Kargalar açık pencerelerden girer, saat, bilezik, mücevher çalardı. Değerli bir şeydi çalınan, bunu an layabiliyor insan, ama bir de açık pencerelerden girip sabun çalardı kargalar; bunu bilebilecek miyiz: neden kargalar sabun çalardı?
Şoför Mustafa iki çocuk babası olan kendi halinde bir adamdır. Hayatına girmiş olan seks işçisi Zerrin ona kardeşi ve vicdanı arasında bir sorgulama yapmasına sebep olur. Kardeşi Melek'de Zerrin gibi bir seks işçisidir. Şoför Mustafa Suat Derviş'in olgunluk dönemi eserlerinden…devamıŞoför Mustafa iki çocuk babası olan kendi halinde bir adamdır. Hayatına girmiş olan seks işçisi Zerrin ona kardeşi ve vicdanı arasında bir sorgulama yapmasına sebep olur. Kardeşi Melek'de Zerrin gibi bir seks işçisidir.
Şoför Mustafa Suat Derviş'in olgunluk dönemi eserlerinden biridir.
Seks işçilerinin toplumdaki yerini irdeler...
Reytinklere baktım da baya izleyeni varmış bu çöp dizinin. Türkiye halkı şaşırtmıyor. Bölgesel bir yapıtmış da Cihan Beyin aşna fişneleri dışında bir halt göremiyorum. Güçlü bir karakter gibi çizmişler bir de. Güçlüsün madem yengenle evlenmesene koçum! Sözün geçmiyor mu aşiretine!…devamıReytinklere baktım da baya izleyeni varmış bu çöp dizinin. Türkiye halkı şaşırtmıyor.
Bölgesel bir yapıtmış da Cihan Beyin aşna fişneleri dışında bir halt göremiyorum. Güçlü bir karakter gibi çizmişler bir de. Güçlüsün madem yengenle evlenmesene koçum! Sözün geçmiyor mu aşiretine! Nasıl ağasın! Söz etmezsin çünkü Alya hoşuna gidiyor ve bırakmak istemiyorsun. Şu yapımcıları da anlamıyorum,, Ozan Akbaba'da erkekliğin özü mü gizli oynadığı yapıtlarda kadınlar peşinden koşuyor! Kısacası tamamen boş, anlamsız bir dizi. Ekranlara kitlemiştir şimdi izleyenlerini! Neyse...
Wilde, İngiliz basınındaki saldırılara karşı Dorian Gray'i savunurken, gazete editörleriyle tartışırken, hiç değilse başlangıçta, yüksek estetik zemininde yapıyordu bu işi, sonunda bu kararlılığını kaybetti, romanın ahlakdışı olduğu suçlamalarını, olabildiğince açık biçimde ele alacak kadar yılgınlık gösterdi. Ama ilk başlardaki bu…devamıWilde, İngiliz basınındaki saldırılara karşı Dorian Gray'i savunurken, gazete editörleriyle tartışırken, hiç değilse başlangıçta, yüksek estetik zemininde yapıyordu bu işi, sonunda bu kararlılığını kaybetti, romanın ahlakdışı olduğu suçlamalarını, olabildiğince açık biçimde ele alacak kadar yılgınlık gösterdi. Ama ilk başlardaki bu söz düelloları sırasında sanat ile etiğin birbirinden ayrılması konusunu ısrarla dile getirdiğini ("Bir sanat yapıtının nasıl olup da ahlak anlayışı bakımından eleştirilebileceğini anlamıyorum. Sanatın alanı ile estetiğin alanı birbirinden tamamıyla farklı ve ayrı alanlardır...") ve okurlardan romanının sanatsal erdemlerine dikkat etmelerini istediğini görüyoruz. 1891 baskısına yazdığı önsöz ile "The Soul of Man Under Socialism" (Sosyalizm Yönetiminde İnsan Ruhu) adlı makalesi, romanının eleştirmenlerine birer yanıttır ve bu yazılarda Wilde, gazetelerle ilk yazışmalarında da yaptığı gibi, sanat üzerine aynı türden yüksek yargılara başvurur ("Ancak seçkin insan için güzel şeyler yalnızca güzellikten ibarettir." "Ahlaklı kitap, ahlaksız kitap diye bir şey yoktur. İyi yazılmış kitaplar vardır, kötü yazılmış kitaplar vardır. Hepsi bu." "Gerçek sanatçı tamamıyla kendisine inanan kişidir." "Sanatçı hiçbir zaman marazi şeylere ilgi duyan biri değildir. Her şeyi dile getirir"), Bir ölçüde de Wilde, elbette, romanının daha tartışmalı ögelerini eleştirilerden korumaya çalışıyordu (ne biçim bir kitap yazdığını çok iyi biliyordu); öte yandan bu açıklamalar yıllardır savunduğu estetik ilkelerle tam bir uyum içindeydi. Ne de olsa, Wilde'ın öykü ve romanlarının, oyunlarının, makale ve denemelerinin, konferanslarının başlıca ilgi odağını sanat, sanat ile hayat arasındaki gerçek ilişki oluşturuyordu. Şurasını da unutmamak gerekir, Wilde ünlü bir öykü, roman ve oyun yazarı olarak tanınmadan çok önce sanat ve estetik konularında konferanslar veren biriydi. Dorian Gray'i daha iyi anlamak için onun yaşamöyküsüyle, romanının hangi koşullar altında yayımlandığıyla ilgili bilgileri bilmek kadar, değişmez sanatsal kaygılarını bilmek de önemlidir.
, yazma tıkanıklığı yaşayan bir yazarın kendi hayatını keşfine, yeniden yazabilme sürecine tanık oluyoruz. okurken eroğlu’nun üslubu yine kendini belli ediyor. ancak diğer romanlarına göre benim için biraz daha sönük kaldı. iki farklı mekan iki farklı kurgu benim için çok…devamı, yazma tıkanıklığı yaşayan bir yazarın kendi hayatını keşfine, yeniden yazabilme sürecine tanık oluyoruz. okurken eroğlu’nun üslubu yine kendini belli ediyor. ancak diğer romanlarına göre benim için biraz daha sönük kaldı. iki farklı mekan iki farklı kurgu benim için çok iç içe geçebilmiş değildi. bir de birkaç kez tekrar edilen “romanmış gibi, roman karakteriymiş gibi” ifadeleri beni bir roman okuduğum gerçeğine çekti. İssızlığın ortası ve Geç kalmış ölü'de zamansal ve mekansal olarak bir kurgunun içindeymiş gibi pek hissetmemiştim. akıp gitmişti çünkü. bir de her eserinde olduğu gibi yapılan siyasi eleştirilerinin bu kurguda sonradan alınıp konulmuş gibi olması hoşuma gitmedi. akışın içinde kendiliğinden olmuş gibi değil de sonradan eklenmiş gibiydi. okurken bu beni çok rahatsız ediyor. beğenmediğim yanlarının haricinde insanları her yönüyle yazabilmesini seviyorum. insanın içindeki çiğ ve törpülenmemiş yanı açıkça görüp yazabilmesini seviyorum. ilk eserlerinden okumaya devam edeceğim. keyifli okumalar.,
, Bir roman okuyorsunuz ve okurken panoramik bir çekimle; bütün dünyayı, dinleri, ideolojileri, halkları, insanı görüyorsunuz. Ağa oğlu Muhsin'in kendini arayışı, Nedim Hoca'nın bilgeliği, Salih'in adanmışlıği, Reyhan ve Nahide'nin aşka bakış açıları ve niceleri. Yer yer tatlı yöresel şiveler, muhteşem…devamı, Bir roman okuyorsunuz ve okurken panoramik bir çekimle; bütün dünyayı, dinleri, ideolojileri, halkları, insanı görüyorsunuz. Ağa oğlu Muhsin'in kendini arayışı, Nedim Hoca'nın bilgeliği, Salih'in adanmışlıği, Reyhan ve Nahide'nin aşka bakış açıları ve niceleri. Yer yer tatlı yöresel şiveler, muhteşem tasvir ve kişilik analizler, Muhsin'in iç sesi gölgesinde kişisel sorgulamalar...
Köylülerin en gözde eğlencelerinden biri yakaladıkları kuşun tüylerini rengarenk boyadıktan Sonra sürüye katılması için gökyüzüne salmaktı. Parlak renklere bulanan kuş sürünün bir parçası olmanın güvenine sığınmak için hemcinsleriyle buluştuğunda diğerleri bu boyalı kuşları kendileri için tehlike addederek anında saldırıya geçer,…devamıKöylülerin en gözde eğlencelerinden biri yakaladıkları kuşun tüylerini rengarenk boyadıktan Sonra sürüye katılması için gökyüzüne salmaktı. Parlak renklere bulanan kuş sürünün bir parçası olmanın güvenine sığınmak için hemcinsleriyle buluştuğunda diğerleri bu boyalı kuşları kendileri için tehlike addederek anında saldırıya geçer, gagalarıyla parçalayıp canını alırlardı.
II. Dünya savaşının konu edildiği pek çok roman okudum. Kimisi kendi yazarının otobiyografisiyle ortaya çıkan kimisi de okuru duygulandırmak için yazılan romanlardı. Kısacası hiçbiri bir Boyalıkuş değildi. Getto veya toplama kamplarındaki zulümleri hepimiz az ya da çok biliyoruz, Boyalıkuş'un küçük çocuğu bunların tümüne bir tepkiymiş gibi oluşturulan bir karakterdi sanki. Çocuk, abartılmış diyebileceğimiz zorlu yollardan geçerken bizim yüreğimizin paralanmaması mümkün değil. Partizanlar'ın ve Kızıllar'ın arasında oradan oraya savrulan bir çocuk...
Soğuk bir yılbaşı gecesi Başkomiser Nevzat ve ekibine anos geçilir Beyoğlu Tarlabaşı'nda genç bir adam (Engin) uzaktan bıçak fırlatılarak katledildiği. Köhne binaların, kumarhane bataklıklarının içinde, sokak berduşlarının da tanıdığı, en önemlisi bu semtin ağır ağabeylerininden biri öldürülmüştür. Aynı gece bu…devamıSoğuk bir yılbaşı gecesi Başkomiser Nevzat ve ekibine anos geçilir Beyoğlu Tarlabaşı'nda genç bir adam (Engin) uzaktan bıçak fırlatılarak katledildiği. Köhne binaların, kumarhane bataklıklarının içinde, sokak berduşlarının da tanıdığı, en önemlisi bu semtin ağır ağabeylerininden biri öldürülmüştür. Aynı gece bu genci öldürmesi için bir tetikçi (Tarık) tutulsa da Engin'i öldürmeyi başaramamıştır. Peki Engin'i kim, neden öldürdü?
Zamanla bir batakhaneye dönen Beyolu'nun şimdi ve gelecek kaygısını anlatır Beyolu'nun en güzel abisi. Yazarın kendini tanıttığı bir kitap olmuş. Ahmet Ümit ve polisiye sevenler için ideal bir roman.
Şimdiye kadar yazarın okuduğum 2. eseri oldu. Kanımca İstanbul hatırası çok daha başarılıydı. Koskoca İstanbul tarihi ile bir semtin tarihi kıyaslanamaz elbet fakat İstanbul hatırası hem daha bilgilendirici hem de kurgu olarak daha başarılıydı.
Şimdilik iki romanını okumama rağmen şunu farkettim: yazar, bize iki karşıt görüş sunduran iki karakter çıkartıyor. Biz katil o mu yoksa bu mu diye zihnimizi meşkul ederken katil romanın belkide en masum karakteri çıkıyor. Erken karar vermek istemem fakat okuduklarım böyleydi. Ben Ahmet Ümit'in eserlerini gerilmek için değil bir şeyler öğrenmek için okunması gerektiğini öğrendim.
Nevzat Başkomiser tam bir İstanbul beyefendisiyken yardımcısı Ali tam bir sokak delikanlısı bana göre. Böylesine profesyonel birinin yanındaki kişinin duygusal hareket etmeleri beni oldukça baydı açıkçası. Bu sebeple şu genç, yakışıklı ve aksi tip Ali'yi sevdiğim pek söylenemez.
Okan, işinde başarılı orta yaşlı bir İstanbul Bey efendisidir. Eşi Nazlı'yla mutlu bir evlilik sürerler. Ne zaman ki Okan'ın şirketi iflas eder, evlilikte sorunlar baş gösterir hemen. Nazlı'nın müsrif bir kadın olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda boşanma artık kapıya dayanmıştır. Okan…devamıOkan, işinde başarılı orta yaşlı bir İstanbul Bey efendisidir. Eşi Nazlı'yla mutlu bir evlilik sürerler. Ne zaman ki Okan'ın şirketi iflas eder, evlilikte sorunlar baş gösterir hemen. Nazlı'nın müsrif bir kadın olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda boşanma artık kapıya dayanmıştır. Okan gün geçtikçe maddi olarak dik bir yokuştan aşağı doğru hızla gider. Evine haciz gelir, aç kalır... Hiç kimse ona yardım eli uzatmaz ta ki Seyyar Aykut'la karşılaşana kadar... Daha önce hor gördüğü insanların içine karışır, ekmeğini taştan çıkartır. Bir akşamüstü Çetin ve Zeynep'le tanışır ve asıl hikaye o zaman başlar.
Yazardan edebi pek bir şey beklemeyin. Çerezlik, kafa dağıtma niyetiyle okunabilir. Finalde ters köşe yapacağım diye sınırları zorlamış zaten yazar.
Okan'ın zamanla değişen karakteri güzel servis edilmişti bence. Her ne kadar dil vasat olsada kurgu da insanlık henüz ölmemiş dedirtebiliyor yazar bize.