"pougkheepsie" Bu sözü belki izlediğim birçok dizi için söylemişimdir ki söylemeye de devam ederim büyük ihtimalle ama bu dizi cidden başka. Yani tam bir comfort dizi ya benim için. Neden bilmiyorum ama bu senenin ortasında izlememe rağmen çok ayrı bir…devamı"pougkheepsie"
Bu sözü belki izlediğim birçok dizi için söylemişimdir ki söylemeye de devam ederim büyük ihtimalle ama bu dizi cidden başka. Yani tam bir comfort dizi ya benim için. Neden bilmiyorum ama bu senenin ortasında izlememe rağmen çok ayrı bir yeri oluştu bende (bir de bitirir bitirmez ikinci kez baştan başlamam var).
Diziyi aslında geçen sene gördüğüm bir sahneden dolayı izlerim demistim, o sahnede 15. sezonun 18. bölümündenmiş, ki benim için final o ya da 19. bölümdür yani 20. bölümün varlığını çok sorguladım -hala da sorguluyorum. Jensen Ackles da zaten o bölümün senaryosunu okuduktan sonra baya kabus falan görmüş dizinin yapımcısıyla konuşmuş final değişsin diye ama ne yaparsin? Güzelim dizinin finali böyle olmamalıydı.
Neyse, ben konudan çok çıkmayayım. 15 sezon çok uzun falan gibi gelebilir yahut vaktime değer mi diye düşündürebilir ama dizi bir akıyor, akıyor, 15 sezon olduğunu bitirince anlıyorsunuz böyle arkada Dire straits'in brothers in arm'ı çalarken. Bir süre sonra sıkar mı bilemem mesela 6. sezonda ben biraz sinir krizi geçirmiştim ciddiyim biraz (üst komşum arkadaşımla kavga ettiğimi sanıp bir şey mi oldu diye aramıştı sağ olsun).
şöyle de bir şey var evet çok dizi izleyen biri değilimdir ama benim gözümde her ne kadar üzücü bitse de 5. sezonun finali izlediğim en iyi sezon finalidir. Yani herkes Sam'in mutlu olmasını beklerken Dean'in Lisa ve Ben'le mutlu bir hayat sürmesi (tabi çok uzun sürmüyor ama olsun) bence en doğru olandı ve dizi keşke böyle bitseydi.
(Yani, DEAN NEDEN ÖLDÜ GERÇEKTEN ASLA ANLAMLANDIRAMIYORUM.)
Yani en çok o mutlu olmayı hak ediyordu, o ve Cas. bu arada misha Collins doğrulamış yani Destiel Canonmış tabi Cas'in hemen itiraftan sonra ölmesinin sebebini de CW'nin homofobik bir şirket olmasına bağlıyorlar hatta bir kesim fan Dean'in de aynen bu sebepten dolayı öldüğünü söylüyor tabii ne kadar doğru orası bilinmez.
Neyse ben diziye geri döneyim, soundtrackleri de efsane bu arada. Çoğu bölümün ismi de mesela şarkı adlarından alınma (yani en azından ben öyle düşünüyorum bunu henüz araştırmadım). Heat of the moment - salı gunleri bir de- ya da carry on my wayward son bir marştır artık.
Dizinin konusuna detaylı değinmedim çünkü biraz karmaşık ve mistik ve çok spoiler olurdu. Arada pinterestte supernatural'In konusunu açıklarken aslında ne kadar saçma olduğunu anlarsın tarzı gönderiler görüyorum ve doğrular bir nevi (bu kısmı spoiler vermeden açıklamaya çalışacağım) Şimdi konu şöyle; iki abi kardeşin "dad's on a hunting trip and he hasn't been at home for few days" demesiyle babalarını bulmak için 67' model muazzam bir chavrolet impala (arabaya özellikle değindim çünkü asıl başrol o bir de 11. sezonun 4. bölümü sırf arabaya özel) ile çıktıları bu yolda daha bambaşka şeyler yaşayıp babayı gömüyorlar (bu arada John ve Mary nefret kulüpleri varsa beni ekleyebilirsiniz yani Dean neler çekti sizin yüzünüzden), "family business"a devam ediyorlar, meleklerle savaşıyorlar, şeytanları öldürüyorlar, işte bir Dean cehenneme gidiyor bir Sam gidiyor falan sonra daha bir sürü şey oluyor, absürd konu ama zevkli de izlemesi. Bir de abi çok ağlatıyor insanı. Oyuncular da çok iyi ağlıyorlar, "boys don't cry" kalıbını kırmışlar ve bu çok güzel bence. Mesela final harici pek çok bölüme ağlamışımdır, finale ağlayamamak beni ayrı sinir eden bir olay ve babamla izliyorduk net benimle dalga geçerdi. neyse bu yazı finale nefret kustuğum bir yazıya dönüşecek diye korkuyorum. açıkçası o kadar da kötü değil, hani kimisi 7. sezonu pek sevmez biraz ağır ve bazı bölümler bayağı diye ben de finali öyle buluyorum yani 19. bölümün sonunda tüm karakterler gözüktü falan çok güzel işte bitsin yani ne gerek var çiviye falan kardeşim, neyse boş oldu buralar vaktinizi çaldım kusura bakmayin.
BIr de eski olmasına rağmen görsel efektler de fena değil hele bu ilk bölümde mary ve jess'in yanma sahnelerindeki efekt bence zamana göre başarılıydı.
Uzun lafın kısası, uzun falan ama çok güzel dizi bir 15 sezon olsa daha detirtiyor insana yani başlamalı mıyım demeyin, bence başlayın yani bitmez falan da demeyin 1 aydal bitiyor dizi sonra işte "Knowing you has changed me" diye kalıyorsunuz böyle. Tabii şimdi böyle mistik sci-fiction a da girer mi bu yapım çok bilmiyorum ama öyle şeylere ilginiz varsa izleyin yani.
Neyse diyeceklerim bu kadardı, yazdığım en garip yazı oldu sanrıım okuduğunuz için sağ olun.
Benim çocukluğumda çok önemli bir rol oynar Yüzüklerin Efendisi. Babam eve gelirdi (kendisinin comfort serisidir) beni yanına çağırır ve hep o seriyi izlerdik. Ne zaman canımız sıkılsa, izleyecek film bulamadığımızda açardık. Daha sonrasında tabii hobbit serisi çıktı ve bu seri…devamıBenim çocukluğumda çok önemli bir rol oynar Yüzüklerin Efendisi. Babam eve gelirdi (kendisinin comfort serisidir) beni yanına çağırır ve hep o seriyi izlerdik. Ne zaman canımız sıkılsa, izleyecek film bulamadığımızda açardık.
Daha sonrasında tabii hobbit serisi çıktı ve bu seri de bizim için büyük önem taşımaya başladı. Nedendir bilmiyorum ama hobbit beni her zaman daha çok etkilemiştir Lotr serisine göre, özellikle bu filmi bilmiyorum büyük ihtimalle ondan fazla seyretmişimdir her zaman beni etkiler, üzer. az önce tekrar izledim ve yine ağladım, yüzüklerin efendisi'ne nazaran daha yoğun duyguları var evet dostluk yine ön planda ama aşk ve kayıplar benim gözümde seviyesi bir tik daha üste taşıyor.
Muazzam bir yapım hem hobbit hem yüzüklerin efendisi. özellikle müzikleri bambaşka bir olay ve görsel efektler... hele smaug'un efektine hayranım. Bu film için denecek çok şey vardır elbette ama seri zaten kült bir seri daha ben ne diyebilirim? okuduğunuz için sağ olun, kendinize iyi bakın.
Spoiler içeriyor
Bu sefer 20 yıl sonra "arkadaş" grubuna olan şeylerin devamını izliyoruz. Neden bilmiyorum ama Mark'ın Simon'a en başta dediği yalanlara inanmıştım sonra filmin daha uzun olduğunu fark edince yalan olduğunu anladım (evet aynen bu şekilde anladım). Renton değişik bir karakter,…devamıBu sefer 20 yıl sonra "arkadaş" grubuna olan şeylerin devamını izliyoruz. Neden bilmiyorum ama Mark'ın Simon'a en başta dediği yalanlara inanmıştım sonra filmin daha uzun olduğunu fark edince yalan olduğunu anladım (evet aynen bu şekilde anladım). Renton değişik bir karakter, gri diyebilirim onun için. Ama açıkçası bilmiyorum. Bu sefer daha beter hepsi. Begbie hapiste, ki kaçıyor, değişik bir şekilde ailesi falan olmuş, sick boy hala bağımlı (nasıl hala hayatta kaldı onu sorguladım bir süre), Spud ise artık intiharın eşiğindeyken Renton sayesinde kurtuluyor, sonra yine onun sayesinde temizleniyor. bu süreçte hala Sick boy ona kızgın ne kadar "seni gördüğüme sevindim" ayaklarına yatsa da. onca parayı çalıp gittiği için, bunda haklı.
Filmin geçmişe yaptığı geçişler güzeldi, bir devam filmi olarak da iyiydi ama ilk film kadar duygusal değildi hatta biraz komik sahneler de vardı. Franco'nun yine hapse dönmesi, son anda Simon'ın gelip Renton'I kurtarması ve Spud'ın her şeyi yazması güzeldi ve her şeyin başladığı yere dönmesi. Kısır bir göngü gibi. bunlar asla düzelmez.
-"Hayatı seçmek" nedir?
-Ne?
-"Hayatı seçmek." Simon bazen söylüyor bunu. "Hayatı seç, Veronika." diyor.
-"Hayatı seç" 1980'lerdeki uyusturucu karşıtı kampanyanın iyi niyetli sloganıydı. Biz de ona eklemeler yapardık. Mesela ben derim ki, özel tasarım iç çamaşırı seç. Ölmüş bir ilişkiye biraz hayat katmak adına beyhude bir çaba. El çantalarını seç. Yüksek topuklu ayakkabılar seç. Kendini mutlu gibi hissetmek için kaşmir ve ipek seç. Kendini camdan atan bir kadın tarafından Çin'de üretilmiş bir iPhone seç ve Güney Asya'da bir magazadan alınmış ceketinin cebinden çıkarma. Facebook'u, Twitter'ı, Snapchat'i, Instagram'ı seç ve tanımadığın insanlara kin kusacak binbir türlü başka yol seç. Profilini güncellemeyi seç. Kahvaltı ettiğini dünyaya duyur ve birinin, bir yerlerde bunu umursadığını umut et. Eski sevgililerini aramayı seç. Onlar kadar kötü görünmediğine çaresizce inanmak için. ilk otuzbirinden son nefesine kadar her şeyini bloglardan paylaşmayı seç. insan ilişkisinin indirgendiği nokta dijital bir veriden fazlası değil. Estetik ameliyat olan ünlüler hakkında bilmediğin on şey seç. Kürtaj için bağırmayı seç. Tecavüz şakalarını, kadınlara laf atmayı, eski sevgilini ifşa etmeyi seç ve bitmek tükenmek bilmeyen depresif kadın düşmanlığını. 11 Eylül'ün hiç yaşamadığını ve yaşandıysa, sorumluların Yahudiler olduğunu seç. Ne zaman biteceği belli olmayan mesaileri ve işe gitmek için iki saat yol gitmeyi seç ve çocukların için de aynısını ama daha kötüsünü seç. Kendi kendine belki onların başına gelmediğini telkin et. Sonra arkana yaslan ve acıyı, sikko bir mutfakta üretilen adı bilinmeyen bir uyuşturucudan bilinmeyen dozlarda alarak dindir. Tutulmayan sözü seç ve keşke başka türlü hareket etseydim de. Kendi hatalarından asla ders çıkarmamayı seç. Tarihin tekerrür edişini izlemeyi seç. Her zaman hayalini kurduğun şeye ulaşmak yerine ulaşabileceğin şeye ulaşmaya kendini yavaştan alıştırmayı seç. Aza kanaat et ve mutluymuş gibi yap. Hayal kırıklığını seç ve sevdiklerini kaybetmeyi seç. Onlar hayattan ayrılırlarken senin bir parçan da onlarla birlikte ölür. Ta ki bir gün parça parça hepsinin öldüğü güne kadar ve senden ölü ya da diri denebilecek tek bir parça kalmayacak. Geleceğini seç Veronika. Hayatı seç."
Spoiler içeriyor
"Hayatı seç. Bir iş seç. Bir kariyer seç. Bir aile seç. Devi ekran, boktan bir televizyon seç. Bulaşık makinesi, araba, CD çalar ve elektrikli konserve açacağı Seç. Sağlıklı olmayı, düşük kolesterolü ve diş sigortasını seç. Sabit faizli ev kredisi taksitlerini…devamı"Hayatı seç. Bir iş seç. Bir kariyer seç. Bir aile seç. Devi ekran, boktan bir televizyon seç. Bulaşık makinesi, araba, CD çalar ve elektrikli konserve açacağı Seç. Sağlıklı olmayı, düşük kolesterolü ve diş sigortasını seç. Sabit faizli ev kredisi taksitlerini seç. Başlangıç için bir ev seç. Arkadaşlarını seç. Sport kıyafetler ve uyumlu bir bavul seç. Değişik kumaşlardan yapılmış üç parçalı, boktan bir takım elbise seç. Tak-yap mobilyaları ve pazar sabah kim olduğuna hayret etmeyi seç. Zihni köreltici, ruh sömürücü yarışma programı izlerken ağzına abur cubur tıkmayı seç. Yerini alsınlar diye ürettiğin bencil ve şımarık veletlerin hala yaşadığın için mutsuz olduğu bir evde çürüyerek ölmeyi seç. Geleceğini seç. Hayatı seç."
Film eroine bağımlı, İskoç bir "arkadaş" grubunu konu alıyor. Değişik bir şekilde. Bağımlılığın ve dönemin gençliğinin gerçek yüzünü gösteriyor (bana kalırsa). Gençlik o dönem kendisini sadece eroin gibi şeylerin kurtaracağına inanıyor, ki bu çok doğal çünkü orta yaş kesim pes etmiş. Neyse gruba dönersek; Mark içlerinden en dayanıklısı, uyuşturucuyu bırakmaya iradesi var ve ailesi sayesinde bırakıyor da. Tabii bundan önce kendine çok fazla "bu son kez" diyor ama genelde son olmuyor. Sick Boy, Spud ve Begbie için pek bir şey diyemeyeceğim onlar bitmişler. Özellikle bana kalırsa Sick Boy. Filmin en dramatik ve beni izlediğim filmlerde en üzen sahnelerden de daha üzücü bir sahne: Sick boy'un (ki onun olduğu da şüpheli olan) bebeğin ölümü. O kadar bağımlılar ki o iğneye, bebeği, cesedi yavaştan çürümeye başlayınca fark ediyorlar. açıkçası ben o sahnede Mark'a dönüp baktığında Mark'ın onları teselli edeceğini düşünmüştüm, ufak bir umutla ki o da olmadı. yine iğne hazırladı. Bu sahne onun ayılma sürecinde yatakta terli, annesinin getirdiği çorbayı soğuturken artık böyle halüsinasyon görmeye başladığında da var, aşırı travmatikti bence. Tavanda ters bir şekil emekliyor, izlerken kendimi kötü hissettim.
Film aslında güzeldi. Doğruyu söylemek gerekirse bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. elimde olsaydı kitabı da alıp okumak isterdim. Sonunda beklediğim bir hareketi yaptı Mark. Bütün o 16k pound çaldı, açıkçası Franco filmde sevmediğim karakterlerin başında yer aldığından onun haline pek üzülmedim. Spud'a üzüldüm sadece ve Tommy'e. o içlerindeki en temizleriydi, sonra en kirlisi haline geldi. annem haklı, bir insanın çevresi gerçekten çok önemli, eğer Mark ona o sıra vermeseydi, onu bağımlı hale getirmeseydi her şey daha iyi olabilirdi Tommy için. Spud'a da üzüldüm çünkü onun kimseye bir zararı yoktu. Ona 4k para bırakması gayet güzel bir hareketti.
"Neden yaptım peki? Milyon tane cevap verebilirim, hepsi de yanlış olur. İşin aslı, ben kötü bir insanım. Ama bu durum değişecek. Ben değişeceğim. böyle bir şeyi son yapışım bu. temize çıkıp yoluma devam edeceğim. önüme bakıp hayatı seçeceğim. şimdiden sabırsızlanıyorum. tıpkı sizin gibi olacağım. İş, aile, sıçtığımın dev ekranı, bulaşık makinesi, araba, CD çalar ve elektrikli konserve açacağı, sağlık, düşük kolesterol, dış sigortası, ev kredisi, başlangıç evi, spor kıyafetler, bavul seti, üç parça takım, yap-tak mobilya, yarışmalar, abur cubur, çocuklar, parkta yürüyüş, dokuz-beş mesai, iyi golf oynamak, araba yıkamak, süveter giymek, aileyle Noel, emekli maaşı, vergi muafiyeti, oluk temizliği, geçinip gitmeyi, ileriyi görmeyi ve öldüğün günü."
2023 yılını da bu film Ile kapatmış oldum, bu bir gelenek oldu benim için çünkü geçen yılda Casino Royale i izleyerek girmiştim yeni yıla. 2023'ün kendisi pek güzel geçmese de film çok güzeldi, izlemenizi öneririm. umuyorum ki hepiniz 2024 yılını…devamı2023 yılını da bu film Ile kapatmış oldum, bu bir gelenek oldu benim için çünkü geçen yılda Casino Royale i izleyerek girmiştim yeni yıla. 2023'ün kendisi pek güzel geçmese de film çok güzeldi, izlemenizi öneririm. umuyorum ki hepiniz 2024 yılını çok güzel geçirirsiniz. ailenizle, sevdiklerinizle, dostlarınızla güzel, mutlu bir yıl diliyorum. herkese iyi yıllar.
Hayatımda izlediğim en iyi dizi. Hayatımda hiç pişman olmayacağım şeylerden bir tanesi bu diziyi izlemek olabilir. İyi ki bu diziye başlamışım. Geriye dönüp "ya keşke şunu izleyeceğime şunu izleseydim belki daha iyi olurdu" demişliğim var mıdır bilmem ama varsa da…devamıHayatımda izlediğim en iyi dizi.
Hayatımda hiç pişman olmayacağım şeylerden bir tanesi bu diziyi izlemek olabilir. İyi ki bu diziye başlamışım. Geriye dönüp "ya keşke şunu izleyeceğime şunu izleseydim belki daha iyi olurdu" demişliğim var mıdır bilmem ama varsa da yahut olacaksa da asla bu dizi için olmayacak ondan eminim.
Açıkçası diyecek pek bir şeyim yok dizi hakkında, çünkü ne desem boş kalır gibi geliyor. Oyunculuklar, müzikler, her bölüm yaşanan farklı olaylar ve onları takip eden bazı devam bölümleri harikaydı. Favorim olan Dr. Reid sayesinde okulda öğrendiğimden daha fazla şey öğrendiğimi söylemeliyim. Dehası, çekiciliği ve verdiği bilgiler gerçekten mükemmeldi. Diziyi taşıyan karakterlerden biridir benim için. Aslında dizi 11. sezonda as kadroya vedasıyla kısmen bitmişti, ama devamı o kadar da kötü değildi tabii JJ son sezonda o malum şeyi itiraf etmeseydi daha iyi olabilirdi.
Diziyi taşıyan bir diğer karakterler benim için Derek, Hotch ve Emily'dir. Şunu da söylemeliyim ki Garcia ve Derek arasındaki o ilişki gerçekten çok tatlıydı, izlemesi gerçekten keyifliydi. Derek'in ayrılışından sonra "Talk to me baby girl" lafının eksikliği fark ediliyor. Luke her ne kadar en başta Morgan'ın yerini doldurmak için gelmiş bir karakter olsa da, sonradan alışıyoruz kendisine, zaten dizide herkese bir süre sonra kanımız kolayca ısınıyor.
Dizi boyunca oyuncular harici intronun ve bölüm açılışı ve kapanışındaki bölümün konusuna göre alıntıların hiç değişmemesi dizideki en iyi şeylerden bir tanesi bence.
Her şeyi ile mükemmel bir diziydi ve sonsuza dek öyle de olacak. Tabii benim için. "Wheels up in 30"
10/08/23
Okurken eğer isterseniz The Smiths ten asleep şarkısını dinleyebilirsiniz. Kitap bence çok güzel ve tatlıydı. Gerçek arkadaşlığın ve ailenin önemi gibi zırvalıklara da değinmişti (bence). Şunu söylemeliyim ki galiba hayatıma en çok etki eden kitap buydu. Okuduğum her sayfasında altını…devamıOkurken eğer isterseniz The Smiths ten asleep şarkısını dinleyebilirsiniz.
Kitap bence çok güzel ve tatlıydı. Gerçek arkadaşlığın ve ailenin önemi gibi zırvalıklara da değinmişti (bence). Şunu söylemeliyim ki galiba hayatıma en çok etki eden kitap buydu. Okuduğum her sayfasında altını çizdiğim bir kısım vardı ya da not aldığım. Sadece okuduğum için mutluyum. Birçok kısmında ağladım, bazı yerlerinde güldüm, endişelendim, iyi hissettim sadece sanki kitabı okurken hayatı hissettim, bir arkadaşımdan bir mektup gibi almışım gibi ama asla ulaşamadığım bir arkadaşımdan... Son sayfayı okurken de ağlamak geçti içimden ama nedense ağlayamadım. Niye bilmiyorum ama kitap beni çok etkiledi galiba. Bunda okuma alışkanlığımı geri getirmesinin de payı var. Bundan sonra kitapta da geçen "Çavdar tarlasında çocuklar" kitabına başlamayı düşünüyorum aslında 10 sayfa okudum bile güzele benziyor. Kitap aynı zamanda bana güzel şarkılarda kattı bunlardan favorim Charles gibi Asleep - The Smiths gerçekten güzel bir şarkı.
Kitap için genel değerlendirme yaptım gibi ama detaylı yapmam gerekirse şöyle:
Patrick bence gayet iyi bir arkadaş neyin ne zaman yapılmasını /olmasını ve hayatı yaşamayı çok iyi biliyor. Kendisi gibi olmaktan his Korkmuyor.
"Patrick'le ilgili en iyi şey hastanede olduğunda bile farklı davranmaması. (Sayfa 252)"
Patrick gibi bir arkadaşım olsun isterdim. Kendisi cidden iyi birisi ama nedense eski sevgilisi Brad o kadar da iyi değil gözümde evet kitapta ki en iyi shiplerimden birisi ama bilmiyorum sadece öyle. Babasının olayından sonra her ne kadar Patrick özür dilemeye çalışsa da ona hakaret etmesini ya da kafeterya olayında ya da özür dileme olayından sonra Patrick ile bir daha konuşmaması ya da en azından Patrick kadar bunun için çabalamaması üzücüydü.
Mary Elizabeth'e karşı çok bir şeyim yok başta onun için nötrdüm ama Charlie ile olan ilişkileri biraz benim durumuma benzediğinden dolayı Charlie ile ilişkisi boyunca Mary'dea nefret ettim ya da nefrete yakın derece sevmedim. Sanırım kitapta hiç kimseden nefret etmedim. Helen teyzeye kötü davranan o 'adamdan' ya da onu ve annesini döven büyükbaba harici kilseden. Neyse. Elizabeth eğer az da olsa Charlie'ye de konuşması için zaman verseydi bence daha iyi olabilirdi her şey. Çünkü karşı tarafın hiç durmadan konuşması ve sana sadece "naber" demesi bence çok değersiz hissettiren bir olay.
Sam: Sam bence - bahsederken ağlama ihtimalim arttı- iyi birisi yani ve neden bilmiyorum son kısımda ona biraz gıcık olsam da hala Sam'i seviyorum. Her ne kadar universite için gergin olsa da arkadaşlarıylayken gayet mutlu olmaya çalışıyor ve bu da herkesin yaptığı bir şey. Bence bütün karakterler günlük hayatta tanıdığımız ya da yanlarından geçtiğimiz herkesi yansıtıyor. Bu siz de olabilir bir sevdiğiniz de. Kitabı yeni bitirmeme rağmen hiçbir sey hatırlamıyor gibiyim biraz garip.
Charlie'nin ailesi çok tatlı bence ve ögretmeni Bill.. Bill bence günümüzdeki öğretmenelin örnek alması gereken birisi bence, ama ondan önce "Dead Poets Society" deki John Keating'i örnek almalılar. Aslında ikisi de ingilizce öğretmeniymiş bunu yeni fark ettim. Bill sadece Charlie'ye karşı bu kadar yakındı ama bence bir öğretmenin "gelecek" gördüğü bir öğrenci ile bu kadar yakın olması da güzel. Okurken keşke benimde ingilizce hocam böyle olsaydı dedim. Gerçi kadın beni severdi ya da bana öyle gelirdi bilmiyorum.
Kitapta hoşuma giden şeylerden bir diğeri de içindeki kasette bulunan şarkıların listesi ve şiirdi onların haricinde şuan galiba diyecek başka bir şeyim yok kitap hakkında.
Tek diyeceğim filmden önce okuyun böylelikle belki- Sizin için daha anlamı gelir. Ya da bilmiyorum "sadece bir kitap sonuçta" da diyebilirsiniz.
Her neyse Charlie gibi birisi olduğumu Farkedince biraz iyi biraz da kötü hissetmiştim. iyi yanı benim gibi bir kitap karakteri ile karşı karşıyaydım ve kötü yanı bu karakterin psikolojik rahatsızlıkları vardı. - Sanki benim yokmuş gibi- neyse. Diyeceklerim bu kadar.
Okumanızı içtenlikle tavsiye ederim. Kendinize dikkat edin.
10/07/23
Spoiler içeriyor
Tek kelime ile harika bir film. Ibdm'de nasıl 6.8 puanı almış aklım almıyor, 8'den aşağı vermek filme bir küfür resmen. Filmin geçişleri olsun, kurgusu olsun, oyunculuklar olsun mükemmel bir şölen. Ama şöyle de bir uyarı yapalım; bu şölen beyin yakan…devamıTek kelime ile harika bir film. Ibdm'de nasıl 6.8 puanı almış aklım almıyor, 8'den aşağı vermek filme bir küfür resmen.
Filmin geçişleri olsun, kurgusu olsun, oyunculuklar olsun mükemmel bir şölen. Ama şöyle de bir uyarı yapalım; bu şölen beyin yakan türden.
Başta filmi biraz Fight Club'a benzetmiştim, özellikle Sam ve Henry arasında yapılan geçişler bana biraz onu anımsattı. Arada filmi durdurup düşüncelere girdim "neler oluyor?" "şimdi ne olacak?" diye ama sonra her şey anlaşılıyor.
Filmin finali çok iyiydi kafamın patlayacağını falan sandım. Yani nasıl desem, her şeyin aslında ölü bir insanın son gördüğü kişiler ve yaşadığı olaylar üzerine kurgulanması...
Filmde çok detay var, bunları uzun uzun yazmayacağım izlemek isterseniz ki bence kesinlikle izlemelisiniz kendiniz görün. Bazı sahneler bana aşırı anlamlı geldi ve sanki bir şey anlatıyormuş gibi hissettirdi ama ne anlattı ya da anlatmak istedi gram anlamadım.
Filmden bağımsız Henry ve Lila'da kendimi gördüm. Henry kadar ciddi bir durumda olduğumu sanmıyorum ama bazen her şeyin suçlusu kendisiymiş gibi hissediyor insan. Lila'nın bakış açısı da biraz benimkine benziyor, özellikle ilk sahnelerde Sam'a kendisine iyi olmasını, dünyanın onu hatırlayacağını söylemesini istemesi nedense beni biraz düşündürdü çünkü bence ölüp gittikten sonra unutulmak, o kadar çalışmaya çabaya rağmen bir hiç olup unutulmak insana koyuyor. İnsan öldükten sonra da diğer nesillere bir şekilde dokunmak, onlar tarafından hatırlanmak istiyor.
Filme yeniden dönersem, gerçekten kaliteli bir film. Kadro da güzel. Filmde tek sıkıntı dediğim gibi biraz beyin yakıcı olması ama bu bence filmi daha güzel kılmış, diyecek daha bir şey henüz aklıma gelmiyor, bence gidin izleyin. Vaktinizi boşa harcamayacaksınız inanın bana.
Spoiler içeriyor
Dizisinden sonra okuduğum (şimdilik) tek kitap... Önceden bir yapım görür film uyarlamasıysa önce kitabını okurdum ama bu seferlik böyle olmadı iyi ki de olmamış. Kitap öyle akıcıydı ki... Diziyi izledikten sonra okuduğum için birçok sahne daha anlamlı geldi bana. Kitap…devamıDizisinden sonra okuduğum (şimdilik) tek kitap... Önceden bir yapım görür film uyarlamasıysa önce kitabını okurdum ama bu seferlik böyle olmadı iyi ki de olmamış. Kitap öyle akıcıydı ki... Diziyi izledikten sonra okuduğum için birçok sahne daha anlamlı geldi bana.
Kitap her ne kadar guzel olsa da şunu söylemeliyim ki ana karakter Hannibal değil Kızıl Ejder'di. Her ne kadar kitabın adı olsa da babaannesinden tut bilmem nesine kadar detaylı bir geçmiş anlatılması neden gereksiz geldi ve Hannibal beklediğimden daha az gözüktü ama olsun. Bazı yerlerinde sıkılsamda yine de güzeldi ama sonundan o kadar da tatmin olamadım. Yarım kalmış hissi bıraktı. Sanırım bu Hannibal'in kaderi çünkü dizi finali de pek tatmin edici bitmedi benim için.
Bence kitap o kadar da gerici değildi filme veya diziye göre daha kaldırılabilir. Okuyun derim en azından bir şans tanıyın çünkü hak ediyor.
Konusu şöyle; Seri katil Doktor Hannibal Lecter Ajan Will Graham sayesinde suçlular için olan bir akıl hastanesinde tutuluyor. Bundan dolayı çok bir sahnesi yok Hannibal'ın onu da söyleyeyim. Jack Crawford, Will'i 'Dişli sapık' diye adlandırılan bir seri katil için yeniden göreve çağırıyor tabii Will bunu ne kadar reddetmek istese de Molly'nin de zoruyla gidiyor. Daha sonra biz katil ile ve onun detaylı bir şekilde hayat hikayesinden, neden suçları işlediğini öğreniyoruz. Will dava da biraz zorlandığı için Hannibal ile görüşmeye gidiyor ondan yardım falan alıyor. Will eninde sonunda Ejder'i yakalıyor ama işler sonlara doğru biraz farklılaşıyor.
"Bu düşünüşe göre sen de benden daha akıllı oluyorsun, çünkü beni sen yakaladın."
"Hayır. Sizden akıllı olmadığımı biliyorum."
"O halde beni nasıl yakaladın, Will?"
"Bazı dezavantajlarınız vardı. İhtiras. Ayrıca siz delisiniz."