İzlediğim Park Chan wook filmleri arasında sıralamam 1) Birleşik Güvenlik Bölgesi 2) Handmaiden 3) Oldboy 4) Ayrılma Kararı 5) Kan Arzusu (Thrist) 6) Ben Bir Robotum ama Sorun Değil
Yine saçma bir hikaye yine bu eksikliği hissettirmeyecek mükemmel bir dil kullanımı. Ah bu adam ve onun değer yargıları... bir cümleyi örgü örer gibi çaprazlı kurması, en ufak bir mizah katmadan laf ebeliği yapması... değil kitapta mantık aramak, kendi mantığımıza…devamıYine saçma bir hikaye yine bu eksikliği hissettirmeyecek mükemmel bir dil kullanımı. Ah bu adam ve onun değer yargıları... bir cümleyi örgü örer gibi çaprazlı kurması, en ufak bir mizah katmadan laf ebeliği yapması... değil kitapta mantık aramak, kendi mantığımıza sahip çıkamamamız.. değil sahip çıkmak, gittiğini bile fark etmememiz. Fark etmek şöyle dursun, gitmesiyle ilgilenmediğimiz. Ah Hakan Günday, bazıları favorim olan ama hiçbirinin de ne anlattığını hatırlamadığım kitaplarınla, hayır kelime oyunlarınla, beni gerçekten de zaman zaman kendine hayran bırakıyorsun.
Çocuklar, bu dünyanın karasinekleridir. Ne kafasından geçeni anlarsın ne haraketlerine anlam verebilirsin. Kendince bir neden ve sonuç bulur ona göre davranırsın ama aslında olan onun aklındakinden çok farklı olur. İyiliğini istersin düşman sanar, sinir olursun aşık atamazsın. Küçüklerdir, ufaklık dersin…devamıÇocuklar, bu dünyanın karasinekleridir.
Ne kafasından geçeni anlarsın ne haraketlerine anlam verebilirsin. Kendince bir neden ve sonuç bulur ona göre davranırsın ama aslında olan onun aklındakinden çok farklı olur. İyiliğini istersin düşman sanar, sinir olursun aşık atamazsın.
Küçüklerdir, ufaklık dersin halbuki hastalıklı ve çaresi sadece zaman olan sancılı varlıklardır. Hem kendilerine hem dünyaya zarardırlar. Sağlıklı bir şekilde büyüyene kadar ellerine hiçbir güç verilmemelidir. Küçük olduğu sık sık hatırlatılmalıdır çocuk ferdine, ama büyüyeceği de bir tehdit gibi yüzüne savrulmalıdır.
Kitapta bir denizci var, denizin hayatında ona verilmiş en büyük mükafat olduğunu unutan bir denizci. Hani Tarkovskiden bir alıntı var ya, insan 25inde ölür 75inde gömülür diye. O sözün öncesinde der ki 'İnsan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür. 18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar. ....' Belki yönetmen başka bir şey anlatmak istemiştir ama benim bu söze bugünki atadığım anlam; insan bunca yıl inanarak yürüdüğü yolu terk ettiğinde yaşadığı savrulmuşluktan ötürü ölür. Umutsuzluktan ve hayalsizlikten ötürü ölür. Bocalar, yürüdüğü yeni yolu bilmez, zaman zaman sürüklenir, nihayetinde pişman olur, belki de pes etmeseydi yolundan dönmeseydi hedefini gerçekleştirirmiş gibi gelir. Bu da öyle bir denizci.
Kitaptaki akış da gerçekten böyle olur. Bir gün denizden vazgeçer, kendine heralde ben o yüceliğe ulaşamayacağım der, her şey bi rüya büyü artık der. Denizdeki yalnızlığını bırakır karaya döner, insanlığa. Döndükten bir süre sonra pişmanlıkla dönüp ardına baktığında her şey için çok geç olduğunu görür, veda ettiği şeylerin artık kendisini reddettiği sanrısına kapılır. Artık o da soysuz umutsuz bir ölüme mahkumdur. Biz denizcinin ölümünü ancak deniz ile vedasını kabullendiği an anlarız. 'Ilık, buruk bir çayı' bir kabulleniş içerisinde kafasına diktiğinde anlarız.
Şimdi kafamın içinde tek bir şarkı, bu sefer Teomandan;
Romantikmiş yıldızlara bakarmış
Romantikmiş istemeden vedalaşmış
Romantikmiş rüyalarda yaşarmış
Romantikmiş her filmde ağlarmış
Kitabın kitaplığımdaki yeri çavdar tarlasında çocuklar kitabının yanı.
Yok, olmamış. Bu kadar coşkulu bir Bihter ile bu kadar sönük bir film ortaya çıkartmak baya göz göre göre yapılan bi hata gibi olmuş. Süresini asla dolduramamış, 113dk daha güzel kullanılabilirdi. Daha detaylı işlenebilirdi, varsın 2,5 saat olsundu. Ki böyle…devamıYok, olmamış.
Bu kadar coşkulu bir Bihter ile bu kadar sönük bir film ortaya çıkartmak baya göz göre göre yapılan bi hata gibi olmuş. Süresini asla dolduramamış, 113dk daha güzel kullanılabilirdi. Daha detaylı işlenebilirdi, varsın 2,5 saat olsundu. Ki böyle bir hikayede ilk ve son yarım saatteki ritmin nasıl olacağı belliyken ortadaki kısım için 1 saatin yetersiz kalacağı belliydi. Ama dediğim gibi yetersiz kalmak bir yana doldurmaya çalışmamışlar gibi de.
Bihteri beğenmedim. Arada 5 dakika olan iki bihter birbirinden çok farklı, kararları tercihleri cümleleri falan değil baya baya psikolojisinde de tutarsızlıklar var. Biliyorsunuzdur Bihter bu filmde alıştığımızdan çok daha güçlü cesur ve cürretkar olarak sunulmuş, bunun gizli bir şey olması şöyle dursun zaten filmin seyirciye vadettiği de buydu. Evet bunun yani böyle bir Bihterin olamayacağının en büyük örneği bu film. Bihter doğası ve hatta yaşanan olaylar gereği yıkılmaya mahkum bir karakter. Bir dünya kurup Bihtere aynı olayları yaşatıp farklı bir bihter oluşturmak... olacak iş değil, çaresiz bir buhran içinde gösterilen kadını 5 dakika sonrasında güçlü ve umursamaz sunamazsınız ki.
Nihali sevdim. Öyle mıymıntı değil, sıkmıyor.
Ahahaha halayı çok sevdim.
Fleabag bakışları sevmedim, Bihterin iç dünyasını göstermek için kolaya kaçılan bir yöntem olarak yorumladım.
Son olarak Farah Zeynepin oyunculuğunu az buçuk beğendim. Ben tarzını seviyorum bu kadının ama şöyle bir şey var ki artık tepkilerini ezberledim. Her hareketi önceki projelerinden, bir yerden tanıdık geliyor. Hah tamam! Bihterle ilgili içime sinmeyen şeyi şimdi anladım. BİZ BİHTERİ İZLEMİYORUZ Kİ FİLMDE, FARAH ZEYNEP ABDULLAHI İZLİYORUZ. Kadının çok baskın bir aurası var, Bihterin önüne geçmiş sanırım. Boran Kuzum da,, eh işte.
-Yani bence
Sonu gerçekten çok saçma olmuş.
Syf. 214 için; 15 dk kadar önce sayfanın ortasında durdum/durduruldum. Önceki sayfalarda çakmam gereken bütün veriler karşımdaki bakakaldığım ekru duvara çatır çatır çarpıyordu. Ben de dışarıdan boş gözüken ama beynimin içinde 'uvaaaaa' şeklinde yankılar oluşturan yine aynı duvarla gözgöze bir…devamıSyf. 214 için;
15 dk kadar önce sayfanın ortasında durdum/durduruldum. Önceki sayfalarda çakmam gereken bütün veriler karşımdaki bakakaldığım ekru duvara çatır çatır çarpıyordu. Ben de dışarıdan boş gözüken ama beynimin içinde 'uvaaaaa' şeklinde yankılar oluşturan yine aynı duvarla gözgöze bir şekilde çaresizlikten kaynaklı kahkahalar atıyordum. Ancak toparlandım.
Dün bu saatlerde başladığım kitap şimdi bitmesine 5-10 sayfa varken şu 214e gelene kadar 'ya bu kitabın sayfaları ne çabuk akıyor nasıl güzel yazmış adam' hayretiyle ve ALLAHIM ALLAHIM nidalarıyla okuyordum. 214 beni bi dumura uğrattı.
*ve bu Alper Canıgüz harbiden hayretimucip bir yazar ha!
'ben aşkı hayattan çok ölüme benzetirim... ve insan bir kere ölür'
'Hakikat, bebeğim; ölümü aydınlatırken hayatı gölgeler'
'Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de hayatın anlamı gölgelerde saklı durur.
...
Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.'
Kitaplığıma her baktığımda bu kitabı es geçiyordum zaten daha önce de iki sayfasına göz gezdirip bırakmıştım. Sıkılacağımı sanıyordum meğer çok büyük bi haksızlık etmişim. Kitap akıp giden, dili güzel, okuyucuyu kapan bi kitap. Tabi zaman zaman okuyucunun da desteğini bekliyor…devamıKitaplığıma her baktığımda bu kitabı es geçiyordum zaten daha önce de iki sayfasına göz gezdirip bırakmıştım. Sıkılacağımı sanıyordum meğer çok büyük bi haksızlık etmişim. Kitap akıp giden, dili güzel, okuyucuyu kapan bi kitap. Tabi zaman zaman okuyucunun da desteğini bekliyor bu konuda ama asla bıktırmıyor.
Bir de kitabı okurken bi yerden sonra kafamın içinde hep Işıl German-Aşkın kederi çaldı, evet evet kesinlikle çok güzel bi kitaptı. Kitaplığımda yıllardır Kürk mantolu madonna ile yanyana durduğundan olsa gerek benzer hissiyatı verdi bana, kalbimde ufak bi buruklukla okudum da diyebilirim...
Ben kesinlikle öneririm bir gün şans verilmesi gerekiyor.
Laptop avuçlarımda, öylece geçti film. Geldi gitti. Öyle yazdığı gibi 'hafıza sorunları yaşayan akıl hastanesindeki bir adam'ı izlemedim ben. Çıkmaza girmiş bir adamı izledim, kalakalmışlık izledim, zoraki yüzleşmeler izledim. Ben bir kayboluş, bir çıldırış izledim.