Birinci filmin güzelliğini konuşmaya gerek yok zaten. Devam filmleri için aynısını diyemeyeceğim. Görsel olarak izlemesi inanılmaz keyifli bir şölen olsa da hikaye olarak ikinci film birincinin suda geçen haliyken, üçüncüsü de bu ikisinin ortaya karıştığı olmuş. Bir filmi izlemeyi sevmek,…devamıBirinci filmin güzelliğini konuşmaya gerek yok zaten. Devam filmleri için aynısını diyemeyeceğim. Görsel olarak izlemesi inanılmaz keyifli bir şölen olsa da hikaye olarak ikinci film birincinin suda geçen haliyken, üçüncüsü de bu ikisinin ortaya karıştığı olmuş. Bir filmi izlemeyi sevmek, aynısından iki tane daha izlemeyi seveceğim anlamına gelmiyor ne yazık ki.
Aslında ara sıra Zweig romanlarını okumayı severim. Gerçekten akıcı ve güzel oluyorlar. Bu kitabı okurken bir tuhaflık olduğunu fark etmiştim. Sonlara doğru normalde Zweig okurken aldığım zevki alamadım, tarzı da farklı gibiydi. Sonunda da kitabın "dan" diye ortada kalışıyla bir…devamıAslında ara sıra Zweig romanlarını okumayı severim. Gerçekten akıcı ve güzel oluyorlar. Bu kitabı okurken bir tuhaflık olduğunu fark etmiştim. Sonlara doğru normalde Zweig okurken aldığım zevki alamadım, tarzı da farklı gibiydi. Sonunda da kitabın "dan" diye ortada kalışıyla bir tık şoka girdim. Kitap bitmemiş bir kitapmış :') Zweig intihar ettikten sonra taslağı bulunup yamanarak ortaya bir şey konulmaya çalışılmış. Okumaya çok gerek var mı bilemedim. Öncesinde Zweig'in diğer tüm eserleri bitirilebilir. En azından tamamlanmış bir şey okunmuş olur.
Güzel bir kitaptı. Yeni boşanmış 40'lı yaşlarda, yalnız yaşayan sıradan bir adamın hikayesi gibi başlasa da daha sonra gelişenlerle hikayenin yönü ilgi çekici bir tarafa kayıyor. Başından itibaren olanların sonunun nereye varacağını ve sebeplerinin ne olduğu hakkında merak uyandırıyor. Hem…devamıGüzel bir kitaptı. Yeni boşanmış 40'lı yaşlarda, yalnız yaşayan sıradan bir adamın hikayesi gibi başlasa da daha sonra gelişenlerle hikayenin yönü ilgi çekici bir tarafa kayıyor. Başından itibaren olanların sonunun nereye varacağını ve sebeplerinin ne olduğu hakkında merak uyandırıyor. Hem çok akıcı hem de okuması keyifliydi.
Tam olarak korku kitabı diyemem, bence daha çok gotik bir tarzda denebilir. Bende korku uyandırmadı, sizde de uyandıracağını düşünmüyorum. Doğaüstü, gizemli olaylar içeriyor, bu olaylar da çok güzel işlenmiş. Sonunu tahmin etmiştim, bu yüzden pek şaşırmadım. Artık sonunun nereye gideceğini tahmin edemediğim kitaplar zaten çok nadir çıkıyor. Genelde o türlerde o kadar çok okumuş oluyorum ki ters köşe yapmaya çalışacağını bile kitabın başından anlıyorum :')
Tavsiye ederim, asya edebiyatından gotik bir hikaye okumak isterseniz gerçekten hem dili hem akışı güzel bir kitaptı.
Kapağını görerek hoşuma giden kitapları sadece her sene bir kere fuarda alıyorum. Bu kitap da sevdiğim bir yayın olan Athica'nın standında gözüme çarptı. Çok hoşuma gitti. Alıp okuduktan sonra tam olarak kafamda canlandığı gibi olmadığını gördüm ama kafamdakimden daha güzel…devamıKapağını görerek hoşuma giden kitapları sadece her sene bir kere fuarda alıyorum. Bu kitap da sevdiğim bir yayın olan Athica'nın standında gözüme çarptı. Çok hoşuma gitti. Alıp okuduktan sonra tam olarak kafamda canlandığı gibi olmadığını gördüm ama kafamdakimden daha güzel olduğu için hayal kırıklığına uğramadım.
Ben çok soft, tatlı, çerez bir hikaye beklemiştim. Okumaya başladığım anda, ilk sayfalardan itibaren kitap hiç de öyle bir kitap olmadığını gösterdi. Liseli bir genç kızın hikayesini anlatıyor. Hikaye ana karakterin evinin kapısını bir polis sorgusuna açmasıyla hızla ve ilgi çekici şekilde başlıyor. Zaten ilk sayfalardan itibaren kopmak pek mümkün olmuyor. Gerçekten akıcı bir şekilde tüm kitap sıkılmadan bitiyor.
Bu kitap bana ben bakış açısıyla okuduğumuz kitaplardaki yanlı görüşümüzü bir daha hatırlattı. Bu üslupla anlatılan kitaplarda sadece ana karakterin gözünde baktığımız için düşüncelerimiz de aslında manipüle ediliyor. İlahı bakış açısında bile yine yazar tarafından düşüncelerimiz manipüle ediliyor. Bu kitapta bunları çok hissettim. Tam olarak neler olduğunu, olaylarda hangi tarafta olduğumu kitap bittikten sonra bile hala bilmiyorum. Sizi bu konuda bir tık ortada bırakıyor. Kime inanacağınız, kim gibi hissedeceğinizi, kimin tarafını tutacağınızı kestiremiyorsunuz.
Kitap bittiğinde ne okuduğumu idrak etmek için bir süre durakladım. Sevgi gösterme biçimleri, takıntılı ilişkiler, kendi içlerinde kaybolmuş gençler hakkında düşüncelere daldım.
Bu yönleriyle de, hikayesinin anlatış biçimiyle de bana gerçekten orijinal bir kitap gibi geldi. Okuması keyifliydi. Ayırılan vakte değeceğini düşünüyorum. Ancak çok üst seviye bir şey de beklememek lazım. Yazarın ustalık aşamasında olduğunu ya da hikayenin tam anlamıyla muhteşem olduğunu düşünmüyorum. Çerez, değişik bir şeyler okunmak istenirse okunabilir. Liseli tuhaf bir kızın yaşadıklarının büyülü atmosferine dalmak isterseniz listenize alın.
İki kısa hikayeden oluşuyordu. Hikayelerin ikisini de çok beğendim. Hayatımda ilk defa Puşkin okumuş oldum. Dilini, üslubunu çok beğendim. Başka kitaplarına da bakacağım.
Katilbot günlükleri okudukça hoşuma giden, seride ilerledikçe gitgide beni kendine bağlayan bir seri oldu. İlk kitaplarda çok fazla ana karaktere bağlanmamıştım. O insanlarla ilişkilerini geliştirip, dugygusal olarak geliştikçe benim de ana karaktere karşı sempatim ve duygusal bağım arttı. Okuması keyifli,…devamıKatilbot günlükleri okudukça hoşuma giden, seride ilerledikçe gitgide beni kendine bağlayan bir seri oldu. İlk kitaplarda çok fazla ana karaktere bağlanmamıştım. O insanlarla ilişkilerini geliştirip, dugygusal olarak geliştikçe benim de ana karaktere karşı sempatim ve duygusal bağım arttı.
Okuması keyifli, çerez bir bilimkurgu serisi. Genel olarak kitapları kısa kısa ve olay örgüsü akıcı. Zaman geçirmek için dizi izler gibi hissettirecek bir bilimkurgu serisi arıyorsanız muhteşem bir tercih olacaktır.
Aslında görevi insanları korumak ve öldürmek olan, duyguları ve insani davranışları olmaması bir GüvenlikBot'un; suni bir insanın kendi kendini hacklemesi sonucunda gelişen olayları okumak zaten nasıl sıkıcı olabilir ki :)
Beklentimin farklı olduğu bir kitaptı. Gotik, modernleştirişmiş masallar beklentisiyle başlamıştım. Ama hikayeler gerçekten böyle olsa da benim düşündüğüm kadar hoşuma gitmediler. Anlatım tarzı güzeldi ancak hikayeler beni bir şekilde içine çekmedi. Olay örgüleri hoşuma gitmedi. Ortalamanın bir tık üstü bir…devamıBeklentimin farklı olduğu bir kitaptı. Gotik, modernleştirişmiş masallar beklentisiyle başlamıştım. Ama hikayeler gerçekten böyle olsa da benim düşündüğüm kadar hoşuma gitmediler. Anlatım tarzı güzeldi ancak hikayeler beni bir şekilde içine çekmedi. Olay örgüleri hoşuma gitmedi. Ortalamanın bir tık üstü bir kitap olarak kaldı benim için.
Kitab-ül Hiyel, yani mekanik kitabı benim İhsan Oktay Anar'dan okuduğum ikinci kitap. Yazarın gerçekten çok değişik bir tarzı var. Puslu Kıtalar Atlası'nı da, bu kitabı da okuduğumda gerçekten orijinalliği beni büyülemişti. Ben kırk yıl düşünsem Osmanlı döneminde geçen, hafif fantastik…devamıKitab-ül Hiyel, yani mekanik kitabı benim İhsan Oktay Anar'dan okuduğum ikinci kitap. Yazarın gerçekten çok değişik bir tarzı var. Puslu Kıtalar Atlası'nı da, bu kitabı da okuduğumda gerçekten orijinalliği beni büyülemişti. Ben kırk yıl düşünsem Osmanlı döneminde geçen, hafif fantastik esintiler olan biraz tarihi, biraz felsefi ve daha nicesi olan kitaplar okuyacağım düşünmezdim. Böyle orijinal yazarları okumak bana kitabın da ötesinde farklılığıyla, hayal güçlerinin sınırsızlığıyla da zevk veriyor.
Kitapta üç nesil hiyelkarın, Osmanlı döneminde yaşayan mucitlerin yaptıkları anlatılıyor. Hepsi birbirinden değişik, hem dahi hem deli insanlar. Kitabın tam olarak konusunu da anlatamıyorum. Arkasında da yazdığı gibi: " Okuyanın okumayanlara anlatamadığı, hayal gücünün sınırsızlığını gösteren çizimleriyle, insanın birileriyle paylaşmak isteyeceği romanlardan, Kitab-ül Hiyel."
Okumanızı gerçekten tavsiye ederim. Dili, orijinalliği ve anlattıklarıyla insanı adeta büyülüyor ve içine çekiyor. Akıcı ve okurken çok keyif alacağınız bir kitap. Yazarın diğer kitaplarını da elime geçtikçe okumaya devam edeceğim. Bu işin sonu muhtemelen İhsan Oktay Anar'ın "ne yazsa okurum" dediğim yazarlar arasına girmesine gidiyor.
"Aynı zamanda ölüm, iki kere ikinin dört etmesi kadar kesindi."
"Bu dev, Dünya’nın ve onun içindekilerin ta kendisiydi. Ona ait olmak ise, ona yenilmek, yani ölmek demekti. Ancak bir bakıma doğru sayılırdı. Çünkü Dünya’nın bir parçası olmak, bedenin değil benliğin ölümü olmalıydı."
"Dünyanın kendisi bir mucize olarak, düşlerden kat be kat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı."