Serinin en beğendiğim kitabı oldu. Bu kitapla birlikte ana karaktere sempatim ilk defa bu kadar arttı. Ayrıca olan olayları okuması bayağı keyifliydi. Temposu yüksekti ve tüm kitap heyecanlıydı.
Hakan Günday'ın kitaplarını genel olarak tek kelimeyle sıfatlandırsam "vurucu" olarak nitelendirirdim. Gerçekten insanın düşüncelerini, duygularını sanki yüksek hızlı bir arabayla duvara çakılmış gibi vuruyor. İnsan neye uğradığını şaşırıyor. Okuduğu hiçbir şeye benzemiyor. Bu kitabı okurken de başlarda gerçekten her bir…devamıHakan Günday'ın kitaplarını genel olarak tek kelimeyle sıfatlandırsam "vurucu" olarak nitelendirirdim. Gerçekten insanın düşüncelerini, duygularını sanki yüksek hızlı bir arabayla duvara çakılmış gibi vuruyor. İnsan neye uğradığını şaşırıyor. Okuduğu hiçbir şeye benzemiyor. Bu kitabı okurken de başlarda gerçekten her bir cümleyi alıntılayıp paylaşasım geldi. O kadar etkileyici, o kadar farklıydı ki... Yazara, kalemine, düşüncelerine, kurduğu karaktere ayrı ayrı hayran kaldım.
Asil şimdiye kadar okuduğum en değişik kitap karakteriydi. Tüm kitabı okumak başlı başına değişik bir deneyimdi. Daha önce okumadıysanız gerçekten farklı bir şeyle karşılaşacağınızı bilin. Bu farklılık yüzünden kitabı okumak başından sonuna kadar çok keyilfliydi. Okurken hiç sıkıldığım olmadı.
Kesinlikle tavsiye ederim. Burda daha çok içeriğinden bahsetmek de isterdim ama ben Hakan Günday değilim, o yüzden kitabını açıklayabilecek kadar yetkin de hissetmedim kendimi :) Çok farklı bir insanı, dışarıdan hem deli hem dahi gibi hissettiren ama içeride olanları kendisinin bile anlayamadığı bir insanı okuyacağınızı bilin yeter. Asil'in "yokavar" sürecini okumak daha önce okuduğunuz hiçbir şeye benzeyemecek...
"Zamana güven. Yașarken asla varamayacağın yerlere seni sadece o götürür. Oku ve zamana bırak."
"Kabul etmen gereken ilk gerçek de, doğumunda gözlerinin kapalı olduğudur. Hayata karanlıktan geldiğini bilmelisin. Anavatanın karanlıktır. Karanlığın kuralları yoktur. Karanlığın tarihi yoktur. Gözlenebilen tek hareket, karanlığın dşına düşendir. Sadece karanlığın dışı kurallara sahiptir."
"Zihin bosluğuna neden olabilecek karşıt düşünce çarpışmaları, ancak üçüncü düsüncenin keşfiyle olasıdır. Ve daima üçüncü düşünce vardır.
Çelişki seni öldürür. Çelişki işkencedir. Celişki buz tutmuş bir göldür. Çelişki buz tutmuş gölün çatladığı andır. Çelişki, göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur."
"Bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir. Bir insanı öldürmek, ondan nefret ettiğini düşünmenin yanında daima kusurludur. Hiçbir davranış düşüncenin gerçek tercümesi değildir."
"Zihninde beliren duygu merkezlerinin çevresinde çekim alanları olduğunu fark edince düşüncelerine etkisini ölçtün. Herhangi bir düșünce, herhangi bir duygunun çekim alanına girdiğinde bükülüp yön değiştiriyordu. Ve sen, düşüncenin gerçek kaynağını belirlemekte yanılıyordun."
"Aile, bir olarak doğar ve dağılır. Bir zamanlar gülerek dövüștüğün kardeşinin evine, ancak önceden telefonla haber vererek gidersin. Bir zamanlar birlikte yıkandığın annenin, söz ettiklerinden hiçbir șey anlamadığını fark edersin. Uzaklaşmak doğaldır. Bunun için üzülme. Çünkü etrafa saçılan aile bireylerinin her biri kendi ailesini kurmaya gidecektir. Bazen yalnızlık, bazen dostluk, bazen de evlilikten ibaret aileler. İlişkilerin zaman içinde sıcaklığını yitirmesi doğaldır. Geçmise özlem duymak, sadece zaman kaybıdır."
"Çünkü her ne kadar hiç kimse göründüğü gibi olmasa da, herkes göründügü gibi olmaya çalışıyordu."
"İnsanın amacı ve varlık nedeni, yaratarak yok olmaktır."
"Varılabilecek son nokta, bir noktaya dönüşmektir. Nokta mükemmeldir. İnsanın varlıktan ibaret kalması gibi. Kusursuz bir hal. İnsanın varlık nedeni, hiçliğin merkezinde var olarak mükemmel bir durağanlığa erişmek ve sonsuza kadar o halde kalmaktır. Buna, yaratarak yok olmak denir."
"Düşündü. Kendini. Çocukluğunu. Düşünmemesi gereken her şeyi. Düşürdü. Kendini. Çocukluğunu. Her yere. Gözleri dolu doluydu. Tıklım tıklım gözyaşı."
"Asil ile Yahya'nın kutsallığı, terk edilmiş olmalarından geliyordu. Hayatlarındaki tek mucize, karşılaşmış olmalarıydı."
Okumaya asla değecek bir kitap değil, başka bilimkurgu klasiklerini okumanızı tavsiye ediyorum. İnanılmaz karmaşık bir dili var, olayların asla içine girilmiyor. Olan temel şeyleri bile anlamakta insan zorluk çekiyor. Neler olup bittiğie hakim değilken de haliyle okurken keyif almıyor. Gereksiz…devamıOkumaya asla değecek bir kitap değil, başka bilimkurgu klasiklerini okumanızı tavsiye ediyorum. İnanılmaz karmaşık bir dili var, olayların asla içine girilmiyor. Olan temel şeyleri bile anlamakta insan zorluk çekiyor. Neler olup bittiğie hakim değilken de haliyle okurken keyif almıyor. Gereksiz bir karmaşıklık içinde boğulmuş bir kitap. Kesinlikle tavsiye etmiyorum.
Ben bir de geçen yaz bu kitabı hayatımda ilk defa İngilizce roman okumayı denemek için İngilizce almıştım. Anlamayınca suçun İngilizcemde olduğunu düşünerek yabancı dilde roman okuyamayacağıma kanaat getirmiştim ancak sorun bende değilmiş. Türkçesine başlayıp yine anlamayınca anladım.
Dan Brown elinden ne çıksa okurum dediğim bir yazar. Tüm kitaplarını bitirdim. O yüzden kısa zaman önce kitapçıda yeni bir kitabını hiç beklemediğim halde görünce çığlık atmış olabilirim :) Zaten çıkalı 2-3 gün olmuş. Daha uzun olması mümkün değildi, haberim…devamıDan Brown elinden ne çıksa okurum dediğim bir yazar. Tüm kitaplarını bitirdim. O yüzden kısa zaman önce kitapçıda yeni bir kitabını hiç beklemediğim halde görünce çığlık atmış olabilirim :) Zaten çıkalı 2-3 gün olmuş. Daha uzun olması mümkün değildi, haberim mutlaka olurdu. Görür görmez heyecanlandım ve aldım. Okuyabildiğim kadar da hızlı şekilde okuyup bitirdim.
Beni hayal kırıklığına uğrattı diyemem. Yazar yine çok güzel bir kitap yazmış. İlk kitaplarında genelde olayların gizemi, kitabın teması tarih ve mimari üzerinden giderken yazar son iki kitabında daha farklı bir yön çizmeye başladı. Başlangıç'ta olduğu gibi bu kitabında da daha çok güncel bilim üzerine yönelmiş.
Hatta iki kitaba da bir tık bilimkurgu karışmış diyebiliriz bence çünkü Dan Brown'un bu kitapların konularında gelecek kahinliği yaptığı da oluyor diye düşünüyorum. Bu yeni tarzı çok hoşuma gidiyor diyemem. Tarihe de ilgim olduğundan eski kitaplarını daha çok seviyordum. Ama bu kitapların da hakkını yiyemem. Bu kitapları da okumak gayet keyifliydi. Sadece diğer tarzı daha çok beğeniyorum.
Kitap insan bilinciyle, bilincin muhaviyeti ve hakkındaki sorularla alakalıydı. Ölüm, ölünce bilincimize ne olur gibi soruları da kitabın kurgusu içinde sorguladı. Yine her zamanki baş karakterimiz Robert Langdon bir şekilde olayların içine düştü ve kendini oradan oraya sürüklenirken buldu.
Sırların Sırrı yazarın kitapları arasında en sevdiğim olmadı ama yine de okuduğuma değdiğini düşünüyorum. Akıcı bir kitaptı, tempo genel olarak yüksekti. Sıktığı bir kısım olmadı. Okuması keyifli bir kitaptı. Ama işte burada uzun uzun yazabileceğim kadar da bir kitap değildi. O yüzden kısa keseceğim. Tavsiye eder miyim? Evet. Şiddetle mi? Hayır.
"Yaşamımızın son saniyeleri... gerçeğimizin ilk saniyeleri olacaktı."
"Bugünün deneyimleri yarınların kararıdır."
"Bazen gerçeği görmek için bakış açısını değiştirmek gerekir."
Altı kitaplık Katilbot Günlükleri serisine ilk kitabıyla başlamış oldum. Kitapların hepsi çok kısa zaten, yaklaşık 100 sayfa civarındalar. Yani aslında altı kitabı toplasan bir kitap halinde satılabilirmiş. Kitap kısa ama sürükleyiciydi. Gerçekten akıcı bir anlatımı var ve merak unsuru ilgiyi…devamıAltı kitaplık Katilbot Günlükleri serisine ilk kitabıyla başlamış oldum. Kitapların hepsi çok kısa zaten, yaklaşık 100 sayfa civarındalar. Yani aslında altı kitabı toplasan bir kitap halinde satılabilirmiş.
Kitap kısa ama sürükleyiciydi. Gerçekten akıcı bir anlatımı var ve merak unsuru ilgiyi sürekli hikayede tutuyor. Tek oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Akıcı bir bilimkurgu okumak istediğim için başlamıştım. Tam olarak isteklerimi karşıladı. Çerezlik, güzel bir okuma deneyimiydi.
Seri güvenlik amacıyla silah gibi üretilmiş yapay bir insanın, bir katilbotun hikayesini anlatıyor. Yaşadıklarını, hissettiklerini (?) onun gözünden okuyoruz. Olayların temposu hiç düşmüyor. Ayrıca ana karakterin gözünden dünyayı gözlemlemek de çok keyifli. O yüzden tüm okuma süreci boyunca gayet eğlendim.
Çıtır, akıcı bir bilimkurgu kitabı okumak istiyorsanız bu seriye başlayabilirsiniz. Çok beklenti olmadan girerseniz okurken keyif alacağınızı düşünüyorum.
Durum/atmosfer betimlemeleri, minimalist hikayeler denince Asya gerçekten bu işin üstadı. Bu türde okuduğum en iyi kitaplar hep Japon ya da Koreli yazarların elinden çıkmış oluyor. Bu yüz yedi sayfalık kısacık hikaye de yine bu türün çok güzel bir örneği. Adının…devamıDurum/atmosfer betimlemeleri, minimalist hikayeler denince Asya gerçekten bu işin üstadı. Bu türde okuduğum en iyi kitaplar hep Japon ya da Koreli yazarların elinden çıkmış oluyor. Bu yüz yedi sayfalık kısacık hikaye de yine bu türün çok güzel bir örneği. Adının hakkını veriyor ve Sokço denen bir Güney Kore şehrindeki kışı olanca atmosferiyle yansıtıyor. Sanki o şehirde yaşamış, ben de o kışın soğuğunu, şehrin hissiyatını hissetmiş gibi oldum. Kısa bir hikaye olmasına rağmen durumun içine öyle bir çekildim ki hayranlıkla okudum.
Herkesin tarzı olacak bir kitap değil. Bu tür genel olarak hareketli, olay hikayeleri seven kişilere hitap etmiyor. Ama ben çok olaylı romanlar okuduğum sıralarda, arada sırada böyle durağan, sakin hikayeleri okuyarak kafamı dinlendirmeyi seviyorum. Gerçekten bana göre güzel bir hikayeydi. Ana karakterin hisleri bana inanılmaz geçti. Sokço'nun çetin kışında ben de onun gibi hikaye boyu sürüklendim.
Kitabın dili, üslubu da çok güzeldi. Bir şeyleri anlatış biçiminde bir tık şiirsel bir hava vardı. Okurken çok keyif aldım. Kafa dinlemek, sakin bir şehrin sert kışında hayatı deneyimlemek nasıl bir şeymiş hissetmek isterseniz kesinlikle okuyun. Tavsiye ederim. Ancak genel olarak hareketli romanlar seviyorsanız ve durum hikayesi tarzı hikayeler size durağan ve saçma geliyorsa hiç denemeyin.
"'Bir hikayenin sona erdiğini nasıl anlıyorsunuz?'
Kerrand çalışma masasına yaklaştı.
'Kahramanım, onun benden önce de var olduğunu ve benden sonra da var olacağını söyleyebileceğim bir noktaya ulaşıyor.'"
Güzel bir hikayeydi. Yazarın aralarda dördüncü duvarı kırması, hikayenin orijinal bazı şeyleri sona erdirmeden hayatlardaki bir süreci anlatıp "son vermeden" devam etmesi gibi şeyler hoşuma gitti. Mustafa Kutlu'nun yazım tarzını, hikayelerini zaten çok severim. Okuduğum en iyi hikayesiydi diyemem, o…devamıGüzel bir hikayeydi. Yazarın aralarda dördüncü duvarı kırması, hikayenin orijinal bazı şeyleri sona erdirmeden hayatlardaki bir süreci anlatıp "son vermeden" devam etmesi gibi şeyler hoşuma gitti. Mustafa Kutlu'nun yazım tarzını, hikayelerini zaten çok severim.
Okuduğum en iyi hikayesiydi diyemem, o yüzden yazarı okumaya başlamak için uygun olduğunu düşünmüyorum. Ama eğer zaten diğer hikayelerini okuyup beğendiyseniz gönül rahatlığıyla bu kitabını da alabilirsiniz. Sizi hayal kırıklığına uğrarmayacaktır.