Altı kitaplık Katilbot Günlükleri serisine ilk kitabıyla başlamış oldum. Kitapların hepsi çok kısa zaten, yaklaşık 100 sayfa civarındalar. Yani aslında altı kitabı toplasan bir kitap halinde satılabilirmiş. Kitap kısa ama sürükleyiciydi. Gerçekten akıcı bir anlatımı var ve merak unsuru ilgiyi…devamıAltı kitaplık Katilbot Günlükleri serisine ilk kitabıyla başlamış oldum. Kitapların hepsi çok kısa zaten, yaklaşık 100 sayfa civarındalar. Yani aslında altı kitabı toplasan bir kitap halinde satılabilirmiş.
Kitap kısa ama sürükleyiciydi. Gerçekten akıcı bir anlatımı var ve merak unsuru ilgiyi sürekli hikayede tutuyor. Tek oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Akıcı bir bilimkurgu okumak istediğim için başlamıştım. Tam olarak isteklerimi karşıladı. Çerezlik, güzel bir okuma deneyimiydi.
Seri güvenlik amacıyla silah gibi üretilmiş yapay bir insanın, bir katilbotun hikayesini anlatıyor. Yaşadıklarını, hissettiklerini (?) onun gözünden okuyoruz. Olayların temposu hiç düşmüyor. Ayrıca ana karakterin gözünden dünyayı gözlemlemek de çok keyifli. O yüzden tüm okuma süreci boyunca gayet eğlendim.
Çıtır, akıcı bir bilimkurgu kitabı okumak istiyorsanız bu seriye başlayabilirsiniz. Çok beklenti olmadan girerseniz okurken keyif alacağınızı düşünüyorum.
Durum/atmosfer betimlemeleri, minimalist hikayeler denince Asya gerçekten bu işin üstadı. Bu türde okuduğum en iyi kitaplar hep Japon ya da Koreli yazarların elinden çıkmış oluyor. Bu yüz yedi sayfalık kısacık hikaye de yine bu türün çok güzel bir örneği. Adının…devamıDurum/atmosfer betimlemeleri, minimalist hikayeler denince Asya gerçekten bu işin üstadı. Bu türde okuduğum en iyi kitaplar hep Japon ya da Koreli yazarların elinden çıkmış oluyor. Bu yüz yedi sayfalık kısacık hikaye de yine bu türün çok güzel bir örneği. Adının hakkını veriyor ve Sokço denen bir Güney Kore şehrindeki kışı olanca atmosferiyle yansıtıyor. Sanki o şehirde yaşamış, ben de o kışın soğuğunu, şehrin hissiyatını hissetmiş gibi oldum. Kısa bir hikaye olmasına rağmen durumun içine öyle bir çekildim ki hayranlıkla okudum.
Herkesin tarzı olacak bir kitap değil. Bu tür genel olarak hareketli, olay hikayeleri seven kişilere hitap etmiyor. Ama ben çok olaylı romanlar okuduğum sıralarda, arada sırada böyle durağan, sakin hikayeleri okuyarak kafamı dinlendirmeyi seviyorum. Gerçekten bana göre güzel bir hikayeydi. Ana karakterin hisleri bana inanılmaz geçti. Sokço'nun çetin kışında ben de onun gibi hikaye boyu sürüklendim.
Kitabın dili, üslubu da çok güzeldi. Bir şeyleri anlatış biçiminde bir tık şiirsel bir hava vardı. Okurken çok keyif aldım. Kafa dinlemek, sakin bir şehrin sert kışında hayatı deneyimlemek nasıl bir şeymiş hissetmek isterseniz kesinlikle okuyun. Tavsiye ederim. Ancak genel olarak hareketli romanlar seviyorsanız ve durum hikayesi tarzı hikayeler size durağan ve saçma geliyorsa hiç denemeyin.
"'Bir hikayenin sona erdiğini nasıl anlıyorsunuz?'
Kerrand çalışma masasına yaklaştı.
'Kahramanım, onun benden önce de var olduğunu ve benden sonra da var olacağını söyleyebileceğim bir noktaya ulaşıyor.'"
Güzel bir hikayeydi. Yazarın aralarda dördüncü duvarı kırması, hikayenin orijinal bazı şeyleri sona erdirmeden hayatlardaki bir süreci anlatıp "son vermeden" devam etmesi gibi şeyler hoşuma gitti. Mustafa Kutlu'nun yazım tarzını, hikayelerini zaten çok severim. Okuduğum en iyi hikayesiydi diyemem, o…devamıGüzel bir hikayeydi. Yazarın aralarda dördüncü duvarı kırması, hikayenin orijinal bazı şeyleri sona erdirmeden hayatlardaki bir süreci anlatıp "son vermeden" devam etmesi gibi şeyler hoşuma gitti. Mustafa Kutlu'nun yazım tarzını, hikayelerini zaten çok severim.
Okuduğum en iyi hikayesiydi diyemem, o yüzden yazarı okumaya başlamak için uygun olduğunu düşünmüyorum. Ama eğer zaten diğer hikayelerini okuyup beğendiyseniz gönül rahatlığıyla bu kitabını da alabilirsiniz. Sizi hayal kırıklığına uğrarmayacaktır.
Zaten neredeyse her kitap okuyan insan okudu, kendi düşünceleri var. Ben de biraz kendi düşüncemi söyleyeyim. Kitap genel olarak güzeldi, akıcıydı ama yer yer sıktığı da oldu. Özellikle sayfalaca süren noktasız, sadece virgüllü diyaloglar beni çok yordu . Oralarda koptum.…devamıZaten neredeyse her kitap okuyan insan okudu, kendi düşünceleri var. Ben de biraz kendi düşüncemi söyleyeyim. Kitap genel olarak güzeldi, akıcıydı ama yer yer sıktığı da oldu. Özellikle sayfalaca süren noktasız, sadece virgüllü diyaloglar beni çok yordu . Oralarda koptum. Ama genel olarak konusu ilgi çekiciydi.
Oluşturulan durum, dünyanın hali öyle iyi işlenmiş ki bir noktada artık içime işledi. Duyguları, olay örgüsünü, o dünyayı gerçekmiş gibi hissetmeye başladım. Gerçek dünyada bile sanki körlüğün hüküm sürdüğü bir dünyadaymışım gibi hissettiğim, o bakış açısını kitabı okumaya ara verdiğimde bırakamadığım zamanlar oldu.
Sonu bana havada geldi, daha iyi işlenebilirdi diye düşünüyorum. Aslında olaylardan çok, körlüğün dünyayı ve insanları etkileyişi işlenmek istenmiş olabilir. Yine de daha çok üstüne düşünebilirdi, bir açıklama verilebilirdi diye düşünüyorum.
Bu kadar popülariteyi benim görüşüme göre hak ediyor mu? Hayır. Kötü bir kitap olmasa da bence bu kadar popüler olup, çok okunması gerekecek bir kitap değil.
"Peki, öldürmek ne zaman gerekir, diye sordu kendi kendine, ana giriş avlusuna doğru ilerlerken, yanıtı yine kendisi verdi, Henüz hayatta olan ölünce."
"Kelimeler böyledir işte, fazla gizlerler kendilerini, birbirinin peșine takılırlar, nereye gittiklerini bilmez görünürler ve ansızın, ikisinin, üçünün, veyahut dördünün birden, kolayca ortaya çıkmasıyla, bir kişi zamiri, bir zarf, bir fil, bir sıfatla, karşı konulamayan bir heyecan tenimize ve gözlerimize yükselir, duygularımızın sükûneti bozulur, bazen de sinirlerimiz dayanamaz buna, çok tahammül etmişlerdir, sanki bir zrh kuşanmış gibi her şeye katlanmışlardır."
"Ölecek olmamız fikri bize pahalıya patlyor, dedi doktorun karısı, ölenler için daima bir özür arıyoruz, sanki sıra bize geldiğinde bizi bağışlamalarını önceden ister gibiyiz."
"Siz yazarsınız, az önce dediğiniz gibi kelimeleri çok iyi tanımanız gerekir, dolayısıyla sıfatların hiçbir ișe yaramadığını bilirsiniz, bir insan bir başka insanı öldürdüğünde, örneğin, bunu olduğu gibi ifade etmeli, zaten eylemin dehşeti, kendi başıa, öyle korkunçtur ki böylesine korkunç olduğunu söylemekten bizi kurtarır, Gereğinden fazla kelime kullanıyoruz demek istiyorsunuz yani, Gereği kadar duyguya sahip olmadığımızı söylüyorum, Belki de yeteri kadar duyguya sahibiz ama onları ifade edecek kelimeleri kullanmıyoruz, sonuçta da duygularımızı yitiriyoruz."
Sabahattin Ali kalemini çok sevdiğim yazarlardan biri. Bu öykü derlemesi kitabını da çok seveceğimi düşünmüştüm ama beklentimi tamamıyla karşılamadı. Yine de genel olarak okuması keyifliydi. İlk iki öyküyü, özellikle Değirmen ve Kurtarılamayan Şaheser'i çok beğendim ancak diğer hikayelerde pek duygu…devamıSabahattin Ali kalemini çok sevdiğim yazarlardan biri. Bu öykü derlemesi kitabını da çok seveceğimi düşünmüştüm ama beklentimi tamamıyla karşılamadı. Yine de genel olarak okuması keyifliydi.
İlk iki öyküyü, özellikle Değirmen ve Kurtarılamayan Şaheser'i çok beğendim ancak diğer hikayelerde pek duygu hissedemedim. Bana biraz benzer temalı geldiler. Bu nedenle ilgim bir süre sonra azaldı. Yine de o hikayeler de güzeldi. Yanlış anlaşılmak istemem. Sadece benim genelde Sabahattin Ali'den beklediğim gibi muhteşem değillerdi :)
"Deniz ona oldukça mükemmel bir arkadaştı. Bașucundaki kirli yatağında, geminin burnuna çarpan dalgaların uğultusunu dinler, onları uykusunda bile duyardı. Zaten sıkmadan uzun uzun anlatmasını bilen yegâne geveze denizdir." ~Bir Gemici Hikayesi
"Peki, kendisinden her şeyi niçin almışlardı? Birçok yerlerde birçok adamların konuşmalarına kulak vermiş, onlardan daha az aklı olmadığına kanaat getirmişti. Kuvveti de yerindeydi; şu halde sırf bir tesadüf onu böyle, ötekileri öyle yapmıştı ha? O zaman birdenbire farkına vardı ki, kendisini ve arkadaşlarını, hatta bütün kendisine benzeyenleri bir hareketten, bir kabarıştan men eden, bu 'tesadüfe inanma'dır. Çünkü öyle anlar olur ki, insan, çok cüretli denebilecek şeylere bile kalkar, hiç akranı olmayanlara bile hücum eder; fakat hücum edeceği şeyin yalnız bir fikir, görünmez bir kuvvet, bir 'tesadüf' olması, onu yerinde oturmaya mecbur eder. Halbuki, mademki eninde sonunda hep birdi ve hiçbir zaman şimdi olduklarından daha fena olmaları mümkün değildi, niçin 'tesadüf'e de hücum etmekten çekinmeliydi?" ~Bir Gemici Hikayesi
Spoiler içeriyor
Bu yazarın bende yeri ayrı. Gelmiş geçmiş en sevdiğim kitaplardan, serilerden birinin yazarı: 3 Cisim Problemi. Bu kitabını alırken de acaba yine neler düşünüp hayal gücümün yetişemeyeceği yerlerde yelken açmış diye düşünüyordum. Çoook ötelerde yelken açmış gerçekten :) Dinazorlar ve…devamıBu yazarın bende yeri ayrı. Gelmiş geçmiş en sevdiğim kitaplardan, serilerden birinin yazarı: 3 Cisim Problemi. Bu kitabını alırken de acaba yine neler düşünüp hayal gücümün yetişemeyeceği yerlerde yelken açmış diye düşünüyordum. Çoook ötelerde yelken açmış gerçekten :) Dinazorlar ve karıncaların simbiyotik bir ilişki geçirerek bir medeniyet kurduğu bir evren yaratmış. Okuması aşırı keyifliydi çünkü daha önce okuduğum çoğu kitaba benzer hiçbir tarafı yoktu. Hele konusu tamamen eşsizdi.
Bu iki türün birlikte gelişmesi, kurdukları medeniyet ve sonunda iz bırakmadan yıkılışlarını okumak ilgi çekiciydi. Son cümlelerde tarif ettikleri "Acaba başka bir medeniyet kuracak tüm bu özel niteliklere sahip bir yaratık gelir mi?" sorusu da hoştu :)
Bu kitabı okumayan bir babaannem bir de ben kalmıştık. Ben de artık okuyayım dedim. Bir sonraki böyle hedefim de Körlük :) Güzel bir kitaptı, akıcıydı. Bu aralar uzmanlık olarak psikiyatri düşündüğüm için ilgimi daha bir çekti. Kendim de düşünüp aştığım,almaya…devamıBu kitabı okumayan bir babaannem bir de ben kalmıştık. Ben de artık okuyayım dedim. Bir sonraki böyle hedefim de Körlük :) Güzel bir kitaptı, akıcıydı. Bu aralar uzmanlık olarak psikiyatri düşündüğüm için ilgimi daha bir çekti. Kendim de düşünüp aştığım,almaya uğraştığım bazı şeyleri Veronika ile bir daha atlatmak iyi geldi.
"Son derece normal bir insan olduğuna inanıyordu. Ölmeye karar vermesinin çok basit iki nedeni vardı, bunları açıklayan bir mektup bırakacak olsa pek çok kişinin ona hak vereceğinden hiç kuşkusu yoktu. Birinci neden: Yaşamındaki her şey hep aynıydı ve bir kez gençliği sona erdi mi hep yokuş aşağı gidecegi belliydi: Yaşlılık dönüşü olmayan izler bırakacak, hastalıklar birbirini kovalayacak, dostlar birer birer yok olacaktı. Yaşamını sürdürmekle hiçbir şey kazanmayacaktı, tam tersine acı çekme olasılığı hep artacaktı. İkinci neden daha felsefiydi: Veronika gazete okuyan, televizyon seyreden, dünyada olup bitenlerden haberli biriydi. Her şey yanlıştı ve kendisi herhangi bir seyi düzeltebilecek durumda değildi- bu, tamamıyla aciz olduğu duygusunu büyütüyordu içinde."
"O anda her şeyden nefret ediyordu: kendisinden, dünyadan, önündeki sandalyeden, koridordaki bozuk radyatörden, kusursuz insanlardan, canilerden. Bir akıl hastanesindeydi, insanların genellikle kendilerinden sakladıkları duyguları bastırmamakta özgürdü. Nedense hepimiz yalnızca sevmek, kabullenmek, işlerin kolayını bulmak, çatışmadan kaçınmak üzere yetiştiriliriz."
"Derken ruhu yeniden derin bir huzurla doldu, Veronika bir kez daha yıldızlı gökyüzüne ve odayı tatlı bir ışıkla dolduran sevgili yeniaya baktı. Bitimsizlikle sonsuzluğun el ele yürüdüğü izlenimini yaşadı yeniden: Yalnızca birine baksanız bile, örneğin sınırsız evrene; Ötekini; hiç bitmeyen, hiç geçmeyen, hep Şimdi olan Zaman' ın varlığını da seziyorsunuz; yaşamın tüm gizleri hep burada. Koğuştan salona doğru yürüdüğü sırada öylesine katışıksız bir nefret duymuştu ki, artık yüreğinde hiçbir kin kalmamıştı. Yıllarca ruhunun derinliklerinde barındırdığı olumsuz duyguların su yüzüne çıkmasına izin vermişti sonunda. Onları gerçekten hissetmişti, artık gerekli değillerdi, gidebilirlerdi."
Güzel bir üçlemeydi. Final kitabını da beğendim. Ama sonu bayağı aceleye getirilmişti. Sadece bunu pek sevmedim. Bu kitabın finali rahat rahat bir bu kadar sayfayla daha yazılsaydı ancak yetişirdi gibi hissettim. Yine de final olay kurgusu beni tatmin etti. Dark…devamıGüzel bir üçlemeydi. Final kitabını da beğendim. Ama sonu bayağı aceleye getirilmişti. Sadece bunu pek sevmedim. Bu kitabın finali rahat rahat bir bu kadar sayfayla daha yazılsaydı ancak yetişirdi gibi hissettim. Yine de final olay kurgusu beni tatmin etti. Dark fantasy okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Serinin devam kitabını ilk kitaptan daha çok beğendim. Kitap boyunca olayların temposu hiç düşmedi, sürekli zirvedeydi. Jorg'un hedeflerine bir adım daha yaklaştığını okuduk. Güzel bir fantastik seri. Dark fantasy, fetih politikaları, entrikalar vb. tarzlar okumak isteyenler için iyi bir tercih…devamıSerinin devam kitabını ilk kitaptan daha çok beğendim. Kitap boyunca olayların temposu hiç düşmedi, sürekli zirvedeydi. Jorg'un hedeflerine bir adım daha yaklaştığını okuduk. Güzel bir fantastik seri. Dark fantasy, fetih politikaları, entrikalar vb. tarzlar okumak isteyenler için iyi bir tercih olur.