📌 alıntı •Nora özet geçiverdi. "Üstümde çok baskı vardı." "Bizi yaratan şey baskıdır ama. İlk başta kömürsündür, basınç sayesinde elmas olursun." Nora, Neil'ın elmas hakkındaki yanlışını düzeltmedi. Kömürün de, elmasın da karbon olduğunu ama kömürün hiçbir basınç altında elmasa dönüşemeyecek…devamı📌 alıntı
•Nora özet geçiverdi. "Üstümde çok baskı vardı."
"Bizi yaratan şey baskıdır ama. İlk başta kömürsündür, basınç sayesinde elmas
olursun."
Nora, Neil'ın elmas hakkındaki yanlışını düzeltmedi. Kömürün de, elmasın da karbon olduğunu ama kömürün hiçbir basınç altında elmasa dönüşemeyecek kadar katışıklı bir karbon olduğunu söylemedi. Bilimsel olarak, kömürseniz kömür kalırdınız. Belki de hayattan alınması gereken esas ders buydu.
•Hayallerinin peşinden gitmek için hiçbir zaman geç değildir.
•Evren kaostan ve entropiden besleniyordu. Temel termodinamik. Belki varoluşun temelinde de bu vardı.
Önce işini kaybedersin, sonra arkası gelir.
•Hayallerindeki hayatı yaşa.
•Kara deliklere fazla yaklaşırsanız, yerçekimi kuvvetiyle sizi kendi karanlık, kasvetli gerçekliklerinin içine çekerler.
•Zaman içinde mutlu anlar da acıya dönüşebiliyordu.
•Ölüme gidilmez. Ölüm sana gelir.
•"Aşktan korkmak yaşamdan korkmaktır ve yaşamdsn korkan herkes dörtte üç ölmüş demektir."
•İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.
•Bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır.
•Pişmanlıklar kaybolup gitmezdi. Sivrisinek ısırığı gibi değildiler. Sonsuza kadar kaşınırlardı.
•Özgürlüğün temelinde itaatsizlik yatar. İtaat edenlerden ancak köle olur.
•Ben hayatta çok şey olmak istedim. İstemediğim şey yoktu. Ama hayatınız çürümüşse, siz ne yaparsanız yapın, yine çürümüş kalacak. Rutubet her şeyi baştan sona çürütür...
•Kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım.
•İnsan olmak, dünyayı sürekli indirgeyerek anlaşılabilir ve basit bir anlatıya dönüştürmek demekti.
•"Ama hayatın anlamını arıyorsan, hiç yaşamamışsın demektir."
📌 alıntı •Telafisi en güç şey dikkatsizlik sonucu kırılan kalplerdir. İş işten geçtiğinde bütün mazeretler tedavülden kalkar, kıran da kırılan da piç gibi ortada kalır.
📌 alıntı •Uğrunda ölüme gidilen şey kendini karanlıkta bir ışık gibi hissettirir. •İnançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranları, varolalı beri tanır dünyamız. Çünkü bazı ölüler dünyanındır. •Köyüne geldiği bir gün üstüne örttüğü yorganın kısa gelmesi karşısında, anasının eğilip Hüseyin'i öperek…devamı📌 alıntı
•Uğrunda ölüme gidilen şey kendini karanlıkta bir ışık gibi hissettirir.
•İnançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranları, varolalı beri tanır dünyamız. Çünkü bazı ölüler dünyanındır.
•Köyüne geldiği bir gün üstüne örttüğü yorganın kısa gelmesi karşısında, anasının eğilip Hüseyin'i öperek -Üzülme oğlum, yarın yorganını uzatırım- dediğini anlatıyor babası.
Hüseyin, - Benim için böyle bir zahmete girmeyin, belki bu eve son gelişimdir- demişti.
📌 alıntı •Her taraf bina olmuş, çorak toprak olmuş, dağ olmuş, taş olmuş, bilmem ki sevgili Tokat’ım sana ne haller olmuş! •bizde meşhur sözdür, ‘ürümedik it olmaz, lakapsız yiğit olmaz.’ •Sebze mevsimi başladığında Tokat kebabının da zamanı gelmiş demektir. Domatesimizin…devamı📌 alıntı
•Her taraf bina olmuş, çorak toprak olmuş, dağ olmuş, taş olmuş, bilmem ki sevgili Tokat’ım sana ne haller olmuş!
•bizde meşhur sözdür, ‘ürümedik it olmaz, lakapsız yiğit olmaz.’
•Sebze mevsimi başladığında Tokat kebabının da zamanı gelmiş demektir. Domatesimizin kokusu yeter. Hiçbir esans bu kadar güzel kokamaz, insan domatesin kokusuyla doyar.
•Yokluk içinde geçti okul hayatımız. Bir defter, bir kalem bulmak ne büyük şeydi o zamanlar. Kalemimiz parmak kadar kalsa da atmaz, baldıran ağacının ince dallarına kalemin ucunu takar, kullanmaya devam ederdik. Zamk yoktu, ağaçlardan reçine toplar, zamk yapardık. Giysilerimiz birörnekti, zira vesikayla Sümerbank’tan alınırdı. Ayakkabılar da öyle. Ama çok dikkatli kullanmak gerekirdi, çünkü yenisini almak mümkün değildi.
•Siz hiç çemen yediniz mi? O kadar lezizdir ki bir kere ağza değdiğinde, hiç yemeyen iştahsızlara bile koca bir ekmek yedirir çemen.
•Yine kaledeyim. Tokat’ı alçaktan uçan bir tayyaredeymişim gibi seyrediyorum burada; bitmiş tükenmiş, sel gitmiş kumu kalmış olsa da... O güzel evlerden, konaklardan, bağlardan bahçelerden geriye kalanlar nokta nokta gözüme batıyor. Çoğu devlet dairesi olmuş, sinema olmuş, okul olmuş; ancak bu şekilde kalabilmiş ayakta.
•Güneşte erimiş kar suyunun vücudunu ürperterek seni sarması o kadar güzeldir ki, suyun içinden çıkmak istemezsin. Kar suyu ve sıcak mayıs güneşi... Aslan kükremesini andıran Yeşilırmak’ın köpüklü sularına daldık, çıktık, üşüdük, ısındık. Vücudumuza bir zindelik, bir diriliş geldi, çelik gibi olduk.
•Şu insanoğlu olmaya ki zayıf bir insan göre, kurt kesilir hemen.
•Hiç mahlep yediniz mi? Yaban vişnesinin ufağıdır, bazıları ona “kara yemişen” derlerdi. Eski zamanlarda insanlar sıtmaya tutulanlara bunu ezip verirlermiş.
•Koyunlar dağda yavuda yatardı. Yavu, koyunların ön ayaklarıyla toprağı ustaca kazarak yaptığı küçük bir çukurdur. İnanın, her koyun kendi yavusunu bulur, orada yatar. Kimse kimsenin yavusuna tecavüz etmez. İnsanların hayvanlardan öğreneceği ne çok şey var!
•Gönül ahmaktır, umar!
•Şehirde ise hep binalar, binalar... Elini uzatsan karşıdaki evin penceresini açarsın, ama bunun adı gelişme!
•Yokluk insanı hayal denizinde yüzdürür.
📌 alıntı •İnsanlar bazen doğuştan mahkum olurlar •"Dünya gömlek değiştireceği zaman hadiseler sakınılmaz olur." •"Biz hayatın dışındayız", derlerdi. "Hayatın dışında... O, herşeyi besleyen hayat suyu bizden çekilmiştir. Ölüm bile bizim kadar kısır değildir." •Vatan ve millet, vatan ve millet oldukları…devamı📌 alıntı
•İnsanlar bazen doğuştan mahkum olurlar
•"Dünya gömlek değiştireceği zaman hadiseler sakınılmaz olur."
•"Biz hayatın dışındayız", derlerdi. "Hayatın dışında... O, herşeyi besleyen hayat suyu bizden çekilmiştir. Ölüm bile bizim kadar kısır değildir."
•Vatan ve millet, vatan ve millet oldukları için sevilir; bir din, din olarak münakaşa edilir, ret veya kabul edilir, yoksa hayatımıza getirecekleri kolaylıklar için değil...
•Biliyordu ki, şartlar değişince insanlar da değişir.
•İnsanoğlu böyleydi; kendisine emniyet edilmesinden hoşlanırdı.
Bu onu hayatın efendisi, büyük ve tek yapıcısı vasıflarında içten doyuran duygu idi.
•Her düşünce biraz ilerleyince azaplı bir rüya halini alıyordu.
•Hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. Belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. Sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu. "Biz mi gidiyoruz, onlar mı?", sual buydu...
•Çünkü Mahur Beste küçük ve kısa şeklinde insanın tenine yapışan o acı çığlıklardan biriydi.
•Darlık, ıstırap, sandığınız gibi az bulunur şeyler değildir; hele sizler hayatınızdan bir kere soyunun; biz size ümitsizliğin her çeşidini bulmaya hazırız!
•Ne ölüm var, ne de hayat var. Biz varız. İkisi de bizde.
•İnsanlığın talihi aklıyla zamanın dışına fırladığı, aşkın nizamına karşı koyduğu, geniş istihalenin ortasında bir istikrar istediği için, kendiliğinden teşekkül etmiş bir şeydi. İnsanlığın hakiki talihi buydu.
•İnsanoğlunun ıstırabı kadar tabii ne vardı! Şuurla var olmayı, gerçekten var olmayı ödüyordu. Fakat insanoğlu bununla kalmıyor, bu büyük, değişmez zaruretin yanında kendi de yenibaştan talihler icat ediyordu. Yaşıyorum diye başka ölümler yaratıyordu. Hakikatte bunlar hep o varlık vehminin çocuklarıydı. Çünkü hakiki ölüm ıstırap değildi, kurtuluştu; hepsini hepsini bırakıyorum, sonsuzluğa karışıyorum.
•İnsanları sevdiği için onlardan ihanet görecekti.
•İnsanlar zalimdi. Hayat, tahammül edilmez birşeydi.
•Hayat bizimdir; ona istediğimiz şekli vereceğiz. Ve o şeklini alırken, kendi şarkısını yapacak. Fakat fikre, sanata hiç karışmıyacağız! Onları hür bırakacağız. Çünkü, onlar hürriyet, mutlak hürriyet isterler.
•Bu balıkların hakikaten tuhaf bir hayatı vardı; sanki denizde balık, karada insandılar.
•Hayatında bir yığın hulyadan başka ne vardı; yarın sabah, sen de bir hayal olmıyacak mısın?
•İçinde onu bir daha görmemek ihtimalinin verdiği korku vardı.
•-Asıl mühim olan şey insandır. Gerisinden bana ne? Belki bir insan hayatı zamanın fırınında ateşe attığımız bir kağıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat, hakikaten bazı filozofların dediği gibi, gülünç bir oyundur. Tam bir ümitsizlik içinde bir yığın karar kılıklı tereddüt ve küçük, ümitsiz savunmalardır, hatta hülyadır. Ama, gerçekten yaşamış bir insanın ömrü yine mühim bir şeydir.
•İnsanoğlu saadetin düşmanıydı.
•Fakat hayatı da olduğu gibi kabul ediyordu. Çünkü hayat insanla oynamak isterse oynayabiliyordu.
•Herşey bir sonsuzlukta birbirinin tekrarıydı.
•Aşk, dedi. Hayatın içimizde gülümseyen yüzü.
•Yakınlarımız, sevdiklerimiz için ölümü kolay kolay kabul edemeyiz. Kendi ölümümüzle bütün meseleler hallediliyor; fakat sevdiklerimizin yanımızdan gitmesiyle insan temelinden yıkılıyor.
•Halbuki insan doğduğu günden itibaren mağluptur, şefkate muhtaçtır.
•"Bana benzemeyin", diyordu. "Ben iki yol arasında kalmış bir insanım."
•İnsanoğlu güzel şeye düşmandı. Nasıl bilmeden kendi saadetini; başkasının saadetini yıkmak isterdi? İnsanoğlu huzurun, iyiliğin düşmanıydı, kendi kendisinin düşmanıydı.
•Yaşamak, başkaları tarafından muhasara altına alınmak, yavaş yavaş boğulmaktı. Yaşamak...
•"Ölmek başka şey, ölüme geçmek başka şey."
•Ona göre şiirin asıl kaderi, herşeyin ve her ümidin ötesindeydi. Şiir, bütün bir hayat, kuru bir yaprak yığını gibi yakıldığı zaman seyredilen parıltıya benzerdi.
•...herkes az çok bir veya birkaç insanın yüzünden kötüdür. Emin olun buna. Her düşüşün altında bir başkası vardır. Ve herkes kendinin mezarıdır.
•Muhakkak, garson, insan sarrafıydı. İnsan sarrafı. Ve sadece çocukluğundan beri işittiği bu tabirin korkunç delaleti altında çıldıracak gibi oldu. Demek ki, ömür tecrübemiz bizi bu hiçbir şeye inanmayan, acınacak şeylere bu kadar şüpheci ve zalim güldüren bir bilgiye götürebiliyor. Demek ki, beşeri dediğimiz şey sadece okur yazarın, yarı meczubun, kendi içindeki müphem parıltıları hakikat güneşi sananların vehmiydi. Beşeri, hayatın içinde değildi; sadece bir düşünme şekli idi.
•Fikre , fazla kıymet vermiyor muyuz? Emin olun fazla kıymet veriyoruz. O kadar çok değişir ki. Tıpkı hava ile ilk tesadüfte hususiyetlerini kaybeden, eskisinden büsbütün başka şeyler olan maddelere benzer. Çünkü hayat kendi şeklini veya şekilsizliğini, o devamlı oluş halini fikrin hatırı için bırakmaz.
•Her ömrün bir altın saati vardır.
•-Bütün fecaat, insanın, insanla karşılaşa karşılaşa, en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi...
-Fikirler de öyledir: Hayatla karşılaşa karşılaşa tanınmaz hale gelir. Düşünce cesurdur; ve kendisine karşı koyabilecek başka bir kuvvet bulunmamak felaketine maruzdur.
📌 alıntı •Bir babanın çocuklarına bırakacağı en kıymetli miras temiz bir isimdir. •Şevket, çok gençti. İnsanların dünyada sevmekten daha ehemmiyetli ve ciddi bir şeyi olamayacağına inandıkları bir yaşta idi. •Vagonun penceresinden eğilerek: — Üzülme baba, dedi. Pek darda kalırsan bana…devamı📌 alıntı
•Bir babanın çocuklarına bırakacağı en kıymetli miras temiz bir isimdir.
•Şevket, çok gençti. İnsanların dünyada sevmekten daha ehemmiyetli ve ciddi bir şeyi olamayacağına inandıkları bir yaşta idi.
•Vagonun penceresinden eğilerek:
— Üzülme baba, dedi. Pek darda kalırsan bana gelirsin; sana kendi evladım gibi bakarım.
Ağacın yapraklarıdan biri böylece kopup gitmiş oluyordu.
•Şu insanlık ne acayip muamma ya Rabbi!