Hem oyuncu kadrosunu hem de bütçesini harcayan, kurgusal anlamda eksiklikleri ve mantık hatalarıyla dolu hikayesinin yanında oldukça sıkıcı savaş sahnelerine sahip olmayı başarabilen, izlediğinize değmeyecek bir yapım. 3/10
Birbirlerinden farklı sorunlarla mücadele etmeye çalışan kız kardeşlerin, yakınlarının kaybına sahip oldukları farklı inanışlarla yaklaşırken bir yandan da hayatta kalmak için yapmak zorunda oldukları işlerini sürdürmelerini anlatan Volver, ölülerin, hayaletlerin ve öteki dünyaya ait inanışların gerçek hayatla birbirine girdiği bir…devamıBirbirlerinden farklı sorunlarla mücadele etmeye çalışan kız kardeşlerin, yakınlarının kaybına sahip oldukları farklı inanışlarla yaklaşırken bir yandan da hayatta kalmak için yapmak zorunda oldukları işlerini sürdürmelerini anlatan Volver, ölülerin, hayaletlerin ve öteki dünyaya ait inanışların gerçek hayatla birbirine girdiği bir büyülü gerçekçiliği izlerken beklemediğiniz bir sona dönüştürüyor. Almodóvar'ın kadınların gündelik hayatının gerçeklerini çarpıcı bir şekilde göstererek onları merkezine aldığı filmlerini, sektörün yüzeysel kadın karakterler yaratmasından ve yalnızca erkeklerin hayatına yönelen bir tutum sergilemesinden sıkılan herkes mutlaka izlemeli.
9/10
Çoğu zaman filmi olan kitapların, kitapları filmleriyle kıyaslanamayacak kadar güzel oluyor ki bu da onlardan biri. Kitaptaki o kadar sahne ve replik kesilmiş ki filmde, özellikle Dante'nin vurulan kuşu görüp ağladığı sahne gibi bence sarsıcı olan kısımları da dahil. Oysa…devamıÇoğu zaman filmi olan kitapların, kitapları filmleriyle kıyaslanamayacak kadar güzel oluyor ki bu da onlardan biri. Kitaptaki o kadar sahne ve replik kesilmiş ki filmde, özellikle Dante'nin vurulan kuşu görüp ağladığı sahne gibi bence sarsıcı olan kısımları da dahil. Oysa filmde gereksiz yere uzatılmış pek çok yer var. Eğer filmi beğendiyseniz, kitabı kesinlikle okumalısınız çünkü kitap çok daha vurucu ve insana dokunan bir dile sahip.
6.5/10
87 yılının El Paso'sunda yaşayan on beş yaşında iki gencin bir yüzme dersinde başlayan arkadaşlık ilişkilerinin zamanla romantik bir ilişki haline gelişini anlatan Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor, sayfa sayısına rağmen hızla biten, her cümlesiyle içinize dokunan ve sizi…devamı87 yılının El Paso'sunda yaşayan on beş yaşında iki gencin bir yüzme dersinde başlayan arkadaşlık ilişkilerinin zamanla romantik bir ilişki haline gelişini anlatan Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor, sayfa sayısına rağmen hızla biten, her cümlesiyle içinize dokunan ve sizi tahmin ettiğinizden de daha çok duygulandıracak bir kitap. Aile bireylerinin hepsinin yaşadığı ayrı ayrı travmatik olayların birleşerek üstünden gelişi, ergenlik ve 80ler gençliği birbirinden özel iki ayrı karakterin başından geçenlerle anlatılıyor.
" Onlara hiç arkadaşım olmadığını, gerçek bir arkadaşım olmadığını söylemek istiyordum. Ta ki Dante'ye kadar. Dünyada Dante gibilerinin olduğunu hiç bilmediğimi söylemek istiyordum; yıldızlara bakan ve suyun gizemlerini bilen ve kuşların göklere ait olduğunu, zarafetle uçarken kötücül ve aptal çocuklar tarafından vurulup düşürülmemeleri gerektiğini bilen insanlar olduğunu. Onlara hayatımı değiştirdiğini
ve bir daha asla ama asla aynı olmayacağımı söylemek istiyordum. Ve sanki ben onun hayatını kurtarmamışım da Dante benimkini kurtarmış gibi hissettiğimi..."
8.5/10
Mario Vargas Llosa'nın hacimce daha ağır ve daha ünlü olan kitaplarını okumadan, daha ince ve akıcı olan Palomino Molero'yu Kim Öldürdü'yü okuyarak yazarı daha iyi tanımak istedim. Peru'nun fakir bir kasabasında gerçekleşen korkunç bir cinayetin peşine düşen bir teğmenin ve…devamıMario Vargas Llosa'nın hacimce daha ağır ve daha ünlü olan kitaplarını okumadan, daha ince ve akıcı olan Palomino Molero'yu Kim Öldürdü'yü okuyarak yazarı daha iyi tanımak istedim. Peru'nun fakir bir kasabasında gerçekleşen korkunç bir cinayetin peşine düşen bir teğmenin ve yardımcısının bu süreçte tanık oldukları olaylar ve muhatap olduğu insanları anlatan roman, aynı zamanda ırkçılık, sınıfçılık ve dönemin Güney amerika'sının gerçeklerine de değiniyor. Ayrıca yazarın karmaşık diyalogları, özgün anlatım tarzı ve karakterlerin iç dünyasını bize olduğu gibi yansıtan anlatımı ile kitap okuyucuyu uzakta bir yerlerde saymaktansa olayları merkezinden gözleyen bir tanıkmış gibi hissettiriyor.
8.5/10
Benim için uzun soluklu bir okuma olmuş olsa da genel olarak akıcı bir kitap sayılacak olan Uğultulu Tepeler, okurken birbirinden daha kötü olmak konusunda kelimenin tam anlamıyla yarışa girmiş gibi davranan karakterleri ve kafa karıştırıcı bağlarıyla okuyucuyu yormayı da başarıyor.…devamıBenim için uzun soluklu bir okuma olmuş olsa da genel olarak akıcı bir kitap sayılacak olan Uğultulu Tepeler, okurken birbirinden daha kötü olmak konusunda kelimenin tam anlamıyla yarışa girmiş gibi davranan karakterleri ve kafa karıştırıcı bağlarıyla okuyucuyu yormayı da başarıyor. Daha önceden birkaç kere yarım bırakmış olduğum için bu kez tamamladım ve her ne kadar ikisi de Bronte kardeşlere ait olsalar da, Jane Eyre ile Uğultulu Tepelerin benim için bambaşka şeyler ifade ettiğini söyleyebilirim.
7.7/10
Monster High'da izledikleri bir filmin ardından arkadaşları tarafından kraliçe ilan edilen Draculaura, transilvanya'nın gerçek varisi olduğunu öğrenince arkadaşlarıyla birlikte oraya gider ancak buraya geldiğinde gerçek bir varis değil, kukla bir kraliçe olmakta olduğunu öğrenir. 6.8/10
Çok uzun süreler izlemem için beni bekleyen ve bir şekilde üzerimde yaratacağı potansiyel etkiyi düşünerek izlemeye çekindiğim The Last Of Us'ın, pek çok insanın iddia ettiğinin aksine oldukça başarılı bir kadroya sahip olduğunu düşünüyorum. Yine pek çok kişinin iddia ettiğinin…devamıÇok uzun süreler izlemem için beni bekleyen ve bir şekilde üzerimde yaratacağı potansiyel etkiyi düşünerek izlemeye çekindiğim The Last Of Us'ın, pek çok insanın iddia ettiğinin aksine oldukça başarılı bir kadroya sahip olduğunu düşünüyorum. Yine pek çok kişinin iddia ettiğinin aksine dizi oyundan çok bağımsız değil ki olamaz da, zira yapımcıları aynı ve hikayeyi baştan sona oluşturan o. Eğer dizideki içeriklerin "woke" kültürünü yansıtan ögeler içermesi sizi rahatsız ediyorsa, en başından The Last Of Us'ı da tüketmeyebilirsiniz.
Karıncaların ve bazı böceklerin vücuduna enfekte olarak konak hücrelerini ele geçiren Cordyseps mantarlarının değişen küresel iklimin ardından kaçınılmaz bir şekilde evrimleşerek insanların vücut sıcaklığında yaşayabilecek bir duruma gelmesinin ardından un ve undan elde edilen tüm ürünlerin ithalatı ile dünyanın her yerinden insanların zombileşmesini konu alan The Last Of Us, ilk bölümünde 2003 yılını ele alıyor. Bu bölümde Joel ve kızı Sarah'nın zombi felaketinden kaçarken yaşadıkları talihsiz olayların ardından 2023 yılına, Joel'un kalan azınlıkların kurduğu bir komündeki yaşantısını izliyoruz. İlerleyen bölümlerde çeşitli amaçlar için bir araya gelen Ellie ve Joel'un giderek farklılaşan ilişkisi ve Joel'un Ellie için etikliği tartışılabilecek kararlar verişi anlatılıyor.
Dizi izleyicisini pek çok kısımda siyah ya da beyaz gibi keskin sınırları olan doğru/yanlışların arasında bırakmaktansa herkesin kendi açısından haklı yönlerinin bulunabileceği durumlara sürüklüyor.
Bazı bölümlerin kendi başlarına hikayeleri o kadar başarılı ki (1. Sezon 3. Bölüm gibi) tek başlarına birer dizi/film çıkartılabilir.
2. Sezon'un bizi karşılaşmak zorunda bıraktığı felaketler ve Ellie ve Joel'un Tommy ve Ateşböceklerinin kurduğu komündeki yaşantısının ilerleyişi ile Ellie'nin ergenliğini, daha önceden sahip olmadığı bir aile ilişkisine sahip olurken yaşadığı problemleri izliyoruz. Tam bu aralarda Ellie cinsel yönelimini oldukça açık, özgür ve gururla taşıyorken Joel da ona tam anlamda destek olmak ve onu anlayabilmek için psikolojik tedavi görüyor. 2. Sezon 6.bölüm'deki flashback sahnelerde bu konu daha ayrıntılı bir şekilde aktarılıyor. Ancak ilerleyen bölümlerdeki felaketler ile Ellie intikam peşine düşüyor ve Dina ile olan ilişkisi ilerliyor.
Bizi cevapsız bir sonla bırakan The Last Of Us'ın yeni sezonunu merakla bekliyor olacağım.
9.8/10
Nilgün Marmara'nın 77-87 yılları arasında yazdığı şiirlerinin bir derlemesi olan Daktiloya Çekilmiş Şiirler, şairin eserlerini kronolojik olarak sıralıyor. "Böyle düşüş görmemiştim ölgün ve kırık çakılmış kalmıştım / gelecek zamanlı düşler çatıyordum kapladığım şuncacık yerde; / bu ölçümsüz gökyüzünde..." "Sen ben…devamıNilgün Marmara'nın 77-87 yılları arasında yazdığı şiirlerinin bir derlemesi olan Daktiloya Çekilmiş Şiirler, şairin eserlerini kronolojik olarak sıralıyor.
"Böyle düşüş görmemiştim ölgün ve kırık çakılmış kalmıştım / gelecek zamanlı düşler çatıyordum kapladığım şuncacık yerde; / bu ölçümsüz gökyüzünde..."
"Sen ben ağlarken
avucum bir deniz mi çocuk?
Meleksi birliktelik içre,
Göksel haleyle çevrelenmiş
Ölümün ve yaşamın ikircilliği."
"Kendimizle oynayan güçsüz mahluklarız biz, yaptırımla ödülü gönlümüzde barışık tutan. Mesafemiz kuyruğumuzla başımız arasında gider gelir, dehşetli sevincimiz bulunca
ayrılmazlığını yengimizle yenilgimizin.
Devimimiz: Felcimizin kaynağından fışkıran,
Güçsüzlüğümüz: Kıvrak istemimizin yatağı.
Böylece doldururuz biz her kaygının, her doyumun kucağını."
"Hedef,
Yaşamı ölümden ayırmadan sürdürmede.
Ufuğun bitimsizliğine yakarı;
Birliği gökyüzü haritasına işlemek,
Hedef! Suda bu işlemenin yansımasında..."
"Issız patikalarında isteklerin,
ertelenmiş çığlıklarda,
Yeşillerin özsu hüzünlerinde yaşıyorduk.
Görülenle baktığımız kutsalda susuyordu.
Sürüklediğimiz cesetlerimizdi,
ayrımsadık kıvançla.
Gök eşlikti
eş-deş-lik
acıyla...
Bir an sonra yokolacak yontuların
yanılsamalı gölgelerinde
sığınmıştık."
"Böylesine ıslak gözlerim evrenin köleleri mi? Kanımın mezarlarını her an yeniden kazan sonsuz kokulara dayanabilir miyim? Ve biri kalabilir, aşkın yürekte, bilinmeyen gezegenlerin dokusunda saklanan cesaretin birikimini saymak için..."
"Sen günün ilk saatlerinin kırılganlığında, şen bir yüzle doğmuştun, biliyorum. Gün, güçlü soluğu duyduğunu yadsımadı. Gökeller parmakların efsunla yunarak hayatın Özsuyunu damlatacaktı dev sevgilerinin gözkapaklarına evrenin"
"Yaşamını bir çocuk başı gibi görüyor o,
Ve yazgısı saçlarını karıştıran yönü belirsiz esinti.
Bu rüzgâr güleç bir yoldan tarihe geri gönderiliyor,
Eşzamanıyla ilerleyişin, bulanıklığa ve deliliğe."
"Dünyamsın benim, zorbam, düzenim, Bundan gözlerim göğe çevrili, ellerim denizde.
Hiç katılmadan sende yaşıyorum, dirimimsin benim, doğarken öldüğüm."
"Üşümüşüm...
Ölülerimi taşıyordum, öyle sağır.
Kaç kez dokundum soğuk dudaklara.
Bilemedim nasıl dönmez o göz ayrıldığı kaynağına, direnir o kadar!
Üşümüşüm...
Bu yaklaşan kışla değil,
Deniz ürpertisi, göğün alacasıyla değil, Ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta.
Kaçışının gizini gönlünde tuttuğun
bilisiz aşkı
(nı) ver bana!
Üşümeyeyim..."
"Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin,
Ölduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden, Kesmeliyim soluğunu doğmuş olmanın!"
"Karanlıkta durakalınan bu boşluk değil Başlatan bakışımı ve eşlenmesini artık zamanın,
Sen Petra, gözyaşının acısı ve dökük saçların, kıvırcık saçların, değişken saçların."
"Uyandığımızda yalnızlığın yanıbaşımızda uyuduğunu görmek..."
"sevgili küçük ölüm
dur ayaklarının altını anlayalım
kaşlarını, eksik kalan yerlerini
karlar kraliçesini ev içlerinin
tarihin sonsuz noktalama işaretlerini de
kaçalım kalık çalıkuşundan ve daha nelerden
ülkemizin kırmızı kayığıyla
o döker yine suçunu
örtse de sisle ayıbını gece"
"Gece; ipek dokusu çözüldüğünde
Ellerim: eksik cennetim benim."
"Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım."
"Ey, iki adımlık yerküre
Senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!"
9.6/10
Karantina esnasında bir araya gelerek bir dinozor filmi çekmeye çalışan ekibin sahne arkasında yaşadıklarını anlatan The bubble, gerek olay akışı, gerek komedisi anlamında izlediğim en kötü filmlerden biriydi. 3/10