İnsan her şeyi unutarak her şeyi yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamadı. Bir insanı unutabilirsin bir insanın sana neler yaptığını da unutabilirsin ama o insanın sana neler hissettirdiğini unutamazsın...
Ama bu dünyada hiçbir şey sürekli değildir. Bu nedenle de sevinç, ikinci dakikada birincidekinden farklıdır, üçüncüde bir derece daha zayıflar, sonunda tamamen yok olur, eski durumumuza döneriz. Suda genişleyen halkaların sonunda suyun yüzeyiyle bir olup kaybolması gibi. Burun s. 71
Bazen yaşadığınız sahneler zihninizin yönetmenliğinde yeniden uyarlama kısa filmlerle gösterime girer. Tek biletlik bir sinemadır bu. Hep geceleri sahnelenir. O biletin sahibi siz; bomboş bir salonda, terk edilmiş bir salonda bir yere oturursunuz ya da yığılırsınız. Hicaz makamında dalar gözleriniz…devamıBazen yaşadığınız sahneler zihninizin yönetmenliğinde yeniden uyarlama kısa filmlerle gösterime girer. Tek biletlik bir sinemadır bu. Hep geceleri sahnelenir. O biletin sahibi siz; bomboş bir salonda, terk edilmiş bir salonda bir yere oturursunuz ya da yığılırsınız. Hicaz makamında dalar gözleriniz dört duvara. Her duvar sinemanızın perdesi. Her duvarda hikayenizin başka sahnesi. Sağınızdaki duvardan bir sesleniş. Solunuzdan bir haykırış. Arkanızdaki duvardan bir fısıldayış. Dört duvarın sohbeti kadar kadar acımasız ama bir o kadar başkaca samimi diyalog yoktur. Duvarların dile gelmesi mesele değildir. Zamanı geldiğinde yeterince kafanızı şişirecekler zaten. Ki duvarlar aynalardan daha iyi yansıtır sizi kendinize. Duvarlarla konuşmanız ve onların cevap vermesi gayet olasıdır. Bu iki ses dışında, sizin ve duvarların dışında bir üçüncü ses daha vardır salonda. Kalbiniz. Ki o da başka bir hikaye. Zaten, zaten hep olmazlarda. (b.58)
Bir gün bir gölün kenarında oturuyordum. Bilge geldi yanıma oturdu. Aklımdan hiç çıkmayacak bir şey söyledi. Ne anlama geldiğinden mi yoksa nasıl söylediğinden mi bilmiyorum. Sana bir iyi haberim bir de kötü haberim var dedi. Kötü haber, bir daha asla…devamıBir gün bir gölün kenarında oturuyordum. Bilge geldi yanıma oturdu. Aklımdan hiç çıkmayacak bir şey söyledi. Ne anlama geldiğinden mi yoksa nasıl söylediğinden mi bilmiyorum. Sana bir iyi haberim bir de kötü haberim var dedi. Kötü haber, bir daha asla aynı olmayacaksın bir daha asla kendin olmayacaksın hem de hiç. Onu kaybettin. Hiçbir şey onun yerini doldurmayacak. İyi haberse bunu ne kadar çabuk kabullenirsen o kadar çabuk acı çekeceksin. O kadar çabuk onu düşünmeye başlayacaksın. Sana tattırdığı bütün sevgiyi hatırlayacaksın, onun olduğu bütün eğlenceyi dedi bana.
Tüketim toplumu olduğumuz, markalı bir eşya için kendimizi tükettiğimiz bir çağdayız. Sevgiyle dolduramadığımız manevi duygusal yoksunluğu meta hırsıyla aşırı tüketim hırsıyla doldurmaya çalışıyoruz. Sevginin olmadığı bir dünyada insanlarla ilişkilenme yerini mülkiyetlenme hırsı alır.
Beklemek nedir? Hiçbir şey yapmamak mı? Beklediğiniz nedir? Bir hal mi bir haber mi yoksa biri mi? İnsan kendini düşünmeye başladığı zaman beklemekten de vazgeçiyor aramaktan da. Olmayanları oldurmaktan da. İnsan kendine döndüğü zaman olanları kabul etmeyi de öğreniyor. Eyvallah…devamıBeklemek nedir? Hiçbir şey yapmamak mı? Beklediğiniz nedir? Bir hal mi bir haber mi yoksa biri mi? İnsan kendini düşünmeye başladığı zaman beklemekten de vazgeçiyor aramaktan da. Olmayanları oldurmaktan da. İnsan kendine döndüğü zaman olanları kabul etmeyi de öğreniyor. Eyvallah demeyi de işte bu kadar buraya kadar demeyi de. İsyan etmekle eyvallah etmek arasında incecik kılcal bir çizgi var. Hani porselen vazolar vardır öyle narindirler ki kırıldıkları kısımları yan yana getirdiğinizde sanki hala bir bütünmüş gibi dururlar. Birleşme noktası öyle belirli belirsizdir, ki yakından bakmasanız anlaşılmaz. Eğer düzgünce yapıştırabilirseniz kopmuş parçası kırıldığı yerden hiçbir tahribat yokmuş gibi yapışırlar. Birleşme noktası kılcal bir çizgi sadece o da yakından bakarsanız. Sadece yapıştıranın bildiği sahibinin bildiği bir kırıklık, bir de tersini düşünün. Peki bu vazoyu bugüne kadar bu saç telinden daha ince boşluk mu tutuyordu. Bu çıplak gözle görülmesi zor çizgi mi bu vazoyu bir bütün kılıyordu. Kırılmadan önce bu vazoyu bütün sayan neydi. Bu vazo kırılmadan ne kadar sağlamdı. Belki de bir vazoya kırılmadan önce bu sağlam bir vazo dememek lazım.
Son sahnesini Christian Bale'nin Hostiles adlı filminin müziği(11:40 dakikalık) ile birleştirip izleyin çok daha iyi anlarsınız her şeyi.. Tabiki Hostiles filmini izlemiş olmanız lazım.
Hani Leyla'ya sormuşlar sen mi daha büyük aşıksın yoksa mecnun mu diye? Elbette ben daha büyük aşığım diye cevap vermiş Leyla. Çünkü ben aşkımı kimseye söylemedim, o ise bir dağ delisi gibi davrandı. Sevgimizi dillere düşürdü. Aşkını göstermek için sevdiğinin…devamıHani Leyla'ya sormuşlar sen mi daha büyük aşıksın yoksa mecnun mu diye? Elbette ben daha büyük aşığım diye cevap vermiş Leyla. Çünkü ben aşkımı kimseye söylemedim, o ise bir dağ delisi gibi davrandı. Sevgimizi dillere düşürdü. Aşkını göstermek için sevdiğinin adını tenine kazıyan nice mecnun var. Sevgimizi göstermeyi bilmiyoruz biz. Bu yüzden de yaralayıp duruyoruz kendimizi. Bak aşk luna parktaki tahta ata benzer hani jetonla çalışır ya böyle atarsın içine bir ileri bir geri sanki bir yere gidiyormuşsun gibi bir his böyle bir çoşku. Ayakların yerden kesilir halbuki bir yere gittiğin yok tahta çakılı oraya, jeton bitince rüya buraya kadar. Az kırık bir doktor derdi vucüdun bütün seslerini duysan sağır olursun. Oysa biz sadece kalbin sesini duyuyoruz. Kanın akarken çıkardığı uğultu ya da yaraların kabuk bağlarken çıkardığı sesler. Sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye bıktım ardımda yarım kalmış hikayeler taşımaktan. Çünkü bizzat ben yarım kalmış bir niyetim. Anlamlarını bilmeden silip dinlediğimiz şarkılar var ya işte biz böyleyiz. Sesin kıvrılıp büküldüğü yerde ıslanıyor gözlerimiz. Nedenini soruyorlar, bilemiyoruz. Kimseyi ikna edemiyoruz. Kendimizi çok ciddiye almaktan yorgunuz. Yazmanın eziyeti öğretecek bana, hayat sahip olduklarımızın dışında kalanlarmış meğer.
Aşk bir yanılsamadır. Birisi bir zamanlar aşkın yanlış anlamanın sonucu olduğunu söylemişti. Bizler yanlış anlamayı ararız. Aslında herhangi bir oyundan daha gerçek bir oyuna başlanan bir an. Anlaşmayı başardığımızda birini gerçekten anladığımızda aşk da sona erer. Her türlü iyi şeyi…devamıAşk bir yanılsamadır. Birisi bir zamanlar aşkın yanlış anlamanın sonucu olduğunu söylemişti. Bizler yanlış anlamayı ararız. Aslında herhangi bir oyundan daha gerçek bir oyuna başlanan bir an. Anlaşmayı başardığımızda birini gerçekten anladığımızda aşk da sona erer. Her türlü iyi şeyi o kişiye atfederiz ve sonra ona aşık oluruz. Ama elbette yetersiz bir gerçeğe ulaşırız. Çünkü gerçeği bilmek istemeyiz. Birbirimizi anladığımızda aşk da biter. Yani bir bakıma aşk, yanlış anlamanın sonucudur. Birini anlamadığımızda ona aşık oluruz. Kişinin gerçekliğinin farkına vardığımızda onun düşündüğümüz kişi olmadığını söyleriz. Yani aşk yanılsamadan başka bir şey değildir. Neyse ki böyle bir yeteneğimiz var. Başka türlü olsaydı sadece bir tane asıl olurdu ve herkes ona aşık olurdu.