Çevremdeki erkeklerin hiç kitap okumadığını fark ettim. Kadın arkadaşlarım,tanıdıklarım vs okuyor. Onlara sordum,onların da çevresinde kitap okuyan erkek hiç yokmuş. Türkiye’de kadın okur sayısı daha mı fazla?
Spoiler içeriyor
Bir oyuncunun kendini işine adaması budur işte. Jackson Yee yine muhteşem bir performans göstermiş. Yalnız kendini bu role o kadar kaptırmış ki kas hafızası Chunhe’yı unutamamış. Çekimler bittikten çok sonra dahi istemsizce ellerini kıvırıp büktüğünü ve başının geriye gittiğini anlattığı…devamıBir oyuncunun kendini işine adaması budur işte. Jackson Yee yine muhteşem bir performans göstermiş. Yalnız kendini bu role o kadar kaptırmış ki kas hafızası Chunhe’yı unutamamış. Çekimler bittikten çok sonra dahi istemsizce ellerini kıvırıp büktüğünü ve başının geriye gittiğini anlattığı bir röportajını gördüm.
Chunhe onun için unutulmaz bir rol olmuş anladığım kadarıyla.
Filmden de çok etkilendim. 2 saat nasıl geçti anlamadım. İçimde yeniden bir umut yeşerdi. Büyükanneye bayıldım. Filmin başlarındaki yosun metaforundan çok etkilendim.
Chunhe’nın hikayesi ve mücadelesi çok ilham vericiydi.
Spoiler içeriyor
Şakayık, Çin’de yaşayan Yahudi bir ailenin evinde çalışan bir köledir. Ezra ailesinin evine 7-8 yaşlarında satılmıştır ve aslında evin küçük beyi David ile birlikte büyümüştür. İki çocuk hep birlikte oyun oynamış ve birbirlerine her şeylerini anlatmışlardır. Şakayık David için kimseye…devamıŞakayık, Çin’de yaşayan Yahudi bir ailenin evinde çalışan bir köledir. Ezra ailesinin evine 7-8 yaşlarında satılmıştır ve aslında evin küçük beyi David ile birlikte büyümüştür. İki çocuk hep birlikte oyun oynamış ve birbirlerine her şeylerini anlatmışlardır. Şakayık David için kimseye söyleyemediği özel duygular beslemektedir.
Şakayık 17,David de 19 yaşına geldiğinde David’in annesi Naomi Hanım, oğlunun evlilik çağına geldiğini ve evlenmesi gerektiğini söyler. Şakayık’ı bu eve aslında David’e cariyelik yapması için de almışlardır ama Naomi Hanım buna şiddetle karşı çıkmaktadır. Çünkü Yahudi kültüründe ve dininde böyle bir şey yoktur. Naomi Hanım Şakayık’a artık David ile arasına mesafe koymasını ve ona “Küçük Bey” demesini söyler. Çünkü hem oğlunun Yahudi bir ailenin kızı olan Lea ile evlenmesinin hayallerini kurmaya başlamıştır hem de Şakayık artık çok güzel bir genç kız olmuştur.
Lea küçükken bu eve sık sık gelmiştir ve aslında iki çocukla birlikte büyümüştür. İkilinin evliliği konuşulmaya başlandığında David Şakayık’tan hiçbir şey saklamadığı halde bu sefer ondan bir sır sakladığını söyler. David aşık olmuştur. Hem de Çinli bir kıza.
Birgün Naomi Hanım’ın emrivakisiyle Lea
Ezra ailesinin evine yerleşir. Ve Lea’nın gelişiyle
David bir karmaşanın içine düşer. Çin kültürü ve Konfüçyüsçü düşüncelerle büyüyen David
kendi atalarının memleketini ve kökenini merak etmeye başlar. Fakat Tevrat ile tanıştığında bazı yerlerini çok acımasız bulur.
Şakayık,David’e yakın olabilmek için türlü oyunlar oynarken David de bu üç güzel genç kadın arasında benliğini ve mutluluğu bulmaya çalışır.
İkinci el kitap bakarken tesadüfen karşıma çıkan bir kitaptı Şakayık. Benim aldığım Güven Yayınevinin 1972 yılında basılan versiyonu ama onu uygulamaya eklemem mümkün değil diye bu kitabın altına yazıyorum. Kitabın 15 sayfası falan eksikti ama neyseki ingilizcesini buldum ve eksik sayfaları öyle tamamladım. Eski kitapları okurken de böyle bir dert oluyor işte.
Şakayık mükemmel olmasa da bence güzel bir kitaptı. Kendini çok akıcı bir şekilde,yormadan okuttu. Pearl S Buck Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk Amerikalı kadın yazarmış. Eski Çin’i nasıl böyle iyi anlatabilmiş diye merak ettim ve baktım ki aslında hayatının çok uzun dönemleri hep Çin’de geçmiş. Kitap 1800’lerde geçiyor sanırım. Kadınların hala ayaklarının bağlandığı bir dönem. Bu arada bana soracak olursanız bir yabancı olarak Çin’i anlatma konusunda Lisa See çok çok daha iyi. Zaten aslında onun bir kitabını ararken denk geldim Şakayık’a.
Ben beğendim. Bulunması zor bir kitap. Yeniden basılmıyor da anladığım kadarıyla.
Burada spoya girip yazıyı sonlandırıyorum***
Şakayık köleydi ama ne kadar cesurdu aslında. David Lea ile evlenirse kendisinin evde kalamayacağını biliyordu. Ama Kuelin ile evlenirse cariye olarak evde kalabileceğini biliyordu. Oyunlar oynadı,yalanlar söyledi. Ama bunu aslında David için de yaptı. David Lea ile evlenseydi atalarının hüznünü yüklenecekti ve mutsuz olacaktı.
David Şakayık’a olan aşkını çok geç fark etti. Ama önceden fark etse de ne değişecekti ki? Şakayık ile asla evlenemezdi. Şakayık hep ikinci kadın olmaya mahkum olacaktı. Zaten Şakayık’ın önünde Wang Ma gibi bir örnek de vardı. Kaderi kendisine çok benziyordu ama Şakayık sonra başka bir yolu seçti. Manastıra kapandı ve rahibe oldu.
Bu son hoşuma gitti aslında. İkinci kadın olmayı reddediyor. Çünkü bunu kabul ederse David’in sevgisini yitireceğinin bilincinde. Kitabın sonunda David ile tekrar karşılaştığında onda o tutkuyu göremiyor zaten.
Kitabın başlarında Şakayık’ın yazdığı bir şiir vardı;
“Şeftali çiçekleri ağaçlarda açarlar,
Hava dona çekilince öleceğini bilmeden”
Bu nedense çok hoşuma gitti ve Şakayık’ın kendi hikayesinin sonuyla bağdaştırdım aslında. David’e olan sevgisinin onu nerelere getireceğini bilmeyen küçük bir çocuktu. Her şeye rağmen bu aşk, peşinden gitmeye değer miydi?
Ha şunu da ekleyeyim. Kitabın sonunda David Çinli olmayı,Çin kültürünü seçiyor. Annesi ve kendi kültürü yabancılardan nefret etmeyi söylese de babasının cenazesinde aslında Çinlilerin kendilerine çok kucak açtıklarını fark ediyor. Bu konuda en sevdiğim karakter Kung Chen’di zaten.
Spoiler içeriyor
Armin çok uzun yıllardan beri sektörde olan başarılı bir aktördür. Tabi şuanda olduğu yere gelmeden önce çok acı çekmiştir,çok kez ihanete uğramıştır. Tek ve hatta ilk destekçisi daha önce hiç yüz yüze görüşmediği TD isimli bir fanıdır. Zaman zaman TD’den…devamıArmin çok uzun yıllardan beri sektörde olan başarılı bir aktördür. Tabi şuanda olduğu yere gelmeden önce çok acı çekmiştir,çok kez ihanete uğramıştır. Tek ve hatta ilk destekçisi daha önce hiç yüz yüze görüşmediği TD isimli bir fanıdır. Zaman zaman TD’den hediyeler ve cesaret veren destek mesajları alır.
Önemli bir ödül aldığı bir gece Armin sevgilisinin kendisini aldattığını öğrenir. Hem de en yakın arkadaşıyla. Yüzleşme anında önce arkadaşı tarafından saldırıya uğrar sonra da yüksek bir yerden düşer. Ölmesi gerekirken gözlerini açtığında kendini 1999 yılında bulur. Her şey resetlenmiştir ve Armin çaylaklık yıllarına geri dönmüştür. Önceki yaşamından tanıdıklara ve kendine ihanet edenlere rastlasa da bu sefer karşısına hiç tanımadığı birisi çıkar. Bu Thada’dır. Thada büyük bir eğlence şirketinin varisi ve CEO’sudur.
Tuhaf bir şekilde Armin’in başı her belaya girdiğinde Thada orada belirir ve kendisini kurtarır. Thada hayatına yeni girmiş olsa da Armin ona karşı açıklayamadığı bir tanıdıklık hissi duyar ve onunlayken kendini güvende hisseder. Kendisine ikinci bir şans verildiğinde hayatına bu sefer farklı bir yön vermeye çalışır.
Yeniden doğuşunun cevabını ararken bütün oklar Thada’yı gösterip durur.
Armin’in hayatı Thada’yı sevmek için mi resetlenmiştir ve kader kendini tekrar edecek midir?
Bayıldım,bayıldım ve bayıldım!
Fragmanı sektöre bomba gibi düşmüştü. Bütün beklentilerim karşılandı. Beğenerek ve heyecan duyarak izledim. Reset’i The Next Prince’den daha çok beğendim. Prodüksiyon daha kötü olmasına rağmen…😳
Hikaye,başroller,müzikler (Özellikle On My Mind ve No One Else şarkısı) çok hoşuma gitti. Tabi birkaç kötü şey de vardı,bundan da bahsedeceğim aşağıda.
Pond (Armin) ne güzel bir iş çıkarmış. Gittikçe daha da iyi bir aktör oluyor. Fourever You’dan sonra çok farklı bir karakteri oynayarak kendini tekrar kanıtladı. Ama bence ışığını zaten 180 Degree Longitude Passes Through Us’ta göstermişti bile. Yalnız Thada’yı oynayan da gönülleri fethetti. Adı Peterpan,ne kadar ilginç değil mi? Bu dizi ilk başrolüymüş. Kendisini de çok beğendim. Takımları içinde ne kadar karizmaydı. Thada’ya aşık oldum zaten...
Fakat ben gönlümde yeri ayrı olan kişiden de bahsetmek istiyorum. Sekreter Weinai! (Bazı yerlerde Wenai veya Veynai diye de geçiyor) Sekretere bayıldım! Aksanlı konuşması,kendinden emin duruşu ve en önemlisi tam bir görev adamı olması 😂 İş bitirici 😂 Weinai’den bir şey isteyin ve arkanıza yaslanın. Yapamayacağı şey yok.
Şimdi beğenmediğim şeylere de değinmek zorundayım. Her zaman objektif olmuşumdur.
1999 yılına dönüyoruz ama tamamen nostaljik bir hava alamadım ben. Daha güçlü bir nostalji olmasını isterdim. Armin’in nokia 3310’u yetersiz yani 😂😂😂 Prodüksiyon pek iyi değil ve bu konuda kendini başka bir yerde de ele veriyor. Ses konusunda. Bağırma sahnelerinde sesler patlıyor 😂 araba içinde çekilen bazı sahneler ve efektli gece manzaraları da biraz başarısızdı doğrusu…
Gelecekteki hallerini hiç yapamamışlar. Gelecekte nereden baksanız Armin 45 yaşında falan olmuş oluyor. Thada ondan büyük sanırım. Onun da 50’ye yakın olması lazım. Başka aktörleri oynatsalar yeriydi. Ha illa onlar oynayacaksa da çok iyi bir makyaj yapılmalıydı. Şakaklara birkaç tel beyaz atmakla olmamış iş 😂
Bu sıraladığım hatalar olmasa Reset müthiş bir iş olurdu. Bu arada kadroda rezil bir oyuncu da var. Resmen kendisini oynamış (Charlie) neyseki skandalları diziye zarar veremedi.
Çok beğendiğimi tekrar söyleyip şimdi spolu alana geçiyoruz ***
Thada nasıl birisin sen… sevdiğin adamı neredeyse 30 yıl nasıl sadece uzaktan izleyebildin? Bu arada ben aslında resetlenme nasıl oldu ona da bir cevap alacağız sanıyordum. Thada’nın aldığı çift saatleriyle bir ilgisi vardı sanki ama bu durum açıklanmadı.
Neyse,Thada’mız resetlenmeden sonra eski hayatına dair bir şeyler hatırlayıp pişmanlıkla Armin’e yaklaşıyor. Bu sefer onun yanında olup korumak için her şeyini,ruhunu dahi ortaya koyuyor. Bu arada üvey kardeşinin (kan bağı yok) ona aşık olmasına şok oldum. Evet,küçük bir sinyal vardı ama böyle bir şey beklemiyordum.
Thada ile ilgili hoşuma gitmeyen tek şey Narin ile bir çıkar ilişkisi yaşamış olması. Bunu nasıl yaptı anlam veremedim. Çünkü hiç onluk bir şey değil. Ama herhalde Armin’i sadece uzaktan izlerken boşluğa da düşüyordu.
Neyse. Reset bitti ✅ ⏳ama bende yeri ayrı olacak gibi…
Spoiler içeriyor
Liseden yeni mezun olan Fifa’nın hayali Japonya’ya gidip Kyoto Sanat Üniversitesi’nde okumaktır. Bu hayalini aile üyeleri ve büyükannesiyle de paylaşır. Fifa’nın büyükannesi çok zengin bir kadındır ve aslında ailenin bütün maddi giderlerini o sağlamaktadır. Chiang Mai’de Pokpa isimli bir doğa…devamıLiseden yeni mezun olan Fifa’nın hayali Japonya’ya gidip Kyoto Sanat Üniversitesi’nde okumaktır. Bu hayalini aile üyeleri ve büyükannesiyle de paylaşır. Fifa’nın büyükannesi çok zengin bir kadındır ve aslında ailenin bütün maddi giderlerini o sağlamaktadır. Chiang Mai’de Pokpa isimli bir doğa parkının yöneticiliğini yapmaktadır.
Fifa’nın büyükannesi başta Fifa’nın kararına karşı çıksa da sonra ona bir şart koşar. Fifa Japonya’ya gitmeden önce 3 ay boyunca Pokpa’da çalışacaktır. Aksi takdirde büyükannesi ona sağladığı her şeyi elinden geri alacaktır.
Fifa büyükannesinin teklifini kabul etmek zorunda kalır. Parkta Hem isimli genç bir adama emanet edilir. Hem’in yolu buralara aslında tesadüfen düşmüştür ama uzun süredir parkta çalışmaktadır. Buraya yüreğinde bir yükle gelmiştir ve orman onun sığınağı olmuştur.
Şehirde büyüyen Fifa,ormanın ruhunun ona rehberlik etmesiyle hayata başka bir pencereden bakmaya başlar. Hem ile yakınlaşmaya başladığında bu genç adamın yaralarını sardığından habersizdir.
Uzun süredir doğa konulu bir BL izlememiştim. En son A Tale Of Thousand Stars izlemiştim herhalde. Fakat bu dizide doğa çok çok daha ön planda. Hatta BL hikayesi pek ön planda değil,sonra devreye giriyor.
Çıktığı dönem keşfetime birkaç kere düşmüştü aslında. Tırnakları ojeli bu çocuk ormanda ne yapıyor diye merak etmiştim ama ne yalan söyleyeyim,ben unutmuşum bu diziyi.
Bölümler kısa. İlk bölümlerde az diyalog var ve genelde konuşan kişi doğanın kendisi. Manzaralara ve parkta özgürce dolaşan fillere vs bayıldım. Birkaç şey hariç ben diziyi beğendiğimi söyleyebilirim. Evet,aslında harika bir iş değil. Ama ben anlamlı buldum. Materyalist bir çocuk ormandan ilham alıyor. Kalbi yaralı bir adam da orman kendini iyileştiriyor diye ona borcunu ödemeye çalışıyor. Ve sonra aşık oluyorlar.
Çoğunluğa hitap edecek bir dizi değil. Ama karmaşık bir şey izlemek istemediğim bir gün 7 bölümü arka arkaya devirdim. Yavaşlığı ve doğallığı,cast seçimi ve oyunculukları hoşuma gitti. Şimdi hoşuma gitmeyen şeylerden de bahsedeyim ama;
Fifa ve Hem arasında muhtemelen 14-15 yaş var. Ben bu kadar yaş farkını sevmiyorum. Ama ikilinin hikayesi tuhaf,seksüel bir hikayeye dönüşmüyor. Aksine çok hassas. Bu konuda endişeniz olmasın.
İlk 5 bölüm bence daha güzeldi. Son iki bölümü daha az beğendim. 7 bölüm olacaksa daha dolu bir hikaye olmalıydı. Ya da 5 bölümün uzunluğuna denk bir sinema filmi olmalıydı bu. O zaman dengesi daha güzel olurdu ve çok çok daha iyi bir iş olurdu.
Sonu da biraz yarım kalmış gibiydi. Gerçi belki de başkalarına göre bu bir son değil,bir başlangıçtır.
Tekrar ediyorum,ben beğendim.
Bence fena değildi. Ama herkese hitap edeceğini sanmıyorum.
Spoiler içeriyor
Yazı çok uzun oldu,baştan uyarıyorum. Khanin,babası Thatdanai ile birlikte Londra’da yaşayan ve eskrim konusunda gelecek vaat eden bir gençtir. Küçüklüğünden beri babasından memleketi Emmaly’nin hikayelerini dinleyerek büyümüştür. Emmaly dört güçlü hanenin yönettiği,Tayland sınırına yakın zengin bir ülkedir. Khanin,eskrim müsabakalarına katıldığı…devamıYazı çok uzun oldu,baştan uyarıyorum.
Khanin,babası Thatdanai ile birlikte Londra’da yaşayan ve eskrim konusunda gelecek vaat eden bir gençtir. Küçüklüğünden beri babasından memleketi Emmaly’nin hikayelerini dinleyerek büyümüştür. Emmaly dört güçlü hanenin yönettiği,Tayland sınırına yakın zengin bir ülkedir.
Khanin,eskrim müsabakalarına katıldığı dönem bir adamın kendisini takip ettiğini fark eder. Emmaly dilini çok akıcı bir şekilde konuşabilen adamı sonra da evinde,babasının yanında bulur. Bu yakışıklı genç adamın adı Charan’dır. Evlerine neden geldiğini bilmese de Charan, babasıyla samimi görünmektedir.
Khanin bir gece Charan ile babasının gizli bir konuşmasına kulak misafiri olur ve kendisinin Emmaly’nin kralının torunu olduğu öğrenir. Babası sandığı Thatdanai’ın ise kralın sadık bir askeri olduğunu. Yıllar önce sarayda yaşanan bir trajediden sonra Thatdanai Khanin’i gözlerden uzak bir yerde,gizlice büyütmeye yemin etmiştir.
Khanin duyduklarıyla neye uğradığını şaşırır.
Charan Londra’ya Khanin’i Emmaly’e götürmek için geldiğini ve büyükbabasının onu beklediğini söyler. Charan kraliyet muhafızlarının soyundan gelse de kralın hanesi olan Assavadevathin hanesine mensuptur. Çünkü kral tarafından evlat edinilmiştir. Muhafızlığın yanında bir üniversitede sanat profesörlüğü de yapmaktadır. Fakat kraldan böyle önemli bir görev aldığında canını ortaya koyar. Khanin’e kralın artık tahtını bırakacağını,sonraki kralın seçilmesi için de dört hanenin varisleri arasında bir müsabaka yapılacağını söyler. Khanin gitmeyi hiç istemese de kendini Charan ile giderken bulur. Çünkü kimliği bilinmeyen kişiler tarafından takip edilmeye ve saldırıya uğramaya başlarlar.
İkili Emmaly’e gittiklerinde Khanin tahtın diğer varisleriyle tanışır. Prenses Ava,yönetimde sadece erkeklerin olduğu bir ülkede cinsiyet eşitliği istemektedir. Prens Ramil ise baskıcı ve istismarcı bir babayla yaşamaktadır. Müsabakalara az kalmışken işler iyice kızışmaya,taht için türlü türlü oyunlar oynanmaya başlar. Dahası Emmaly’in iç sorunları da patlak verir. Khanin’in bu tehlikeli
yerde güvendiği tek kişi Charan’dır ve zamanla ona tutkulu bir şekilde çekilmeye başlar. Charan yerini bilmeye çalışsa da o da hislerine engel olamaz. Tahtta gözü olmayan,sadece kendi peşine düşenlerin kim olduğunu bulmaya kararlı olan Khanin,Emmaly için değişimin sembolü olacağından habersizdir.
Çok beğendim🌸
Sadece final bölümünü pek beğenmedim,bir yarım kalmışlık hissi var. Ama merak etmeyin,akışı bozan hiçbir şey yok. Muhtemelen ya uzun bir özel bölüm gelecek ya da devamı çekilecek.
Geçen seneden beri dizinin çıkmasını bekliyordum. Muhteşem bir prodüksiyon olmuş. Prodüksiyon konusunda bu kalitede bir Tayland BL’ini bırakın,Tayland dizisi de izlemedim. Herhalde buna en yakını KinnPorsche’dir. Kostümler,mekanlar vs çok büyük bir bütçe harcandığı o kadar belli ki.
Promosyon dönemi dahi muhteşemdi. Oyuncuları gerçekten kraliyet ailesiymiş gibi giydirip Bangkok’ta konvoylar falan düzenlediler 😂 Bu arada dizi çok fazla sponsor almış. (Haklı olarak.) Bu konuda hoşuma gitmeyen şey çok fazla ürün yerleştirmeleri oldu.
Zee ve Nunew Cutie Pie’dan beri kendilerini çok güzel geliştirmişler. Bir iki ağlama sahnesi hariç bütün duyguları bana geçti. Çok yaş farkı olan bir çift ama uyumları,kimyaları oldukça iyi. Açık sahnelerde aşırı başarılılardı. (Bu sahneleri fazla bulanlar olabilir.) Ben sadece son bölümdeki nclerini diğerlerine göre daha az beğendim.
Hikaye bir yerden sonra farklı bir noktaya girdi. Siyasal olaylara falan değindiler. Çoğu kişi oralarda sıkılmış ama hikaye aynı devam etseydi tam tersi dizi çok boş olurdu.
Ben bu halini beğendim. Protesto için söyledikleri şarkılar dahi hoşuma gitti. Sadece
dövüş sahnelerini biraz zayıf buldum. Bir de Charan’ın kendi hayatından daha çok şey görmek isterdim. Muhafız Charan da çekici ama Profesör Charan daha çekici bence 😂
Ramil’den bahsetmemek de olmaz! Ramil’i oynayan Jimmy’i Why R U ile tanımıştım. Aklımda hep oradaki şakacı ve komik haliyle kalmış. Bu rolün altından ne kadar güzel kalkmış. Sadece final bölümündeki bir sahnesini beğenmedim. (Tay oyuncuların ağlama sahneleri üzerinde ciddi ciddi çalışması gerekiyor. ) Paytai’a da gelelim…onu oynayanın performansını pek beğenemedim,yalan yok…oyunculuğu en yetersiz kişiydi sanırım. Ama RamilxPaytai hikayesi ilgi çekiciydi. Bu çifti harcamazlar,aklınızda bulunsun. Çünkü aslında beğenildiler.
Bhujar Prensimiz Calvin’i de çok beğendim. Kendisini Bed Friend’de de çok beğenmiştim.
Keşke Calvin ve Jay’i daha çok görseydik.
Bu çiftin yeni dizisini de bekliyorum. Calvin’i tekrar prens olarak göreceğiz.
Uzun süreden sonra bir BL izlerken heyecanlandım. En son 4Minutes veya I Feel You Linger In The Air izlerken böyle heyecanlanmıştım sanırım. Yakın zamanda izlediğim Top Form’u da beğenmiştim ama aynı heyecanı duymamıştım. Bakalım Tayland’dan bu ayarda başka bir şey gelecek mi? Dün Mile ve Apo’nun Shine’ı başladı. Ondan ümitliyim.
Spo bölümüyle yazıyı bitiriyorum***
Prenses Ava’nın ilişkisini de izleyeceğiz sanıyordum.
Charan Khanin’in resmini yapıyordu,ona ne oldu acaba djdjdjjd finalde hep o resmin son halini bekledim 😂
Her neyse,asıl değinmek istediğim şey Khanin’in The Next Prince değil de The Last Prince olacağını sanmamdı. Emmaly’nin yönetimini tamamen değiştirecek zannediyordum ama bunları göremedik.
Bakalım,yeni bir sezon gelecek de bunları orada mı göreceğiz?
Bu da bitti ✅
Spoiler içeriyor
Siamwit Lisesi uzun yıllardır ikiye ayrılmış haldedir. Okul “Thep” ve “Udon” (kısaca yazdım) toplulukları olarak ikiye bölünmüştür ve birbirlerine büyük bir düşmanlık beslemektedirler. Bu bölünmüşlük sadece gruplara ayrılma olayı da değildir. Gerçekten iki grubu ayrı kampüslere koymuşlardır. Çünkü kavgaları baş…devamıSiamwit Lisesi uzun yıllardır ikiye ayrılmış haldedir. Okul “Thep” ve “Udon” (kısaca yazdım) toplulukları olarak ikiye bölünmüştür ve birbirlerine büyük bir düşmanlık beslemektedirler. Bu bölünmüşlük sadece gruplara ayrılma olayı da değildir. Gerçekten iki grubu ayrı kampüslere koymuşlardır. Çünkü kavgaları baş edilemez hale geliyordur. Fakat okulda yeni dönem başladığında okulun bütçe açığı yüzünden iki topluluğu aynı kampüse alırlar. Thep ve Udon’un en problemlemli öğrencilerini bir sınıfa toplarlar. Shin ve Saint de bu sınıftadırlar.
Shin Udon topluluğunun lideridir. Tsunami lakabıyla tanınır. Çok güçlü başka bir çeteyi devirmiş ve herkes tarafından korkulan birisi haline gelmiştir. Saint ise Thep topluluğundandır. 19 yaşındadır ama bir sebepten ötürü iki yıl okula ara vermek zorunda kalmıştır. Okuldan sonraki vaktini yarı zamanlı işlerde geçirir.
İkili eskiden çok yakın arkadaş oldukları halde bir şey yaşanmış ve sonrasında da birbirlerinden kopmuşlardır.
Aynı sınıfa düştüklerinde Saint hem iki topluluğun kavga etmesini engellemeye çalışır hem de Shin ile tekrar eskisi gibi olmak için adım atar. Bu problemli sınıfın,birbirinden farklı değer yargıları olan iki sınıf öğretmeni de kolları sıvar. Okulun mezunlarından olan Bay Sung ve Bayan Jan da zaman zaman çatışarak öğrencileri adam etmeye çalışır. Fakat bunlar hiç kolay değildir. İki topluluğun kavgası 16 yıldır birkaç kuşakla birlikte devam etmiştir ve bütün öğrenciler çok öfkelidir.
Böyle güçlü bir kimya böyle bir diziyle nasıl heba edilmiş…Ben burada BL olmamasından bahsetmiyorum. Dizinin kalitesinden bahsediyorum. Bu arada
dizi bromance olarak sunulsa da Shin ve Saint’in arasındaki şeyin “arkadaşlık” olmadığını anlıyorsunuz. Birbirlerine aşıklar.
Satır aralarını okumanıza falan gerek yok. Her şey açıkça ortada 😂 niye bromance diye sunmuşlar ki? Final “seni seviyorum” cümleleriyle bitiyor.
Saint ve Shin’in hikayesi güzel ama dizinin geri kalanı benim hiç ilgimi çekmedi. Hatta aslında onların hikayesi de School 2013’e benziyor. Yani aslında bu konuda özgünlük yok. Ama bu benim için sorun değil.
İlk 8 bölümü arka arkaya izledim. Belirli bir yere gelene kadar hikayeye dahi geç girildiğini düşündüm,bekledim de bekledim. 9.bölümü bitirince de okuldaki dramaları atlayıp sadece Saint ve Shin sahnelerini izledim. Bu hafta boyunca Reset ve The Next Prince izledim. İki dizi de kendini çok akıcı bir şekilde izletti. Bu iki güzel diziden sonra HSFrenemy’nin okul draması sahneleri benim için işkenceye dönüştü. Bu dizinin bana kattığı şey Sky(Saint) ve Nani(Shin) ile tanışmış olmamdır.
Oyunculukları o kadar doğal ve iyiydi ki. GMMTV’den beni en son etkileyen çift Jimmy ve Sea olmuştu. Ki bu çiftte de Jimmy’nin bazı yerlerde performansı azıcık yetersiz kalıyordu. Ama Sky ve Nani kusursuzlardı. Hatta ben Nani’yi daha çok beğendiğimi itiraf etmeliyim. Kendisinin F4 Thailand’ta oynayan uzun saçlı çocuk olduğunu öğrenince çok şaşırdım. Bu nasıl bir imaj değişikliğidir. Bambaşka birisi gibi olmuş. Dahası çok güzel gözleri ve gizli bir güzelliği olduğunu fark ettim. Nani çok sevimli birini oynayabilir mi merak etmeye başladım.
Yeni dizilerinin tanıtım videolarını falan izlemiştim. O da bromance gibi ama ben bu çifti bir süre sonra GMMTV’nin resmi bir BL çifti yaparlar diyerek yazımı bitiriyorum.
Spoiler içeriyor
Rafın BLcisi geri (mi) döndü 😂🌈 Pride ayı hiçbir şey izleyememiştim. Şimdi birikenleri yavaş yavaş izlemek istiyorum. Hadi,diziyle ilgili kısma geçelim; Shane,Kim,Tar ve Per liseli dört yakın arkadaştır. Lise son sınıf olduklarında her biri bir aşk yolculuğuna çıkar. Aklı sürekli…devamıRafın BLcisi geri (mi) döndü 😂🌈 Pride ayı hiçbir şey izleyememiştim. Şimdi birikenleri yavaş yavaş izlemek istiyorum. Hadi,diziyle ilgili kısma geçelim;
Shane,Kim,Tar ve Per liseli dört yakın arkadaştır. Lise son sınıf olduklarında her biri bir aşk yolculuğuna çıkar.
Aklı sürekli ders çalışmakta olan Shane,yan sınıftan Kit adında tembel ama flörtöz bir çocuğa özel ders vermeye başlar. Şıpsevdi Kim okula yeni gelen edebiyat aşığı Mon’a vurulur ve onun peşine düşer. Shane ve Kim’in sık sık ortadan kaybolmasıyla bir başlarına kalan Tar ve Per ise birbirlerine karşı boş olmadıklarını fark ederler. Hikayemizin dördüncü çifti ise iki öğretmendir. Sakar ve unutkan Matematik öğretmeni Tan ile okula yeni gelen çekici İngilizce öğretmeni Nat’ın arasında bir şeyler filizleniverir.
Karmaşık bir senaryosu olmayan,kaostan uzak,şirin bir BL’di. Fakat şimdi beğenmediğim yerlerinden de bahsetmek istiyorum. Hikayede çok farklı bir şey yok. Ya da çekim tarzında vs özgün bir şey yok.
Bir de bazı karakterlerin hikayesi geri planda -hatta havada- kalıyor. Shane,Kit ve Mon’un aile hayatlarına da değiniliyor ama diğerlerinin hikayelerini pek bilmiyoruz. Ben iki öğretmenimizi daha çok görmek isterdim. Tar-Per ve iki öğretmenimiz yan çift olsa bile dengenin iyi ayarlandığını düşünmüyorum. Hatta şöyle ki,Kim ana karakterlerden biri. Onun hikayesi neden eksik?
Genç kadromuz daha çok çaylak. Zaten çaylaklıklarını belli ediyorlar. Bu hepsinin ilk başrolü. Shane rolünü oynayan Mick,2gether’ın başrollerinden Win’in erkek kardeşiymiş. (Uygulamada da ikinci kapakta o yüzden bir karışıklık oldu sanırım 😂) Mick Win’in çaylaklık dönemine göre bence daha iyi bir performans göstermiş. Bunu da belirteyim 😂 Fakat öğretmenleri oynayanlar oldukça iyi. Tecrübe kendini belli ediyor.
Tabi böyle diyorum diye bir favorim olmadı zannetmeyin. Hepsi çok şekerdi ama ben genç kadrodan Mon’u bir ayrı beğendim. Gamzeleri ve cilvesiyle çok tatlıydı. Pamuk şeker gibiydi.
GMMTV bu prodüksiyona iyi bütçe ayırmış bence. Ben en son GMMTV’den lise BL’i olarak My School President’ı izlemiştim sanırım. Çekim kalitesini bayağı yükseltmişler. Sade,sevimli bir diziydi. Son bölümü de gerçekçiydi. Lise son sınıf olup üniversiteye geçen çiftlerin yaşadıklarıyla yüzleştiler.
Graduation isimli özel bölümünde belki benim aklımda kalan sorulara cevap vermişlerdir ama ben izlemeyi düşünmüyorum. Bu diziyi çok özgün bir şey olmadığı için ve beni çok heyecanlandırmadığı için İzlemeye Değer BL diziler rafına dahi koyasım gelmedi,yalan yok. Eğer o rafta görürseniz fikrimi değiştirmişim demektir 😂😂
Bu da bitti ✅
Spoiler içeriyor
Mikage’nin bu dünyada en sevdiği yer mutfaktır. Temiz olsun,kirli olsun,nerede olursa olsun,mutfak onun için en özel yerdir. Mikage anne ve babasını çok küçük yaşta kaybetmiştir. Büyükbabasını da öyle. Yıllar geçtikçe her aile üyesi teker teker onu terk etmiştir. Büyükannesiyle birlikte…devamıMikage’nin bu dünyada en sevdiği yer mutfaktır. Temiz olsun,kirli olsun,nerede olursa olsun,mutfak onun için en özel yerdir.
Mikage anne ve babasını çok küçük yaşta kaybetmiştir. Büyükbabasını da öyle. Yıllar geçtikçe her aile üyesi teker teker onu terk etmiştir. Büyükannesiyle birlikte mutlu bir şekilde yaşarlarken bir gün o da göçüp gider.
Bu genç kadın ve “mutfak” baş başa kalırlar. Fakat birgün büyükannesi sayesinde tanıdığı Yuichi Tanabe kendisine ulaşır. Bir çiçekçide yarı zamanlı çalışan Yuichi,büyükannesinin övüp övüp bitiremediği yakışıklı bir gençtir. Yuichi, Mikage’nin kendi evlerine taşınmasını teklif eder. Tanabe ailesiyle samimi olmadığı halde Mikage yalnızlık hissi yüzünden kendini Tanabelerin evinde bulur.
Yuichi annesi Eriko ile birlikte yaşamaktadır. Güzeller güzeli,ihtişamlı Eriko bir bar işletmektedir. Fakat Eriko ile ilgili ilginç bir şey vardır. Eriko aslında erkek olarak doğmuştur. Yuichi’nin annesini yani eşini kaybettikten sonra kadın olmuştur. O Yuichi için hem anne hem de babadır.
Mikage,Yuichi ve Eriko bir aile olurlar. Mutfakta özel anılar paylaşırlar. Dış dünyalarında acı olaylar yaşasalar da bir araya geldiklerinde birlikte yaptıkları her şey “lezzetli” olur.
Öykü kitabı olduğunu bilmeden başladığım bir kitaptı. Kitabın ortalarına geldiğimde -yani hala Mutfak’ı okurken- potansiyelinin harcandığını düşünmeden edemedim. “142 sayfa Mutfak’ın hikayesinin anlatılması için çok az” diye düşündüm. Sonra bir baktım ki
Mutfak roman değil de öyküymüş ve bitivermiş.
Tadı resmen damağımda kaldı. Böyle kısa olmamalıydı. Yemek üzerinden anlatılabilecek daha çok şey vardı.
Mutfak’tan sonra da Ay Işığı Gölgesi diye başka bir öykü geliyor. Bu öyküde de yas tutan iki genç anlatılıyor. Ben Mutfak’ı daha çok beğendim ama bu öyküde de ilginç bulduğum bir şey var. Ondan spolu kısımda bahsedeyim.
Çok akıcıydı. Hemencecik bitti. Mutfak bu kadar kısa olmamalıydı…bu kitabı yıllar önce canım arkadaşım @tubisizim’de görmüştüm. Uzun süredir arıyordum. Basımı çoktan durmuş bir kitaptı. İkinci el bulduğumda sevinçten havalara uçtum.
Hadi şimdi azıcık spoya değineyim sonra da yazıyı bitireyim ***
Ay Işığı Gölgesi’nde Hiiragi’nin kız arkadaşının ölümünden sonra onun okul üniformasını,eteğini giymesi bana çok ilginç geldi. Çocuk onu böyle anıyordu. Bu unutulmaz bir ayrıntı bence.
Benzer bir durum olmasa da Mutfak’ın Mikage’si ve Yuichi’nin de ortak rüyalar görmesi ilginçti.
Bu da bitti. Temmuz ayı okuma hedeflerine ulaşıldı ✅
Spoiler içeriyor
Lüks içinde dertsiz tasasız yaşayan varlıklı Sinclair ailesi her yaz Kayın Adası’nda toplanır. Harris ve Tipper,üç kızları Bess,Penny,Carrie ve onların aileleriyle her yaz birbirinden güzel geçer. Hikayemizi torunlardan biri olan Cadence anlatır. Cady,kuzenleri Johnny ve Mirren ile çok yakındır. 8…devamıLüks içinde dertsiz tasasız yaşayan varlıklı Sinclair ailesi her yaz Kayın Adası’nda toplanır.
Harris ve Tipper,üç kızları Bess,Penny,Carrie ve onların aileleriyle her yaz birbirinden güzel geçer. Hikayemizi torunlardan biri olan Cadence anlatır.
Cady,kuzenleri Johnny ve Mirren ile çok yakındır. 8 yaşındayken adada geçirdikleri bir yaz tatilinde aralarına Gat isminde bir çocuk da katılır. Yaptıkları afacanlıklar yüzünden bu dörtlü “Liars(Yalancılar)” olarak anılmaya başlar. Aralarından su sızmayan Liars, her yazı adada geçirir.
Cady için Kayın Adası bir masal diyarı gibidir. Bu masal diyarında mevsim hep yazdır. Fakat 16 yaşına gelip adaya gittiği o yaz her şey tamamen değişir. Cady bir gece boğulmuş ve yarıçıplak halde adada kıyıya vurur. Olaydan sonra hafıza kaybı yaşar.
Bir sonraki yaz tatili geldiğinde Cady hala hiçbir şey hatırlamıyordur. Ne kadar ısrar etse de yaşananları ailesinden bir türlü öğrenemez.
O da çözümü adaya geri dönmekte bulur. Liars üyeleri olanlar hakkında konuşmanın
yasak olduğunu söylese de Cady olanları yavaş yavaş hatırlamaya başlar. Artık peri masalı bitmiştir ve birileri yalan söylüyordur.
Dizi kendini çok akıcı bir şekilde izletti. Son bölümü şaşkınlıkla izledim. Bayağı şaşırttı. Ben etkilendim yani.
Bence güzel bir diziydi. Ben sadece başrol kızın oyunculuğunu beğenmedim. Bu kızı Gossip Girl’de de pek beğenmemiştim. Uyarlandığı kitabını da merak ettim ama şimdi bütün sürprizi öğrendiğim için kitabını okurken aynı etkiyi alamayabilirim diye okumayı düşünmüyorum. Devam kitapları olduğunu gördüm. Family Of Liars annelerinin gençliğini anlatıyor sanırım. We Fell Apart neyi anlatıyor bakmadım.
Dizi devam edecekmiş gibi bitti. Akılda kalan sorular var. Bakalım yeni sezon onayı alacak mı?
Bu arada şunu da eklemek istiyorum ki
ayrıcalıkla ilgili bir sahnesi de beni çok etkiledi. Bundan spolu kısımda bahsedeceğim.
Spolu alan***
Diziyi belirli bir yere kadar izlediğinizde zengin bir ailenin birbirine girdiği sıradan bir hikayeyi izlediğinizi zannediyorsunuz. Mükemmel bir büyükanne var. Kızlar babalarını sürekli memnun etmeye çalışıyor. Aileye gelen damatlar Sinclair ailesinin gücü altında eziliyor vs Ama olay sadece bu değil. Bir gizem var hatta belki de doğaüstü bir şey oluyor.
Liars ailenin kötü düzenine karşı gelmek için evi yakıyor ama Cady hariç diğer üç çocuk ölüyor. Cady vicdan azabından her şeyi unutuyor ama adaya döndüğünde kuzenlerinin ve Gat’in hayaletlerini görüyor. Ya da kafasında kuruyor bunları. Gerçeği ailesi ona söyledikçe tekrar tekrar unutuyor vs
Son bölümde çok üzüldüm. Daha 16 yaşındalardı…Yeni sezonda hayalet mi oldular yoksa kızın psikolojik bir hastalığı mı var umarım öğreniriz. (Son bölümde Carrie’nin de Johnny’nin hayaletini gördüğünü görüyoruz. Ama ona güvenemiyoruz çünkü Carrie madde bağımlısı…)Ama zannedersem Rosemary Teyze nasıl öldü onu öğreneceğiz.
Yazıyı bitirmeden önce ayrıcalık konusunda en etkilendiğim sahneden de bahsedeyim. Johnny ve Will’in cennetle ilgili konuştukları bir sahneydi. Johnny kendince cenneti tanımlıyordu. Kardeşi de “e biz o zaman her gün cenneti yaşıyoruz” diyordu...düşünün yani,o kadar ayrıcalıklı bir hayatları var.
Ben devamını bekliyor olacağım 👍