Monster high haunted, okuldaki dedikoduları bloglayan spectra'nın hayaletler dünyasına geçişinde onu takip eden monster high ekibinin buradaki müdürün yaptığı işlerin gizemini çözmeye çalışmasını anlatıyor. 7.2/10
Pinochet'nin 8 yıl daha iktidarda kalmasının referandumunda, Şili televizyonunda yapılan propaganda programlarının arka yüzünü, diktatörlerin iktidarda kalmak için yaptıklarını, halkın ikiye bölünmesini anlatan, kamera açıları, çekimler ve sahneler açısından oldukça düşük bütçeli ve basit bir film. 6.5/10
Lost in translation, biri yeni mezun olmuş ve yeni evlenmiş bir genç, diğeri 20 yıldır evli orta yaşlarında bir oyuncu olan iki kişinin tanışıp yakınlaşmasını anlatan, uzun bir süre bize yalnızca japonya manzarasını izleten, yer yer hoşuma giden yer yer…devamıLost in translation, biri yeni mezun olmuş ve yeni evlenmiş bir genç, diğeri 20 yıldır evli orta yaşlarında bir oyuncu olan iki kişinin tanışıp yakınlaşmasını anlatan, uzun bir süre bize yalnızca japonya manzarasını izleten, yer yer hoşuma giden yer yer beni sıkan ortalama bir filmdi.
7/10
17. Yüzyılda osmanlı-fransa ilişkilerini düzenlemek için 4. mehmet tarafından fransa'ya gönderilen süleyman ağa'nın, burada gördüğü saraya karşı ilgisiz kalması sebebiyle kral XIV. louis tarafından hazırlatılan Kibarlık Budalası oyunu, içinde yine aynı dönemde yapılan festivalin içeriğinden bahsetmektedir. Moliére, ana karakter olan…devamı17. Yüzyılda osmanlı-fransa ilişkilerini düzenlemek için 4. mehmet tarafından fransa'ya gönderilen süleyman ağa'nın, burada gördüğü saraya karşı ilgisiz kalması sebebiyle kral XIV. louis tarafından hazırlatılan Kibarlık Budalası oyunu, içinde yine aynı dönemde yapılan festivalin içeriğinden bahsetmektedir. Moliére, ana karakter olan ve bir asilzade olmanın hayaliyle yanıp tutuşan mösyö jourdain'i bizzat kendisi canlandırmıştır. İçeriğinde yer yer sahte türkçe konuştukları ve türk kültüründen parçalar taşıyan oyun, kızını ancak bir azilzade ile evlendirmek isteyen mösyö jourdain'i, kızının sevgilisini türk sultanının oğlu olarak tanıtıp kandırarak ikna edişlerini anlatıyor.
8.5/10
Marquez'in yokluk içinde yazdığı, 1982 yılında Nobel ödülü almasını sağlayan ve onu dünyaca ünlü bir yazar yapan eseri Yüzyıllık Yalnızlık, uzun sayfa sayısı, dört kuşaktan ve aynı isimlerden oluşan karakterleri ile tanınıyor. Okurken bir yandan soy ağacı çıkarıp not aldığım,…devamıMarquez'in yokluk içinde yazdığı, 1982 yılında Nobel ödülü almasını sağlayan ve onu dünyaca ünlü bir yazar yapan eseri Yüzyıllık Yalnızlık, uzun sayfa sayısı, dört kuşaktan ve aynı isimlerden oluşan karakterleri ile tanınıyor. Okurken bir yandan soy ağacı çıkarıp not aldığım, bazı cümleleri defalarca kez okuduğum ve her şeyi aklıma kazımaya çalıştığım için yorucu, uzun soluklu bir okuma deneyimiydi. Marquez'in küçükken büyükannesinden dinlediği masalları, onun anlatış tarzı ve Kolombiya'daki yaşadığı köydeki yaşantısını sentezleyerek yazdığı, hatta bir noktada kendini de dahil ettiği romanı, hayali bir kasaba olan Macondo'da geçiyor. Büyülü gerçekçilik ve o masalsı dil, insanı olduğu yerden alarak bir masalın içine götürüyor. Her şey birbiriyle o kadar ilişkili, o kadar gerçekçi ama aynı zamanda o kadar gerçeküstü ki, Yüzyıllık Yalnızlık okuyucuda sabaha karşı gördüğünüz rüyaların bir süre daha aklınızda yer edinip gerçeklik algınızı bozmasına benzer bir hissiyat uyandırıyor.
"Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi."
"Yüreğin o giderilemez unutkanlığıyla değil, çok daha amansız ve hiç dönüşü olmayan bir başka çeşit unutkanlıkla unutulmuş olduğunu anladı. Bu unutkanlığı iyi bilirdi, çünkü ölümün unutkanlığıydı bu."
"Çünkü yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış,geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı."
"Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkûm edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı."
10/10
Birincisini Isabel Allende'nin Ruhlar Evi romanını okumadan önce izlediğim ve ikincisini bir türlü izleyemediğim için ancak aylar sonra şans verebildiğim The Battle Of Chile, muhalefetin ve abd'nin işbirliği ile itibarı zedelenen Salvador Allende hükümetinin 11 Eylül 1973'te gerçekleşen askeri darbede…devamıBirincisini Isabel Allende'nin Ruhlar Evi romanını okumadan önce izlediğim ve ikincisini bir türlü izleyemediğim için ancak aylar sonra şans verebildiğim The Battle Of Chile, muhalefetin ve abd'nin işbirliği ile itibarı zedelenen Salvador Allende hükümetinin 11 Eylül 1973'te gerçekleşen askeri darbede düşüşünü anlatıyor. Bir önceki bölüm, kameramanın vurulmasıyla sonra ererken, bu bölüm askeri darbenin gerçekleşmesi ve başkanın hayatını kaybetmesiyle son buluyor.
Tam olarak bugün, 11 mart 2026'da, Şili'nin başına gelecek aşırı sağcı yeni başkanın da bir zamanlar sosyalist hükümeti indiren darbenin başkumandanı ve yıllarca süren diktatörlüğün öznesi olan Pinochet'nin büyük bir hayranı olduğunu düşününce, bazı ülkelerin kaderinin asla değişmediğini düşünmemek elde değil.
Yalnızca ilk iki bölümü bile izleyerek, askerler ve burjuvazi hariç halkın, işçilerin, gençlerin Allende'nin iktidarından memnun olduğunu, pek çok kişinin bu sayede iş, ev, yemek bulabildiğini fark etmek mümkün. Hükümet sarayında yalnız başına darbecilerin nihayet gelmesini bekleyerek onurlu ve şerefli bir şekilde ölen başkan Salvador Allende'nin, yoksul halkta, işçide, tüm sosyalistlerde bıraktığı iz yıllar boyu yaşamaya devam edecek.
Eğer daha önce dinlemediyseniz, Şili'nin sosyalist marşı olan ve pek çok eylemde de söylenen "El Pueblo Unido Jamás Será Vencido" yu ve bulutsuzluk özleminin "şili'ye özgürlük" şarkısını dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
9.5/10
Where do we go now, Lübnan'ın ufak bir köyünde yan yana yaşayan müslümanların ve hristyanların zamanla etraftaki siddetin etkisiyle birbirine girdiği, tüm bu şiddetin arka planında kalan kadınların bu sorunlarla nasıl canını dişine takarak mücadele ettiğini gösteren bir film. Kaç…devamıWhere do we go now, Lübnan'ın ufak bir köyünde yan yana yaşayan müslümanların ve hristyanların zamanla etraftaki siddetin etkisiyle birbirine girdiği, tüm bu şiddetin arka planında kalan kadınların bu sorunlarla nasıl canını dişine takarak mücadele ettiğini gösteren bir film. Kaç sahnesine ağladım bilmiyorum, kadınların din, dil, ırk fark etmeden nasıl birlikte güldüklerini, ağladıklarını, yas tuttuklarını ve başa çıktıklarını gösteren bu filmi kadınlar gününde izlemiş olmaktan çok mutluyum.
9.5/10
80'li yılların en önemli filmlerinden biri olan Blue Velvet, David Lynch'in simgeleri kullanarak anlattığı pek çok farklı ayrıntı ile, göründüğünden çok daha fazlası olan bir film. Hakkında pek çok videoyu izlemiş olmama rağmen, hala kaçırdığım pek çok ayrıntısı için kendimi…devamı80'li yılların en önemli filmlerinden biri olan Blue Velvet, David Lynch'in simgeleri kullanarak anlattığı pek çok farklı ayrıntı ile, göründüğünden çok daha fazlası olan bir film. Hakkında pek çok videoyu izlemiş olmama rağmen, hala kaçırdığım pek çok ayrıntısı için kendimi eksik hissediyorum. İlk başta, basit bir cinayeti çözme ve ajanlık temalı amerikan filmi gibi hissettiren Blue Velvet, yaşamaya, büyümeye, gelişmeye, erişkinliğe ve nihayet ölüme ait pek çok ögeyi içeriyor. Aynı zamanda Jeffrey karakteriyle freud'un meşhur oidipus kompleksine ve bir çocuğun cinsellikle uzaktan tanışma hikayesine değiniyor. Ana karakter olan dorothy, Jeffrey icin bir anne figurunu temsil ederken, aynı zamanda yaşadığı siddet ile basta saf, kucuk bir cocugu temsil eden Jeffrey'i gercek hayatla tanıştırıyor.
Orijinali Bobby vinton'a ait olan blue velvet şarkısının lana del rey cover'ını yıllarca dinlemiş biri olarak, filmdeki versiyonunu da çok, çok beğendim.
8.7/10
Trans bir işçi olan Eddie'nin ilişkisinden ve çocukluğundaki travmalardan bahseden, geçmişin gelecekle, gerçeğin filmle karıştığı oldukça derin, yer yer oidipus kompleksine de değinen bir kurguya sahip olan Funeral Parade Of Roses, izlerken büyüleniyormuşsunuz gibi bir hisse sahip. Son sahnesini unutabileceğimi…devamıTrans bir işçi olan Eddie'nin ilişkisinden ve çocukluğundaki travmalardan bahseden, geçmişin gelecekle, gerçeğin filmle karıştığı oldukça derin, yer yer oidipus kompleksine de değinen bir kurguya sahip olan Funeral Parade Of Roses, izlerken büyüleniyormuşsunuz gibi bir hisse sahip.
Son sahnesini unutabileceğimi hiç zannetmiyorum.
"I am the wound and the blade, the executioner and the victim."
9.7/10
Nora ve Agnes adlı iki kız kardeşin babalarının evi terk edişinin ardından kendileri için kurdukları farklı hayatlara, babalarının bu hayattaki etkilerine değinen ve her kadının kendi babasından izler bulacağı Sentimental Value, oldukça güzel sahnelere, sakin bir akışa sahip. Bunun yanında…devamıNora ve Agnes adlı iki kız kardeşin babalarının evi terk edişinin ardından kendileri için kurdukları farklı hayatlara, babalarının bu hayattaki etkilerine değinen ve her kadının kendi babasından izler bulacağı Sentimental Value, oldukça güzel sahnelere, sakin bir akışa sahip. Bunun yanında aslında çok da karmaşık olmayan bir hikayeyi evlerinin taşıdığı derin anılar, geçmişteki aile bireylerinin yaşadığı sorunlar ile zenginleştirip bize hüznü kalıtsal bir öğe olarak aktarıyor.
9.3/10