Spoiler içeriyor
Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, bir analiz/inceleme kitabıdır. Kendi ebeveynlerimizin bile bize çocukluğumuzda okuduğu masalların o kadar da masum olmadığını, şuanki toplumun oluşmasında etkisi olan alt mesajların olduğunu anlatır. Yazar kitapta masallar ve asıl anlattıklarından, masallardaki ögelerden, bu masalların toplumsal cinsiyet…devamıMasallar ve Toplumsal Cinsiyet, bir analiz/inceleme kitabıdır. Kendi ebeveynlerimizin bile bize çocukluğumuzda okuduğu masalların o
kadar da masum olmadığını, şuanki toplumun oluşmasında etkisi olan alt mesajların olduğunu anlatır. Yazar kitapta masallar ve asıl anlattıklarından, masallardaki ögelerden, bu masalların toplumsal cinsiyet açısından değerlendirilmesinden bahsetmiş. Kitabın sonlarına doğru ise daha çok sosyolojik bir değerlendirme yapmış. Örneğin masallarda kadınlar hep edilgendir, güçlü savaşçı kadınlar nadiren yer alsa da onlar da kendilerini yenen erkekle evlenip hemen
itaatkar konumuna döner. Hep zayıf, kurtarılmaya muhtaç konumdadırlar ve erkeklerin de türlü tehlikelerden geçip 'ödüle' ulaşması beklenir. Masallarda erkeğin cesaretine de bu kadar çok
vurgu yapılmasını şöyle açıklıyor Sezer: “Klasik masallarda kahramanın eylemlerinden söz edilirken cesarete keskin ve parlak vurgular yapılır. Cesarete yapılan övgüler ve bu cesaretin yol açacağı
eylemin sorgulanmaması; masal alıcısını, iktidar odaklarının istediği türde askerliğe hazırlamada işlevseldir. Böylece asker cesarete sahip
olduğunu göstermeye odaklanırken, "Ne için?" sorusundan uzaklaşır.”
Yazar ayrıca masallarda güzellik vurgusunun çok fazla olmasına da dikkat çekmiş. Hatta bu güzelliğin yalnızca dış güzellik olmadığını, cinsel anlamlar taşıdığını söylemiş. Örneğin Pamuk Prenses masalında prensesin doğduğu andan itibaren ne kadar güzel olduğu anlatılır ama bu ergenliğe ulaşana kadar sorun yaratmaz. Ergenliğe ulaştığındaysa cinsel değer kazanır ve üvey anneyi sinirlendiren budur. Prenses öldüğündeyse cüceler onu cam bir fanusa koyar, bu
cam fanus bekaret zarını simgeler ve prense onun hala ‘dokunulmamış’ olduğunu söyler. Prensin ormandan gelip bir ‘ölü’ olan kadını öpmesi neden kimseye tuhaf gelmiyor? Masalın ilk metinlerinde bunun bir öpücük değil tecavüz olduğunu öğreniyoruz, diğer pek çok masalda olduğu gibi. Ve prensesin ona tecavüz eden biriyle evlenmesi mutlu son oluyor. İkisi de bir mutlu sonu hak ettiler sonuçta.
Masallarda kadının güzelliği bu kadar vurgulanırken, erkeğin cesareti veya parası daha öndedir. “Erkeğin güzeli olmaz.” kalıbı ise kadının sevgisiyle, sabrıyla cezbedici olmayan bir evliliği yürütmekle zorumluluk aldığını ifade eder. Kitapta katılmadığım bölümler de oldu. Pamuk Prenses hikayesinin
bir bölümünde, cadı, prenses elmanın yeşil kısmını ısırıp çocukluğu seçerse peşini bırakacağını ima ederek elmanın yeşil kısmını ısırıyor.
Prensese elmayı verdiğinde, prenses kırmızı taraftan ısırıp “dişiliği” simgeleyen tarafı seçmiş oluyor. Peki, prensesin bu seçimi yaptığını
nereden biliyoruz? Cadı bir tarafı ısırdıysa ve zehirli değilse, elmanın tamamı zehirli olamaz diye düşünüp, ısırılmamış tarafı seçti belki
prenses?
Kitabın bir diğer vurgu noktası ise nasıl yetiştirildiğimiz. Kadınların genelde kötü sürücü oldukları ima edilir, kız çocuklarında doğuştan
anaçlık vardır, peki bunların kaynağı ne sizce?
Küçüklüğümüzden itibaren erkek çocukları dış dünyaya açılırken , kız çocukları iç dünyaya daha bağlı şekilde büyütülmüştür. Kız çocuklarına oyuncak ütü, bebek, çay takımları verilirken erkek çocuklar arabalar, kahramanlar ve askerlerle büyür. Daha kendisi bir
bebekken bebek bakma oyunları oynayan kız çocuğu, küçüklükten beynine anaçlığı işlemiş olur. Bu ayrıca ileride kız çocuklarının dış dünyaya açılmasını
zorlaştırmıştır. Araba sürmek, tamir yapmak gibi erkeklerin çoğunluğu oluşturduğu fiillerde daha başarısız olduğu iddia edilen kadınların küçüklüklerinde hiç bu tarz eylemlerde bulunmamaktan kaynaklandığını düşünüyorum.
Yorumumu birkaç alıntıyla bitirmek istiyorum.
“Kadınlar tacizin baskısıyla politika çizmek, kızmak, öfkelenmek, döne dolaşa kendinde suç aramak, üzülmek, yıpranmak ve hep aynı sıradan
şeyleri tekrar düşünmekle harcadıkları enerjiyle kaç tane yabancı dil öğrenirlerdi?"
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
“Gökten üç kırmızı elma düşmüş, düşsün üç kırmızı, sonra üç kırmızı daha...”