"Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktı." "Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek…devamı"Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktı."
"Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın gerekse öte dünyanın bilgisi."
"Düşünüyorum, öyleyse varım" sözünü konu alan bir kitap diyebilirim. Felsefe mezunu olan yazar için bu söz önemli bir yer etmiş olsa gerek. Kitap bitince ben ne okudum dedim. Kitapta her şey gerçek miydi yoksa Uzun İhsan’ın düşünce dünyasından mı ibaretti karıştırdım. Bünyamin karakterinin yanında başka karakterlerin hikâyelerini de görüyoruz. Bu karakterlerle kitap ilerledikçe Bünyamin ile olan bağlantılarını görüyoruz. Geniş bir karakter listesi var.
Kitaplarım bittiği ve Covid salgınından dolayı dışarı çıkamadığım için askeriyenin kütüphanesinden aldım. Yazarın daha önce Suskunlar kitabını okuduğum için kütüphanede gözüme çarptı. Son dönemlerde ki yoğun mesaiden dolayı 20 günde aralıklı bir şekilde okuduğum için çok verim alamadığım kitaplar arasına koyuyorum.
"Ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altındadır. Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni." "İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız." Montaigne'nin Denemeler kitabını birkaç yıl önce…devamı"Ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altındadır. Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni."
"İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız."
Montaigne'nin Denemeler kitabını birkaç yıl önce İzmir'de bir sahaftan almıştım. Kitaplığımda unutup gitmişken gözüme çarpmasıyla okumaya başladım. Bu kadar güzel, akıcı bir kitap olduğunu bilseydim ilk aldığımda okurdum. En çok altını çizip, buraya alıntı eklediğim kitaplardan oldu.
"Bakmasını bilen bu anılarımda her şeyi söylediğimi, gösterdiğimi görür' diyor “Değişen dil ve insan” isimli yazısında. Evet, kitap gerçekten söylediklerini doğruluyor. Kitapta aradığınız, aklınıza gelen, gelmeyen ne kadar çok konu varsa hepsini görebilirsiniz. Felsefe, tarih, aşk, sevgi, kin, savaş, din, doğa, inanç, dost, yalnızlık, tabiat, insan, ruh, mutluluk, vicdan, akıl, özgürlük, eşitlik, evren… Bu liste böyle uzayıp gider. Bu kitap aslında Montaigne’yi anlatıyor da diyebiliriz. Ayrıca kitapta yazarların sözlerini xx'in dediği gibi diye başlayarak çokça kullanır. Her konuyu bir ya da birkaç düşünürün sözüyle örneklendirmiş.
Kitabımız dört tane önsöz ile başlıyor. Her önsözde Montaigne'nin ne anlatmak istediğini biraz daha anlıyoruz. Kronolojik sırayla hayatını da okuduktan sonra "Okuyucuya" diye bizlere seslendiği kısa önsözü okuduktan sonra Pascal, Voltaire ve daha adını duymadığım diğer yazarların onun hakkındaki düşüncelerini öğreniyoruz. "Kendisi" başlıklı deneme ile birlikte fiziksel olarak görünüşünü zihnimizde canlandırarak onun dünyasına girmiş oluyoruz.
Kitapta birçok isim geçiyor. Hepsini olmasa da bazılarını araştırdım. Onlarda bana başka bilgiler kattı. Mesela Epaminondos adını araştırırken "Çarpık Düzen" adı verilen savaş stilini geliştirdiğini öğrendim. Sonra Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nda, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz savaşlarındaki taktiğin çarpık düzenin gelişmiş örnekleri olduğu bilgisine eriştim. Bu son kısım ne kadar doğru emin değilim. Başka kaynaklara da bakmak gerekir.
Kitapta geçen her bölüm hakkında bir şeyler yazmak isterdim. Birkaç bölüm hakkında yazıp sona erdireceğim. “Nasıl Yazmalı” yazısında kendisinin nasıl yazmak istediğine, diğer yazarları ve düşüncelerini kapının dışında bırakmak istese de bunun mümkün olmadığına değiniyor. Herkesin kitabında onu görmesini istiyor. Bence bunu başarmış da...
“Hayat ve Felsefe” yazısında Felsefenin ne olduğuna, neden korkulduğundan falan bahsediyor. Ben de lise yıllarında nefret ederdim. O zaman çevremden dolayı dinle ilgilenmem ve Felsefe hocamın iyi olmamasından kaynaklıydı. Çok sağ olsun bu siteyi ilk kullandığım yıllarda ilk tanıştığım insanlardan bir arkadaş Sofie'nin Dünyasını önermişti. Onun konuşmak ve kitabı okumak felsefeye olan bakış açımı değiştirmişti.
“Kanunlar Üstüne” yazısında mükemmel bir noktaya değinmiş. Hayran kaldım.
“Bilgi ve Düşünce” yazısında öğrenmekten, ezberin emanetten başka bir şey olmadığına değinmiş. Bir önceki okuduğum kitapta ise İlber Ortaylı ezberi savunuyordu. Acaba hangisi haklı?
“Yaşamak ve Çalışmak” yazısında bugün hiçbir şey yapmadım diyenlere “yaşadınız ya” diyerek tepki göstermiş. Yaşamanın ne olduğundan bahsetmiş. “Ruh ve Beden” yazısında ruhtan istenenin kenara çekilmek olmadığını savunmuş. “İnsan ve Ötesi” yazısında kendini beğenmenin hastalık olmasına değinmiş. “Aşk Üstüne” yazısında aşktan, onun cinsel bir duygudan başka bir şey olmadığını düşünmesini konu alıyor. İnsan yaratmanın utanılması, ölümünün ise ayıplanacak bir şey olmamasının üzerinde durmuş.
“Dostluk” yazısında kaybettiği dostu Boetie üzerinden dostluk hakkındaki düşüncelerini görüyoruz. “Dırdırcılar” yazısında mızmızlanan insanlardan bahsetmiş. “Yalnızlık” yazısında yalnızlığı başıboş, daha rahat yaşamak olarak düşündüğünü gördüm. Kitapta üzerinde uzun durduğu konulardan birisi yalnızlıktır. Bu bölümde de birçok düşünürün sözlerini görüyoruz. "Tanrılar Üstüne" yazısında yunan tanrılarının insanlarda var olan özelliklere benzetilmesinden, Mısırlılardan ve Müslümanlıktan bahsetmiş. Cennet dediğimiz yer hakkındaki düşüncelerini bu yazıda anlayabiliriz. Amerika keşfi ile ilgili yazmış. “Üç Büyük Adam” bölümünde kendisini en çok etkileyen üç kişiyi ve neden onlar olduğunu anlatmış.
Montaigne’nin yazılarından Türkler’ de nasibini almış. Kanuni adını birçok defa gördüm. Timur’dan, onun Beyazıt’a hediyesinden ve bazı olaylardan bahsetmiş
Fatih Sultan Mehmet’in kardeşini öldürmesi hakkında bile yazı yazmış. Dünyayı ve yaşananları yakından takip eden biri olduğu söylenebilir.
"Üzüntü ve acılarla altüst olmuş yürekleriniz!" Kitabımız ana karakterimiz olan Yunan kahramanı Odysseus’un on iki gemi ile Troya’dan İthake'ye dönmek üzere yola çıkmasıyla başlar. Bu yolculukta beklenmeyen olaylar ile karşılaşan karakterimizin, nice zorlukları aşarak on yıl sonra memleketine dönmesini ve…devamı"Üzüntü ve acılarla altüst olmuş yürekleriniz!"
Kitabımız ana karakterimiz olan Yunan kahramanı Odysseus’un on iki gemi ile Troya’dan İthake'ye dönmek üzere yola çıkmasıyla başlar. Bu yolculukta beklenmeyen olaylar ile karşılaşan karakterimizin, nice zorlukları aşarak on yıl sonra memleketine dönmesini ve kurtarması sürecini anlatır. Karakterimiz çok zeki ve akıllı olduğunu düşmanlarını yenme yönteminden anlıyoruz. Adamları ile de insanoğlunun zayıflıklarını görüyoruz. Başına gelen belaların sebebi olarak Poseidon’un kinini kazanması gösteriliyor.
Homeros’un İlyada ve Odysseia eserlerini okumayı düşünürken kitaplığımda Can yayınlarının çocuk dizisinde olan bu kısaltılmış eser ile karşılaştım. Bu kitapları okumadan bunu okuyarak Homeros ile tanışmış oldum. Akıcı bir üslup vardı. Lakin dönem isimleri zor kelimelerden oluştuğu için biraz duraklayarak okudum. Mitolojik karakterlerin çok olması sebebiyle biraz araştırma yaptığım için 3-4 gün gibi bir sürede bitti. Yoksa bir günde bitecek bir kitap. Ayrıca resimli bir kitap olduğu ve yazı fontu büyük olduğu için kitap olduğundan daha kısa.
Kitapta geçen bazı isim ve kavramların internetten öğrendiğim bilgileri;
-Odysseus; Ana karakterimiz
-Penelope; Karısı
-Telemakhos; Oğlu
-Laertes; Babası
-Eurylokhos; Odysseus'un gemisinin ikinci komuta olarak görünür.
-Hermes: Zeus ve Maia'nın oğludur. Zeus'un habercisidir. Tanrıların en kurnazı sayılır, tanrıların en hızlısıdır. Odysseus'a Moly isimli bir bitkiyi vererek Kirke'nin tuzağından kurtaran da odur.
-Persephone: Zeus ile Demeter'in kızıdır.
-Teiresias: durugörüye sahip olması ve 7 yıl kadına dönüşmesiyle bilinen kör kâhin.
-Hades: Yunan mitolojisinde ölülere hükmeden yeraltı tanrısıdır. Zeus, yeryüzünün hâkimiyetini kardeşleri arasında paylaşırken Zeus'a gökyüzü, Poseidon'a denizler ve Hades'e yeraltı düşer.
-Akhilleus: Dünyanın en büyük savaşçısı kabul edilir. Truvalı prens Paris tarafından sol topuğundan okla vurularak ölmüştür.
-Tantalos: Batı Anadolu'da bir Frigya kralı, Pelops ve Niobe'nin babasıdır. Eski Yunan mitolojisine göre Zeus ile nemf'lerden biri olan Plouto'nun oğludur.
-Sisyphos: Yeraltı Dünyasında sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkûm edilmiş bir kraldır.
-Seirenler: Sirenum scopuli denen bir adada yaşadıklarına inanılan deniz yaratıklarıdır. Deniz kızlarından farklı olarak iki kuyruğa sahiptirler.
-Skylla: Scylla, Yunan mitolojisinde, Sicilya ve İtalya arasındaki Messina Boğazı'nın durgun tarafından yaşayan Canavar. Scylla, altı uzun bacağa ve her bir bacağın ucunda ağzında üç sıra keskin diş bulunan korkunç bir başa sahiptir. Vücudu on iki köpek ayağı ve bir kedi kuyruğundan oluşur.
-Kharybdis: Charybdis Yunan mitolojisinde bir deniz canavarıdır. Poseidon'un kızıdır. Diğer tanrıların eşyalarını çalmaktan hoşlanmakta, ancak aldığı eşyayı hemen geri getirmesiyle tanınmaktaydı.
-Nausikaa: bir prenses
-Artemis: Roma'daki adı Diana, Zeus ile Leto’nun kızı. Phoebe olarak da bilinir. Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğa, avcılık,okçuluk ve ay tanrıçası. Ares'in dostu ve en büyük -Yunan tanrıçalarından biridir.
-Alkinoos: Phaiak’Ların kralıdır.
-Kirke: Yunan mitolojisinde büyücü tanrıça.
-İthaka: İyon Denizi'nde bulunan Yunanistan'a ait bir adadır.
"Beraber dolaşmak, bir insanı tanımanın en iyi yoludur." "En çok öğretmene dikkat etmemiz lazım. Bizde model hep öğretmenlerdir, anlattıklarıyla bir dünya kurarlar. Öğretmen iyiyse, toplumunu kurtarır." İlber Ortaylı’nın söyleşi tarzında okuduğum ikinci kitabı oldu. Diğer kitapta hissettiğim gibi bu kitabında…devamı"Beraber dolaşmak, bir insanı tanımanın en iyi yoludur."
"En çok öğretmene dikkat etmemiz lazım. Bizde model hep öğretmenlerdir, anlattıklarıyla bir dünya kurarlar. Öğretmen iyiyse, toplumunu kurtarır."
İlber Ortaylı’nın söyleşi tarzında okuduğum ikinci kitabı oldu. Diğer kitapta hissettiğim gibi bu kitabında da sanki yazar karşımda duruyorda karşılık sohbet ediyormuş gibi oldu. Kitap akıcı bir şekilde ilerliyor. İnsanı yormuyor. Her cümleden bir hatta birden çok anlam çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum.
Kitap bir günde bitebilecek bir kitap ama bence öyle hızlıca okuyup geçmeyin. Önünüze bilgisayarınızı koyun ya da telefonunuzu alın söylediği şehirleri, yerleri, film isimlerini araştırın. Hatta bir yandan da tavsiye ettiği müzikleri açın arka planda çalsın. Ayrıca böyle bir söyleşi yaparak böyle güzel bir eseri karşımıza koyduğu için Yenal Bilgici’ ye de teşekkür etmesek olmaz.
Kitap her ne kadar tavsiyeler ile geçiyor gibi görünse de aslında bir yandan da İlber Ortaylı’nın hayatına tanıklık ediyoruz. Toplum, eğitim, edebiyat, sanat ve seyahat gibi konulardan bahsediliyor. Toplam da sekiz bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde ise kimden neyi, nasıl öğrenmemiz gerektiği, bir insan kendini nasıl yetiştirir, nasıl çalışmamız, nasıl seyahat etmemiz, seyahat ederken neler yapmamız, nelere dikkat etmemiz, eğitimde hangi tercihleri yapmamız gerektiği, ne izlemeliyiz, ne dinlemeliyiz, ne okumalıyız ve insan yaşadığı şehirden nasıl yararlanır gibi soruların cevaplarını buluyoruz. Tabi bu cevaplar öyle alelade verilmiş cevaplar değil. O cevapların içinde daha nice soruların cevapları yatıyor. Mesela kültür olarak nasıl da geriye doğru gittiğimizi, yapılan yanlışları daha net görebiliyoruz. Karşımıza çıkan engeller ile nasıl baş edebileceğimizin tüyolarını veriyor. Her şeyi nasıl fırsata çevirebileceğimizi göstermeye çalışıyor.
Kitabı okurken hiç iyi hissedemedim dersem yerinde olur. Kitabın sonuna gelmeden hatta sonunu geçtim her bölümde her sayfada hayatı ne kadar boş ve tembel bir şekilde yaşadığım düşüncesi oldu. 24 yaşında olmama rağmen hayata çok geç kalmışım duygusuyla hırpalandım. Bundan sonra biraz daha dikkatli yaşayabilirim umarım…
Hayatta şans denilen bir şeyin olduğuna ve kendimin de elimi attığım her şeyde başarısız olduğum için şanssız olduğuma inanırım. Belki bahanelere sığınıyorumdur. Duygusallık yapıp her şeyi çok takıyor da olabilirim. Ya da her şeye kötü yanından baktığım için kendini gerçekleştiren kehanet oluyordur. Ama coğrafya da kaderdir diyorum. Ailenin eğitimi, sosyoekonomik durum, çevrenin etkisi insanın kaderini büyük ölçüde etkiler. Bir kere ekonomik dert varken insan başka şeyleri daha zor düşünüyor. Zaten kitapta “Tiyatro emek ister. Bu işlerle ilgilendiğinizi söylüyorsanız zaman ayıracaksınız, para ayıracaksınız, mesai yapacaksınız.” diyor. Dediklerini her insan özellikle bizim ülkede yapmak zor. Yapabilenlere ise ne mutlu…
Oğuz Atay'ın kitaplarını okumayan insan bu diziyi tam anlayamaz. Zaten kitapları geçtiği için, tutunamayan bir karakter olduğu için izledim. Türk dizilerini zaman olarak uzun bulurum. Ama çok sevdiğim, beğendiğim. Hâlâ ara ara sahnelerini izlediğim bir dizi. -Final bölümündeki balonlu sahneyi…devamıOğuz Atay'ın kitaplarını okumayan insan bu diziyi tam anlayamaz. Zaten kitapları geçtiği için, tutunamayan bir karakter olduğu için izledim. Türk dizilerini zaman olarak uzun bulurum. Ama çok sevdiğim, beğendiğim. Hâlâ ara ara sahnelerini izlediğim bir dizi.
-Final bölümündeki balonlu sahneyi özellikle örnek verebilirim.
-Takma ad veriyorlardı o zamanda adı Hikmet Özben oluyordu. Hikmet Benol, tehlikeli oyunlar kitabında geçer. Turgut Özben de Tutunamayanlar kitabında geçer.
Yedek subay olarak yaptığım Askerlik sırasında izlediğim, müzikleri ve replikleri ile çok beğendiğim,keşke Ali gibi bir arkadaşım olsaydı dediğim bir diziydi.
“Dalgınlığınıza gelmek istiyorum ve kaybolmak o dalgınlıkta.” "Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum. " "Sözler vardı içimde işe yaramayan Sözlerle konuştum karanlıkla..." "Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, Ah.. dedim sonra Ah!" Ne güzel bir kitap,…devamı“Dalgınlığınıza gelmek istiyorum ve kaybolmak o dalgınlıkta.”
"Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum. "
"Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla..."
"Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah.. dedim sonra
Ah!"
Ne güzel bir kitap, ne kadar içten, ne kadar samimi...
Benzer yapımları olan Diriliş ve devamı Osman pek hoşuma gitmemişti. Hep tekrardan ibaret. Aksiyon sahneleri fena değil. Ama bunda farklı bir hava var müzikleri olsun, aksiyon sahneleri olsun, replikler olsun hoşuma gitti. Türk dizilerinin sevmediğim tarafı bakışma sahnelerinin uzun sürmesi.…devamıBenzer yapımları olan Diriliş ve devamı Osman pek hoşuma gitmemişti. Hep tekrardan ibaret. Aksiyon sahneleri fena değil. Ama bunda farklı bir hava var müzikleri olsun, aksiyon sahneleri olsun, replikler olsun hoşuma gitti.
Türk dizilerinin sevmediğim tarafı bakışma sahnelerinin uzun sürmesi. Yavaşlatılmış çekimler. Keşke yabancı diziler gibi 40-60 dk arası olsalar, akıcı olsalar...
"kayboluşumun beşiğini sallıyorum bu akşam büyüyor yavaş yavaş" O yüzden kitabımız geçerek Erken yaşta kaybettiğimiz bir şairimiz olan Didem Madak şiirleri ile Ah’lar Ağacı sayesinde tanışmıştım. Çok da sevmiştim. Bu kitabını onun kadar olmasa da beğendim. Çünkü o dizeler o…devamı"kayboluşumun beşiğini sallıyorum bu akşam
büyüyor yavaş yavaş"
O yüzden kitabımız geçerek Erken yaşta kaybettiğimiz bir şairimiz olan Didem Madak şiirleri ile Ah’lar Ağacı sayesinde tanışmıştım. Çok da sevmiştim. Bu kitabını onun kadar olmasa da beğendim. Çünkü o dizeler o kadar içten ve samimi geliyor ki etkisini görmemek elde değil. Kitabın kahramanları kaybedenler kulübünün elemanlarıdır. Tutunamayanlardır. Tıpkı şairimiz gibi…
Kitabın arka sayfasında yazdığı gibi “Bu kitapta yer alan şahıs ve mekânların gerçekle alakaları tamdır…” yani bu şiirler yaşanmışlıklar üzerine yazılmıştır. Eğer hayatını biraz araştırmışsanız zor geçen yılların şiirlerine nasıl da yansıdığını görürüz. İnsan üzülüyor. Ne hayatlar var diyoruz. Babasının sürülüşü ile başlayan ayrılık, annesinin ölmesi, babasının yeniden evlenmesi ile gelen mutsuzluk, ilk evlilik ve çökme, tasavvufa girip örtünme süreci, tekrar açılması, yeniden evlenmesi ve kızının dünyaya gelmesi, son olarak da zorlu bir hayat içinde kansere yenik düşen bir şair.
Her yıl İzmir'e bir iki kez giden biri olarak orayı çok severim. Bana çok şey hatırlatır. Hüsnü Arkan, Bir kadın ve daha birçok şey… Didem Madak'ta şiirlerinde İzmir’den, sokaklarından, hayatından, ailesinden, arkadaşlarından parçalar yakalıyoruz.
Kardeşi Işıl'ı ne kadarda çok seviyor ki bu kitabını ona ithaf etmiş. İlk şiirine onun adını vermiş. İçeriğinde ondan bahsetmiş. Kardeş sahibi olanlar her türlü tartışmaya rağmen o derin sevgiyi bilirler. Ya annesini konu alarak yazdığı şiir, arkadaşı Maviş anne Müjde’ye yazdığı şiir, bunlar yoğun duyguların verdiği eserler.
Bu kısacak kitap için hissedilen duygular ile bir kitap bile yazılabilir.