu vakit; Eftalya, Paskal’ı ölen sevgili köpeğine benzettiğini ve bazen de onun hareketlerinin ve tavrının, bir kere görüp de pek hoşuna giden bir maymunu andırdığını söylerdi.
O gün ise beyaz ketenler, sihrî tebessümler içinde bulunan bu genç kız, o gürültüler arasında, bir hayvan kadar sevimli bulduğu ve beğendiği oyuncuya, locadan çiçek atıyordu. Attığı bu çiçekler, Paskalın yüzüne göğsüne dokundukça eliyle kalbini tutarak en can alıcı yerinden vurulmuş yırtıcı bir hayvan gibi acı acı feryat ediyordu.
Bir iki dakika sonra tiyatrosunun iç tarafındaki toprağın üzerine oturarak, hâlâ güldürdüğü adamların kahkahaları devam ederken içini çeke çeke ağlıyordu. Bu zavallı Paskal, o güzel Eftalya’yı seviyordu, bu kusurlu vücut, o kusursuz varlığa âşık olmuştu!
Fakat gönlünün en gizli bir köşesinde gizlediği bu muhabbetini kimseye söylemeye, küçükten beri her derdini paylaştığı evdeki ihtiyar hizmetçisiyle bile hasbihal etmeye cesaret edemiyordu. Ömründe hiçbir kadının beğenen bakışlarına, hiç kimsenin iltifatlı davranışlarına nail olamamıştı. Kendisinden beklenen yalnız güldürmekti. Bak, bu kırgın hâlinde, gözyaşları içinde bulunduğu şu kederli vaktinde bile herkes kahkahalarla ona gülüyordu.
Akşamdan sonra oyun bittiğinde yine bohçasını koltuğuna alarak geldiği yoldan çekingen bir tavırla evine avdet ediyordu. Odasının kapısını açarak, içinde kimse olmayan evinde, birisinin dolaşıp dolaşmadığını, penceresini kaldırıp, sokaktan kimsenin geçip geçmediğini anladıktan sonra güzel Eftelya’sını düşünmeye başladı.
Bugün oyunda kendisine niçin o kadar gülmüştü acaba? Koynundaki çiçekleri çıkarıp incitmeden ve hürmetle öptükten sonra, odanın en yüksek yerine koydu. “Bu çiçekler, ah bu çiçekler beni öldürecek.” diyordu.
Kendisini bir kere kabul edecek olursa… Bu odaları saksılarla donatacak, o güzel Eftalya’sını şu köşeye oturtacak, ne kadar garip hikâyeler varsa anlatacak, bütün gece onu güldürecekti. Gayet güzel bir rüyadan uyanır gibi başını kaldırdı. Ah, pek de çirkindi, âlemin maskarasıydı. Ağlamaya başladı.
Son gününde kötü bir haber getiren o ay ne kadar süratle gelip geçmişti. İki haftadan beri tiyatrosuna gelemeyen Eftalya evleniyordu. Zavallı Paskal, bir Cuma günü kocasıyla beraber gelen Eftalya’yı güldürdükten sonra, yüreğini parçalayan üzüntüsünü fark ettirmemek için başını önüne eğerek evine gidip içine kapandığı odasının kapısını sürgüledi.
Ertesi sabah öğleden sonra kapısını kıracak gibi vuran ihtiyar Rum karısı hiçbir cevap alamayınca, tam bir korku ve telaş ile mahalleden topladığı adamlarla, kapısını kırıp odaya girdiler. Odaya girer girmez herkes gülüşmeğe başladı. Zira Paskal asılmış bir adam taklidi yaparak o meşhur maharetiyle dilini çıkarmıştı.
Hayatında herkesi güldürdüğü gibi, ölümünde de kimseyi ağlatamayan zavallı Paskal’ın bu seferki hâli taklit değil, ölüm gibi hakikatti.