Yazarı bir siyaset bilimi profesörü olan ve sahafçı abinin önerdiği kitap. Muhtemelen okul zamanında da okuyor olacağım ama şimdiden girişini yapayım dedim ve başlayacağım bugünden... Çok güzel ve kapsamlı bir kitaba benziyor, hadi Bismillah.
Spoiler içeriyor
Neden Nobel ödülü almadığını düşündüğüm kitap. Son derece rasyonalist çıkarımları var. Ve şu nokta eminim ki günümüzdeki bir çok komplocu, İlluminati yanlısı arkadaşları dumura uğratmıştır diye düşünüyorum: (Dünyayı yöneten 5 aile falan hikâye kardeşim tek gerçek var o da vahşi…devamıNeden Nobel ödülü almadığını düşündüğüm kitap. Son derece rasyonalist çıkarımları var. Ve şu nokta eminim ki günümüzdeki bir çok komplocu, İlluminati yanlısı arkadaşları dumura uğratmıştır diye düşünüyorum: (Dünyayı yöneten 5 aile falan hikâye kardeşim tek gerçek var o da vahşi kapitalizm-neoliberalizmle sömürüldüğümüz)
"Fakat Rotschildler için getto defteri kapanmıştı. Mayer Amschel ve oğulları kısa süre içinde Frankfurt, Londra, Paris, Napoli ve Viyana şubeleriyle 19.yüzyıl Avrupa'sının en büyük bankasının sahibi olmuşlardı."
Yani kitapta işin siyasi teorisine girmiyorlar ama çok güzel bir analizle çoğu ülkenin nasıl sömürüldüğünü inanılmaz iyi anlatıyor. Kitapta altını çizdiğim sayısız bir yerden biri daha:
"18.yüzyıla gelindiğinde Britanya'da ekonomik kurumlar zaten yeterli ölçüde kapsayıcı hale geldiğinden elitler iktidara sarılarak fazla bir şey elde edemeyecekleri gibi, daha fazla demokrasi talep edenlere yaygın biçimde baskı uygulayarak çok şey kaybedebilirlerdi."
"Aksine, çoğu Arjantinli ve Venezuelalı tüm diğer siyasetçilerin ve partilerin, uzun süredir yurttaşların taleplerini dile getirmeyi, yol eğitim gibi en temel kamu hizmetleri yerine getirmeyi ve onları yerel elitin sömürüsünden kurtarmayı başaramadıklarının farkındadır.
..
Peron, Chavez ve Latin Amerika'daki başka düzinelerce diktatör yalnızca oligarşinin tunç yasasının başka bir veçhesidir ve adından da anlaşıldığı gibi, bu yasanın kökleri elitin kontrolündeki rejimlere dayanmaktadır."
Her iktisat ve benzeri bölümde okuyan öğrencinin okuması gereken kitap.
(Hele eş-dost kapitalizmi yakıştırması vardı ki sosyalist geçinen dönek ülkelerin nasıl sömürdüğünü anlatıyor. Zaten kitabı okuyunca ne demek istediğimi çok net anlayacaksınız.)
Ek bi not: Bu arada kaynakçasıda oldukça sağlam.
Bu filmde 27 Ekim'de vizyona girecekmiş. Ama bu sefer ki korku ve yine uyarlama olan bir yapım. H. P. Lovecraft'ın 1933'teki The Thing on the Doorstep(Kapının Önündeki Şey) eserine dayanıyor. Umarım virüsün yeni varyantı büyüme göstermezde bu filmide sinemada izleyebilirim…devamıBu filmde 27 Ekim'de vizyona girecekmiş. Ama bu sefer ki korku ve yine uyarlama olan bir yapım. H. P. Lovecraft'ın 1933'teki The Thing on the Doorstep(Kapının Önündeki Şey) eserine dayanıyor. Umarım virüsün yeni varyantı büyüme göstermezde bu filmide sinemada izleyebilirim bir korku sineması hayranı olarak. Maalesef bulunduğum yerdeki sinemada olmadığından dolayı izleyemeyeceğim. Pc'den izleyeceğim artık...
Usta bu nasıl bir sondu? H. P. Lovecraft gerçekten biliyor bu korku işini. Çok baş döndürücü bir filmdi.. Fantastikliği bi tık abartmış olabilirler.
Spoiler içeriyor
Özgürlüklerden, tatillerden, duygulardan, aşklardan, dostluklardan, insanlık faziletinden, inancından, insani fedakarlıklardan ve benzeri değerlerden vazgeçti, onları bir kenara attı ve para kazanmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Öyle ki, kendisine, duygularına ve insanlığa sonsuz ihanetlerde bulundular. Böyle bir şahıs, paraya karşı bir…devamıÖzgürlüklerden, tatillerden, duygulardan, aşklardan, dostluklardan, insanlık faziletinden, inancından, insani fedakarlıklardan ve benzeri değerlerden vazgeçti, onları bir kenara attı ve para kazanmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Öyle ki, kendisine, duygularına ve insanlığa sonsuz ihanetlerde bulundular. Böyle bir şahıs, paraya karşı bir düşmanlık ve aşağılık kompleksine bilinçsiz bir şekilde kapılırlar; bu duygular şuur altına yerleşir. Zihnin altına yerleşen bu duygular onu, böyle bir olguyu yok etmeye sürükler. Bu işinden de zevk alır. Para elde etmek gayesiyle, bütün manevi kabiliyet, imkan, sermaye ve insani değerlerin yok olmasından kaçınmaz. Kendisine, yani en az 30 yıldan beridi, içinde tutuklu bulunduğu kendi insani değerlerine karşı isyan eder. Bu psikolojik bir gelişmedir. Nitekim, faşizm ilmi ve felsefi olmaktan çok, duyguya dayanır. Teknokrat ve bürokrat sınıfın, duygu birikiminin neticesidir, faşizm. Elbette bu sınıf, diğer iki sınıftan (işçi ve kapitalist sınıftan), ilmi ve medenilik açısından daha ileridirler. Bu sınıfın aklı var ama, başkalarına kiraya vermiştir. Hatta proleter kesim kadar bile şahsiyet ve özgür bir kişilik sahibi değildir. Onun düşüncesi kendi iradesinin emrinde değil, kendi ruhunu başkalarının emrine vermiştir. Proleterya ise sadece bilek gücünü kiraya vermiş, düşünme gücünü değil. Bu kesim de düşünce gücüne sahiptir, bağımsız bir bedene değil. Esasen, ruhu proleterdir. İşçinin bedeni başkasının emrindedir ama, ruhu ve düşüncesi kendisine aittir; istediği gibi düşünüp, konuşabilir.
Bu ve bunun gibi birçok söylevin yer aldığı bu muhteşem eser İran coğrafyasında İktisat Sosyolojisi olarak çevirilmiş. Sosyoekonomiye ve kapitalizme ilgi duyan herkesin bir bakmasını, okumasını tavsiye ederim. Yaşasın proleterya! Önceden Marx'a ilgi duymazdım hatta görüşlerini bile tasvip etmezdim. Hep mesafeli yaklaşırdım ama artık ne kadar isabetli tespitler yaptığını görüyorum, özellikle günümüze baktıkça. Henüz Kapital adlı eserini okumadım ama zaten ilerde ünide halk otobüsünde giderken okuyacağım Komünist Manifesto adlı eseri var pdf olarak indirdiğim(pdf değil satın aldığım kitabı okudum). Şeriatinin okuduğum ikinci eseriydi. Tam bir sosyolog ve düşünür. Ama bu kitabın yeri bende ayrı olarak kalacaktır. Klasik bir kapitalizm yorumu değil aksine cüretkâr ve aydın yorumu.(basımı tükenmiş bir eserdir muhtemelen ya sahafçılardan ya da nadir kitap gibi internet sitelerinden satın alabilirsiniz)
Vizyona giriş tarihi 9 Ekim'di ama 20 Ekim'e almışlar. Filmi olan kitapları okumayı sevdiğim gibi; kitabı olan filmleri de izlemeyi severim. Vizyona girdiği tarihte tek başıma veya arkadaşımla izlemeyi planladığım, düşündüğüm film. Bulunduğumuz konumda verilmiyor ama evde PC'den izleyeceğiz maalesef…devamıVizyona giriş tarihi 9 Ekim'di ama 20 Ekim'e almışlar. Filmi olan kitapları okumayı sevdiğim gibi; kitabı olan filmleri de izlemeyi severim. Vizyona girdiği tarihte tek başıma veya arkadaşımla izlemeyi planladığım, düşündüğüm film. Bulunduğumuz konumda verilmiyor ama evde PC'den izleyeceğiz maalesef artık.
Ali Şeriati'den zamanının üstünde bir kitap, manifesto. Çok kitabı var. Girişini bu kitapla yapayım dedim. Kendisi her ne kadar dillendirmesede bir ulemâdır, aydındır. Şirk dininin hedefi her zaman şu olmuştur: Metafizik inançlar aracılığı ile, Tanrı veya tanrılara inanç aracılığı ile,…devamıAli Şeriati'den zamanının üstünde bir kitap, manifesto. Çok kitabı var. Girişini bu kitapla yapayım dedim. Kendisi her ne kadar dillendirmesede bir ulemâdır, aydındır.
Şirk dininin hedefi her zaman şu olmuştur: Metafizik inançlar aracılığı ile, Tanrı veya tanrılara inanç aracılığı ile, ahiret hayatına inanç ve saptırılmış inanç aracılığı ile, mukaddesata inanç ve saptırılmış inanç aracılığı ile, gaybi güçlere inancın saptırılması ve bütün dini inançların saptırılması sayesinde, statükoyu meşru göstermek ve ona gerekçe hazırlamak. Böylece şirk dini, din adına şunu yapmak ister: Halk, olup bitenin, toplumsal durumun zorunlu olduğuna, bunun İlahi irade gereği olduğuna inanmalıdır. Bu yazgıdır, takdirdir!
Yine söylediğimiz gibi, şirk yalnız felsefi anlamında da değildir. Şirk, statüko dinidir. Tarih'te statüko dini ne idi? Toplumsal şirk. Toplumsal şirk ne demek oluyor? Yani ırk ayrımcılığı, zümre, soy ve sınıf ayrımcılığı. Her ailenin, her ırkın, her milletin bir putu vardı, kendisine özgü bir tanrısı vardı. Bu çeşitli tanrılara tapma, şu anlama geliyordu: Toplumların, sınıfların , zümrelerin ayrı ayrı hakları, hukuku olduğuna ve toplumda bu ayrımların doğal olduğuna inanılıyordu. Oysa Tevhid dini; Hak Peygamberler, Allah'ın ve halkın dininin peygamberleri vasıtası ile tebliğ ediliyordu ve şu inanç açıklanıyordu: Allah'dan başka hiçbir ma'bud, yaratıcı, Rabb yoktur. Rabb olan sadece yaratıcıdır, Hüdavendgar(hünkar, efendi, ulu) sadece O'dur.
Şirk dinleri de Allah'ın yaratıcı olduğuna inanırlar. Ancak, İşYaratıcı Oluş'tan Rabb oluşa gelince putlar çoğalır. Hatta Nemrud, Firavun ve benzerleri gibi kişiler Yaratıcı okduklarını değil, Rabb olduklarını, halkın Efendisi olduklarını iddia ediyorlardı. "Hüdavendgâr" olduklarını, yani Sahip olduklarını, Malik olduklarını ileri sürmeleri, Yaratıcılık iddiası değildir. Fir'avun, "ene Rabbukum-el-a'la!" "ben sizin en yüce Rabbinizim!" diyordu, "ben sizin Yaratıcınızım" diyemiyordu. Hilkat konusunda bütün şirk dinleri bir Yaratıcı elin varlığını, bir ulu Rabbin varlığını kabul ederler. Hatta Yunan Mitolojisi'nde ve bütün şirk dinlerinde, Yaratıcı, en büyük Tanrı'nın sıfatıdır. Fakat iş "halkın efendisi" olmaya gelince, Yaratıcı Allah'ın yanında ilahlar düzülüp koşulmaktadır. Niçin? Çeşitli yöntemlerle halka musallat olabilmek, insanlık toplumunu parçalayabilmek, insanlığı ırklara ayırabilmek, insanlığın birliğini bozabilmek, bir milletin birliğini de ortadan kaldırıp toplumu birbirine karşıt zümre ve sınıflara, hakim ve mahkûm, varlıklı ve mahrûm gibi zümrelere bölebilmek için.
İslâm öyle bir dindir ki, orda insanın ödev ve sorumluluğu, aydının ve özgürlük isteyen insanın ödev ve sorumluluğu bu dinin peygamberlerinin görevi ile uyumludur, aynı yöndedir.
Barbie'nin nasıl yaratıldığının gerçek hayattaki hikâyesi. Ruth adlı bayanın acısından dolayı yarattığı gerçek hayattan çıkan Barbie ismi ve yaratımı, birçok bebeğin oyuncağı olmuş durumda nerden nereye... Sonu duygulandırdı gerçekten. Haricinde feminen düzende yaratılmış toplumda kadın ve erkeğin rolü nazariyeli, teorik…devamıBarbie'nin nasıl yaratıldığının gerçek hayattaki hikâyesi. Ruth adlı bayanın acısından dolayı yarattığı gerçek hayattan çıkan Barbie ismi ve yaratımı, birçok bebeğin oyuncağı olmuş durumda nerden nereye... Sonu duygulandırdı gerçekten. Haricinde feminen düzende yaratılmış toplumda kadın ve erkeğin rolü nazariyeli, teorik olarak pratiğe dökülmüş ama ataerkil bir gerçek dünyada, toplumda bunun pek mümkün olmayacağı hatta ütopik kaçtığı da bir gerçek.( Feminizm her ne kadar revçta da olsa) Keşke bütün kadınlar feminen, bütün erkekler de maskülen kalabilse. Zaten düşününce olması gereken bu. Ama pratikte öyle olmuyor. Elbette buradan cinsel yönelimi farklı olanlara, mesela transeksüel veya eşcinsellere söz söylediğim sanılmasın, aksine herkes özgürdür, hürdür bence ve herkes istediği gibi yaşama hakkına sahiptir, yaşamalıdır. Yani benim olmasını istediğim, hayal ettiğim dünyada kadınların büyük çoğunluğu feminen, erkeklerin büyük çoğunluğu da maskülen olmalı. (küçük kalan azınlığa zaten sözüm yok) Ama gerçek hayatta da böyle olmadığı bir gerçek. Görüyorsunuz Twitter'da şurda burda heteroseksüel olan çoğunluğun her iki cinsinde de aksi enerjiler revaçta, çoğunlukta. Gerçek hayat maalesef hayal ettiğimiz gibi değil. Ve şunu da aktarmalıyım. Filmdeki Ruth Handler kızının ve oğlunun isimlerini koymuş oyuncaklara sadece. Yani sanıldığının aksine vücut ölçülerini gerçek hayattan esinlenmemiş. O kapitalizm için bir tür araç olmuş. Ayrıca Rus kadınlarından da esinlendiği rivayetler arasında. Her neyse illuminatiye bağlamaya gerek yok. Yeni Dünya düzeni diyw bi şey yok, çağların yeni düzeni var. İlluminati yok yani örgüt isim olarak vardıysa da küresel boyutta işlemedi ve işlemiyor.(feminist olup erkekler ölsün diyen feminazilere hiç girmiyorum)
8/10
Not: filmde pek bi aksiyon yok ama vermek istediği mesaj güzel anlayabilene
(film hakkında YouTube'da Uzay Zuhal kanalındaki incelemeye bakmak için bkz: Barbie, Hakikat ve Feminizm inceleme)
Spoiler içeriyor
Giriş konuşmam: Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim! Bir ekonomi(maliye bölümü) öğrencisi olarakta ülkemizde tam bağımsız bir ekonomi içerisinde yaşamayı arzuluyorum. Ve başarılı olsakta olmasakta tam bağımsız ekonomiyi yaşadığım müddetçe sonuna kadar destekleyeceğim ve destekleyeceğime…devamıGiriş konuşmam: Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim! Bir ekonomi(maliye bölümü) öğrencisi olarakta ülkemizde tam bağımsız bir ekonomi içerisinde yaşamayı arzuluyorum. Ve başarılı olsakta olmasakta tam bağımsız ekonomiyi yaşadığım müddetçe sonuna kadar destekleyeceğim ve destekleyeceğime de and içerim!
Bana göre dünyanın en iyi siyaset kitabı. Siyaseti derinden araştırmış bir siyasi araştırma olduğundan ötürüde Türkiye'de yazılmış ve Türkiye'deki entrikaları, siyaseti anlatan en sağlam kitap, manifesto. Kesinlikle tavsiye ederim. Yazarın kalemine hayran kalacaksınız.( Buraya yazamayacağım Juan juanlarla(bkz: Gün Olur Asra Bedel) alakalı bir kısım vardı ki orada içim gitti, kıyıldı. Buraya atamamamın sebebi hem uzun olması hem de tiksindirici olması. Kitabı okursanız o kısımda ne demek istediğimi zaten anlayacaksınız)
Ya da şunları mı yazmamı beklersiniz...
- Dünyamıza gelen uzaylıları yazdığı Tanrıların Arabaları gibi kitaplarıyla dünyanın en çok satan kitaplar listesine giren ve - çocukluğumda ben dahil- milyonlarca kişiyi kandıran Erich von Daniken aslında yazdıklarını Planete adlı bilimkurgu dergisinde kaleme alınan kurgulardan kopyalamıştı! Zaten daha önce zimmetine para geçirmekten birkaç kez ceza almıştı...
Galat-ı Meşhur; kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış bir biçimde kullanılması, doğrusunun yerini alma halidir. Kimi örnekler vereyim: Arapçada "mektep", büro-yazıhane anlamlarına gelirken, dilimizde sadece "okul" manasında kullanılıyor. İspanyolcadaki "baraka" balıkçı kulübesi anlamında kullanılırken, bizde "eğreti yapı" anlamında kullanılıyor. Farsçada "rüzgâr", zaman, vakit anlamındayken bizde "yel" anlamında kullanılıyor. Ve... Türkçeye Arapçadan geçen ve aslında çoğul isim olan; evrak(tekil: varak), evlat(tekil: velet), eşkıya (tekil: şaki) gibi sözcüklere yine çoğul eki getirmek de kabul gören yanlışlardan. Yani, "tüccar" zaten çoğul anlamındayken biz "tüccarlar" diyoruz! Deyimler de var: "Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" atasözünde geçen "ana" kelimesinin aslı "ane" ve o dönem Bağdat yakınlarındaki ünlü uçurumun adıdır. "Göz var, nizam var" deyiminin doğrusunun "Göz var, izan var" şeklinde olması gerekir. "İzan", anlama yeteneği anlamında kullanılıyor. Keza...
Hayal kırıklığına uğramak anlamında kullanılan "sükût-i hayale uğramak" deyiminde "sükût" sözcüğü yerine doğru sözcük; kırılmak, parçalanmak manasındaki "sukut"tur. Vs.
Birincilik... 22 şirketle finans şirketlerinindir!
Yani... En büyük 100 şirketin neredeyse dörtte biri üretim yapmadan, paradan para kazanan şirketlerdir. Bunlar dünyada günde 2 trilyon dolar işlem gerçekleştirmektedir.(bkz: kravatlı hırsızlar)
Önceki sayfalarda okudunuz; 1838'de İngiltere ile imzalanan "Serbest Ticaret Antlaşması", Osmanlı ekonomisine tarihi boyunca indirilen en öldürücü darbe oldu. Gümrüksüz giren İngiliz makine endüstrisi malları, Osmanlı'nın korumasız el tezgâhlarını kısa zamanda yok etti. Ülkedeki geleneksel üretici kesim, Avrupa ürünleriyle rekabet edemedi ve ekonomik hayattan silinip gitti.
Hıfzı V. Velidedeoğlu anılarında bunu şöyle özetledi:
"1913'te henüz bir ilkokul çocuğuyken, Orta Anadolu'nun tren uğrağı olmayan kasabasında, her gün babamın yanında, başımızda kırmızı bir fes, elimizdeki zembilin içinde çarşıdan taşıdığım yiyeceklerin arasında Rus şekeri; Amerikan unu bulunduğunu ve babamın ayağına ayakkabı; sırtına çamaşır ve giyecek yapmak için Fransız köselesi ve Fransız patiskası, Amerikan bezi; Alman kumaşı ve başını kapamak için Avusturya fesi aradığını çok iyi hatırlıyorum. Babam bunları arıyordu, çünkü bunların Türk malı olanları yoktu. Hepsi dışarıdan geliyordu..."
Tarih: 17 Şubat-4 Mart 1923.
İzmir İktisat Kongresi'nin açılış konuşmasını İstiklal Savaşı'nı başarmış Mustafa Kemal yaptı:
"Tarihin ve tecrübenin süzgecinden arta kalmış bir gerçek vardır. Türk tarihi incelenirse, gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadi sorunlara bağlı olduğu görülür. Tam bağımsızlık için şu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olmaz."
Kimi Kandırıyorsunuz?
Ağaların, şeyhlerin, şıhların gölgesine giren HDP'ye sol diyorlar!
-Bölgedeki feodal yapıya dair tek söz etmeyerek;
-Marabaları değil, ağaları meclise taşıyarak;
-Yeni Düyun-ı Umumiye'ye karşı durmayıp emperyalist mandayı kabul ederek;
-Ağaları Meclis'e taşıyarak, parti yöneticisi yaparak sol parti olunabilir mi?..
Sormayalım mı?
..
Adına ister sol deyin... İster sosyal demokrat deyin...
Kimlik siyaseti yapanların kuyruğuna takılanlar tarihi gerçekleri görmek istemiyor.
Abd'nin bu coğrafyaya barış getireceğine inanıyorlar! Ah!.. Ah!.. İnsanların en çok inandıkları, en az anladıklarıdır.
..
Yani... Bugün de... "Bir lokma bir hırka" diye iktidara gelip lüksün kölesi olanların anlayamadığı şu: Kefenin cebi yok!
..
Şurası bir gerçek:
Kadınlar Bedevi kültürünün /cahiliye dönemi uygulamalarına maruz kaldı ve ikinci sınıf insan yapıldı!
..
Hurafeyle mücadele şarttır. Çünkü, hurafe dinden derindir.
Cahiliye döneminin Bedevi geleneklerini İslam sanıyorlar. Bir şehir medeniyeti olan İslam'ı, "Köylülük Müslümanlığı" na indirgiyorlar. Böylece Ortaçağ'ı yıkmış İslam'ı, Ortaçağ karanlığına çekiyorlar.
..
Osmanlı'daki, akılcı "İbn Rüşdcü" Hocazade ile aklı reddeden "Gazalici" Molla Zeyrek arasında yapılan tartışmayı; felsefenin tıtarsızlığını iddia eden "Gazalici" Molla Zeyrek'in kazanması, Müslümanlığın yozlaşmasının miladı oldu.
..
"sihirli eller" 12 Eylül Askeri Darbesi'yle devreye girdi
İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) toplantılarında Türkiye, dışişleri bakanları tarafından temsil edilirken; 1981'de Mekke toplantısına Cumhurbaşkanı Kenan Evren gitti!
Bunun anlamı şuydu; Türkiye, ilk kez eşit düzeyde katılım sağlamıştı! Şaşırtıcı mı? Darbenin toplumu ve devleti nasıl dincileştirdiğini sanırım daha iyi anlıyorsunuz.
..
Ekmel Bey ise Türkeş'in Arapça tercümanı ve fahri danışmanıydı. İlişkinin "çimentosu" İKÖ idi; yani Suudi Arabistan, yani ABD, yani CIA'cı İslam!..
..
Sandığa endeksli siyasi perspektifi, Türkiye' ye hiçbir şey kazandırmıyor.
..
Bana kızanlara dedim ki; insanın aklını hayvanın içgüdüsünden ayıran uzun vadeli düşünme yeteneğidir. Kavramlarla düşünmeyen azgelişmiş bir toplum; sorunu yalnız kişiler üzerinden tartışır; bu nedenle hep suçlu arar. Sanıyorsun ki, suçlu Erdoğan'dıe ve o giderse sorun da gisecektir! Sahnedeki kuklalara kilitlenmiş durumdasın; kukla oynatıcının ellerini görmüyorsun.
..
"Yeni Osmanlı" hayali kurup sonunda Osmanlı'yı arkadan hançerleyen emperyalist kuklası Selefi-Vehhabi Suudi Arabistan'ın kuyruğuna takıldılar!
..
ABD, çıkarlarına büyük zararlar verecek bu gelişmeler karşısında, Suudi liderliğinde ittifak kurduruyor. Demek... Selefi-Vehhabi Suudi krallığını korumak için Mehmetçik'i feda edeceğiz!
..
Dünyada içsavaşın sürdüğü 74 ülke var. Dünya gündeminde neden tek örgüt sadece IŞİD?
Kuşkusuz bu dinci örgüt, bulunduğu coğrafyadaki yeraltı zenginlikleri nedeniyle gündemde.
..
Birilerinin canı can dabizimki patlıcan mı?
Acı üzerinde bile ayrım yapan bu Avrupa kibri insanın canını yakıyor.
..
"Neden" küresel zenginliğin küresel terörü ortaya çıkardığı gerçeği üzerinde hiç durulmuyor.
..
Erdoğan Türkiye için şanssızlık değil, ülkeyi uçuruma sürükleyen büyük tehlikedir.
..
Dinler karşısında tarafsız kalması gereken laik Türkiye, AKP eliyle "mezhep savaşı" yalanıyla bu kanlı coğrafyaya sürükleniyor.
..
Yani "Kapo"yu dönek diye geçiştiremeyiz; zalim bir şeytanla işbirliği yapan; tüm değerleri satan" ruhu tutuklu" kişi. .. Gazeteci/köşe yazarı görünümünde psikolojik harp ajanı.
.. Peki bunların "rol modelini" bilir misiniz: Necip Fazıl Kısakürek.
Psikolojik gerilim filmidir. Film handheld camera tarzıyla çekilmiş. Ekstra gerdi onu bi söyleyim. Ben film hakkındaki yeri özümseyerek okumadığımdan dumura uğramış gibi oldum yarısından sonra. Yapanların ellerinden öperim gece 3 'te ışığım açık izledim. Ha kan olcak ha bir şey…devamıPsikolojik gerilim filmidir. Film handheld camera tarzıyla çekilmiş. Ekstra gerdi onu bi söyleyim. Ben film hakkındaki yeri özümseyerek okumadığımdan dumura uğramış gibi oldum yarısından sonra. Yapanların ellerinden öperim gece 3 'te ışığım açık izledim. Ha kan olcak ha bir şey olcak...
Benim filmden çıkardığım anafikirse; güvenmeyin kardeşim hiç kimseye güvenmeyin.
Filme Türkçe isimlendirme koyanları takdir etmek gerek. (!) Filmin zaten en büyük spoilerini bu isimlendirmeyle vermiş oluyorsunuz. Giallo Sarı demekmiş bu arada...