Sizleri neredeyse-beş-yıllık anime geçmişimdeki izlediğim yüz küsür anime serisi arasından favorimle tanıştırayım: Kusuriya no Hitorigoto. Animesini yalayıp yuttum, novellerinin hepsini (15 cilt) okudum ve geçenlerde bu ilk mangasını sevgimin somut bir kanıtı bulunsun diyerek aldım, normalde yapmadığım şeylerdir. Hakkında saatlerce…devamıSizleri neredeyse-beş-yıllık anime geçmişimdeki izlediğim yüz küsür anime serisi arasından favorimle tanıştırayım: Kusuriya no Hitorigoto.
Animesini yalayıp yuttum, novellerinin hepsini (15 cilt) okudum ve geçenlerde bu ilk mangasını sevgimin somut bir kanıtı bulunsun diyerek aldım, normalde yapmadığım şeylerdir.
Hakkında saatlerce konuşabilirim ve konuşuyorum da, sevgili Nazlı sağ olsun, bu platformda olmasa da, konu hakkındaki çılgınlığıma bolca karşılık veriyor.
Neden sevdiğimden bahsetmezsem bu profil eksik kalırmış gibi geldi, zaten çok boşluyorum şu aralar.
Yazının ilk kısmını hiç başlamamış insanlar için, ikinci kısmı hayranlığımı paylaşan/paylaşmasa da okumayı sorun etmeyecekler için yazmak istedim.
Kusuriya no Hitorigoto temelinde bir gizem serisi ve bu özelliğine ilerleyen zamanda politika da cömertçe katkı yapıyor. Asla sırları bitmiyor, her adımında ortaya çıkan yeni bağlantılar merakı hep üst düzeyde tutuyor. Bunun gibi güzel kurulmuş bir olay örgüsü hakkında bile bir sürü gevezelik yapabilecek olsam da benim gönlümde taht kuran asıl şey karakterleri. Karakterler basit değil, geçmişlerinden taşıdıkları şeyler var ve bunların onları nasıl şekillendirdiğini görmek inanılmaz bir tatmin sağlıyor. Pek çok yerde yazarın psikoloji eğitimi almış olabileceğini düşünsem de kendisi gizemli kalmayı seçen bir insan olduğundan hakkında fazla bilgiye ulaşamadım.
Bu seriye başlanmalı çünkü bir derinliği var. Yüzeyde yormayan, mükemmel çizim ve palete sahip ilginç bir anime gibi izlemek de, büyük resme bakmak için birkaç adım çekilip analiz yapmak da mümkün. Bir hikayesi, tarihi ve sosyolojik altyapısı var. Genelde kontrastlar/çelişkiler üzerinden ilerlettiği mizahı sarıyor. Olay örgüsü asla sıkmıyor.
Zaten animenin karakterleri çok ayrı bir nokta, buna aşağıda daha detaylı değindim fakat kısaca söylemek gerekirse her biri bambaşka ve bu farklılık dinamiklere de yansıtılıyor, olaylara bakış açılarında da görülüyor. Kişilikten bağımsız değil hiçbir şey, kişilikte de mizaç ve deneyimin etkisini her karakterde görebiliyoruz. Zaten Maomao ablamız, namı diğer favorim, tek işi erkeğe aşık olmak olan hemcins başkarakterlerin aksine Frieren gibi orijinal bir bakış açısı getiriyor olaya.
Yani gidin ve başlayın. Sonra da bana gözünüzde yaşlarla teşekkür edin. Şimdi biraz daha karakter kısımlarını ve sevdiğim yerleri açacağım, tşkler.
Karakterlerin mizaç özellikleri ve deneyimlerinden kaynaklanan karakteristik özellikleri bir arada veriliyor, Xiaolan gibi basit bir karakterin bile geçmişi ve olduğu kişiden ilişki stiline, düşünce tarzına kadar pek çok çıkarım yapmak mümkün. Hepsinin bir tarzı var, belki hepsi Maomao kadar detaylı değil ama ilmek ilmek işlendiği görülüyor.
Özellikle Maomao'nun işlenme biçimini çok seviyorum. Oldukça tutarlı, detaylı ve ardından yatan en ufak sebepleri görmesi mümkün. Oldukça zeki ve otistik (kendi yorumum ama bayağı eminim ahsjdj) bir ailenin varisi(?) olarak Maomao çok zeki bir kadın ancak yetiştirilme stilinden ötürü hayatta kalmak için ördüğü duvarların çok kalın olduğunu görmek mümkün. Novel'in bir yerinde "Ne kadar ağlasam da ablalarımın işi olduğu için gelip bana bakamıyorlardı. ben de zaman içinde ağlamamayı ve işimi kendi başıma yapmayı öğrendim." dediğini anımsıyorum. Buradan gel de bağlanma stili çıkarımı yapma ahsjdhjf
Sürekli olaylara burnunu sokmamayı tercih edişi, dünyanın en arkadaş canlısı insanı olmayışı, Jinshi'ye ilgi duymaya başladığında bile (animasyonunu görecek kadar yaşayacağımızı düşünmediğim için söylemekte sakınca duymuyorum ahdjfhfj) sırf o yüksek bir rütbede olduğu için kendisini korumak üzere buna uzuun bir süre karşı koyması...
Arkadaşımla aynı anda yazara hayran oluyor ve Maomao bu kadar abarttığı için sövüyorduk. Ortası yok.
Jinshi desen zaten çok ayrı bir mesele. İnsanların ona görünüşünden ötürü yarı tanrı gibi davranılmasından bıkmış, neredeyse çirkin olmayı tercih edecek biri. Zeki ve duyarlı, onda yönetici kumaşı yok ve bunun farkında. Sorumluluk sahibi, çoğu yöneticinin aksine hiçbir şey yapmayabilecek güce sahipken ülkenin iyiliği için kendisini ihmal edecek kadar çalışabiliyor. Ve bunu istemese de yapıyor.
Aslında özgüvensiz ve başkaları için kendini feda etmeye hazır bir çocuk ya. Onu güçlü bir karakter olduğu için değil, zayıf olduğu için seviyorum. İnsanların görüşünün aksine o sadece bir insan, bu anlatılmak isteniyor ve mükemmel bir şekilde anlatılıyor. Yazarın konu hakkındaki düşünceleriyle çelişiyor sanırsam ama bu hikayeye Jinshi yakışıyor ya.
Gelelim aralarındaki dinamiğe...
Lanse edilenin aksine romantizm ağlanacak kadar az yer kaplıyor ya. Novellerini okudum demiştim, %97 oranında olay varsa romantizmin kapladığı yer (14. cilde kadar adına romantizm denemeyecek olsa da) %3 falandı. Hesaplamanıza gerek yok, ortalama 250 sayfalık bir novelde bu 7 sayfa falan ediyor. Kafamdan salladım oranı ama gerçeğe yakın bence. Dramatik kdrama sahneleri bekliyorsanız, bağıra bağıra itiraflar, sevgi gösterileri vs görmek istiyorsanız yanlış yerdesiniz. Bu bir romantizm yapıtı değil. Hiç olmadı. Öyle ki Maomao duygularını (dört yıl boyunca Jinshi'nin aralıksız rahatsız etmelerindeki inadı sonucu) kabul ettikten sonra bile en romantik sahnelerden biri birbirleriyle konuşmak adına arabaya karınca gibi yürümeleri falandı. Olmayan beklentiyi daha nasıl düşürebilirler bilmiyorum.
Yine de onları seviyorum ya.
Serinin tek sevmediğim yanı En'en ve Yao adlı iki karakter, çok da ön planda oldukları ve inanılmaz toksik olmalarına rağmen yazar onların tarafını açıkça tuttuğu için arkadaşımla beni delirten iki arkadaşlar. Keşke olmasalar.
Onun haricinde dediğim gibi olay örgüsü çok sarıyor, özellikle işin içine politika girmesi beni bayağı eğlendirmişti. İşte bir ara novel olarak günde bir cilt bitiriyordum, ingilizcede okuma hızımın önemli ölçüde düştüğü göze alındığında benim için etkileyici bir miktardı. Sürüklüyordu yani.
Hımmmm La klanını da seviyorum, Ah-Duo sevgisi zaten objektif bir olgu, bayağı sahnede güldüm, en ufak sahneye yükseldim...
AH DOĞRU!!! LAKAN'IN HASTALIĞI DETAYINA BAYILIYORUM.
Prosopagnosia yüz tanıyamama hastalığı, beynimizde özellikle yüz tanımadan sorumlu kısmın (FFA) hasarı sonucu ortaya çıkıyor. Bunu derste görmüştüm, hatta konu hakkındaki ödevime Lakan'ı dahil ettim ahsjdhfj Bu detay çok iyiydi.
Hımmm sanki daha bir şey demek istemiyorum. Daha denecek çok şey var gibi hissediyorum ama. Neysee, başka zamana.