Mantarlar dünyayı kurtarabilir mi? Mantarlar üzerine izlediğim ilk belgesel oldu. Mantarların ne olduğundan çok "mantarlarla ne yapabiliriz? "sorusuna farklı alanlarda cevapların verildiği bir belgesel. Aslında tam olarak cevap verildiği söylenemez çünkü verilen yanıtlar bilim insanlarının düşüncelerine ve daha deney aşamasında…devamıMantarlar dünyayı kurtarabilir mi?
Mantarlar üzerine izlediğim ilk belgesel oldu. Mantarların ne olduğundan çok "mantarlarla ne yapabiliriz? "sorusuna farklı alanlarda cevapların verildiği bir belgesel. Aslında tam olarak cevap verildiği söylenemez çünkü verilen yanıtlar bilim insanlarının düşüncelerine ve daha deney aşamasında olan tezlerine dayanıyor. Mantarlar hakkında net bilinen bilgilerle netliği belli olmayan bilgilerin harmanlanması güvenilirliği düşürüyor. Yine de gösterilen şeyler çok ilginç. Eğer ki yapılan deneyler ve ileri sürülen fikirler netlik kazanırsa insanlık için birçok alanda dönüm noktası oluşturacak.
Pestisit kullanımı sebebiyle gıda güvenliğinin azaldığı şu günlerde tarımda mantarlarla barışma ve mantarların verimli kullanımını sağlama fikri en çok dikkatimi çeken konu oldu. Denk geldiğim haberde arpanın içinde yetişen mantarların hastalıkları önlediğinin keşfedilmesi konu alınmış. Haberin devamında bitkilerin aynı anda kuraklık, stres ve hastalığa maruz bırakıldığı sonuçtaysa bitkilerin hayatta kaldığı eklenmiş. Kaynaksız ve verilen bilginin yetersizliği haberi güvenilir kılmıyor.
Belgeseli izledikten sonra mantarlar üzerine daha fazla düşülmesi ve araştırılması gerektiği düşünceleri belirdi kafamda. Ne yazık ki pek bir şeye rastlayamadım. Sadece yukarıda bahsetmiş olduğum tipte bilgilere ulaşabildim.
Bizlere sağlayacağı yararlara odaklanmazsak elimizde koskocaman ve halen keşfedilmeyi bekleyen büyüleyici bir mantar dünyası kalıyor.
Aldığım notlar:
- En uzun koşullara uyum sağlamalarını sağlayan benzersiz bir zekâ biçimi geliştirerek ilk insanların ortaya çıkışı...
- Penisilinin bulunmasıyla insanlığın mantarlara bakış açısı değişmiş. Habitatların insanlar gibi bağışıklık sistemine sahip olması, mantarların, habitat üzerinde iyileştirici ve sürdürülebilir yaşam alanı yaratacağı fikrini ortaya çıkarmış.
- Miselyumla aşılanmış yalnızca bir römork dolusu ağaç talaşı kendi hacminin beş katı kirli araziyi temizleyebilir.
- Zarif küçük bir şeyi toksik durumdan daha az toksik duruma geçirmemizi sağlayan süreç...
- Ve belki plastik yerine daha iyi bir çözüm bulabiliriz. Enzimlere dayanan. Her çeşitten uygulamalar değiştirilebilir. Her çeşitten kimyasal, toksik kimyasal uygulamalar mantarlardan elde edilen enzimlerle değiştirilebilir.
- Doğada bitki köklerinin içinde çıplak gözle görülemeyen milyonlarca mikroskopik mantar yaşamaktadır. Ve mikorizal simbiyoz olarak bilinen bu ilişki olmadan, bitkilerin büyük çoğunluğu hayatta kalamayacaktı.
- Mantarımız bir tahta bloktan büyüyor. Herhangi bir şey bilmiyor. Etrafındaki dünya hakkında yapabileceği tek şey büyümek. Yani büyüdükçe ağ kuruyor, alanı keşfediyor ve daha fazla kaynak bulmaya çalışıyor. Verdiği kararları anlamıyoruz. Bir yapı inşa etmeyi nasıl biliyor? Tamamen kör. Sadece boşlukta keşfediyor. Aynı zamanda bunu da yapıyor; kaynakların hepsi merkezde, büyüme tamamen kenarda olduğundan kaynakları merkezden kenara taşıyabilmeli.
- Mantarın mimari yetenekleri hayranlık uyandırıyor. Peki ağda neler oluyor? Organizma, dar borulardan akan besinleri mümkün olduğunca ergonomik olarak dağıtmayı nasıl başarıyor. Mark Fricker miselyum ağına radyoaktif bir işaretleyici enjekte etti ve garip bir keşifte bulundu: Mantarlar kendi özel mantığını takip ediyor ve bazen ağının yalnızca bir kısmını kullanmayı tercih ediyor.
- Şu anda tüm mantar türlerinin yüzde on beşinden azını tanımlıyoruz.
2010 yılında yayınlanan bir belgesel. Bu sebeple notlardaki bazı bilgiler netleşmiş bazıları da eski kalmış olabilir.
Spoiler içeriyor
İzlediklerim arasında en iyi Alien kısa filmiydi. Sonunda ne oldu çok merak ediyorum. Baya heyecanlandım. Keşke devam hikâyesi gelse. Weyland şirketinin kolonileri her türlü sömürü için kullanması dehşet verici. O yumurtaların orada öylesine belirdiğini hiç düşünmüyorum. Koloni bir deney kurbanıydı…devamıİzlediklerim arasında en iyi Alien kısa filmiydi. Sonunda ne oldu çok merak ediyorum. Baya heyecanlandım. Keşke devam hikâyesi gelse.
Weyland şirketinin kolonileri her türlü sömürü için kullanması dehşet verici. O yumurtaların orada öylesine belirdiğini hiç düşünmüyorum. Koloni bir deney kurbanıydı bana göre.
Ula David nelere sebep oldun ve hala da oluyorsun
Spoiler içeriyor
Beğenmedim. Varlığı bile bir gerilim unsuru olan yaratığın bir gram gerilim veren hali yoktu. Üstüne chestburster saldırgan bir varlık değil. Gelişene kadar bir yerlerde saklanması lazım. Facehugger gibi saldırma saçmalığı bir yana kadın beyzbol sopasıyla vuruyor ve gram tepki yok.…devamıBeğenmedim. Varlığı bile bir gerilim unsuru olan yaratığın bir gram gerilim veren hali yoktu. Üstüne chestburster saldırgan bir varlık değil. Gelişene kadar bir yerlerde saklanması lazım. Facehugger gibi saldırma saçmalığı bir yana kadın beyzbol sopasıyla vuruyor ve gram tepki yok. Yahu bu yaratık asitten oluşuyor. Bi dur bi kork üstüne sıçrar mı sıçramaz mı elindeki sopa erimiş bi dur tepki ver.
Bu kısa filmlerde sorun var. Bir şekilde yaratığın yaşam döngüsünden birisiyle karşılaşıyorlar, hatta öldürüyorlar da ama hiç asit tepkisi yok. Çok saçma.
Puanını düşük görünce insanlar ne tepki vermiş diye yorumlarına bakındım. Yani en başında göze sokulan görevini halletmiş facehuggera dikkatli bakın diye yorum yapan var. Yahu zaten başta ışıkla zoomlayıp gösteriyorlar orasını anlamazsınız diye. Bi tepki verin da biz bu kadar salak değiliz diye
Spoiler içeriyor
Vay, vay, vay! Alien: Isolation, bazılarımızın satın alıp oynadığı bazılarımızın bir takım yayıncılardan izlediği bazılarımızın da haberi bile olmadığı o mükemmel oyun... Artık bir dizi. Oyundan sahnelere ek bazı sahneler eklenmiş bazı sahneleri de çıkararak böyle bir dizi oluşturmuşlar. Geçenlerde…devamıVay, vay, vay! Alien: Isolation, bazılarımızın satın alıp oynadığı bazılarımızın bir takım yayıncılardan izlediği bazılarımızın da haberi bile olmadığı o mükemmel oyun... Artık bir dizi. Oyundan sahnelere ek bazı sahneler eklenmiş bazı sahneleri de çıkararak böyle bir dizi oluşturmuşlar.
Geçenlerde denk geldiğim 6 kısa film bu diziyi bulmamı sağladı. Oyununu da oynadığım şu günlerde büyük hevesle izlediğim fakat yapım yılına göre "bu ne be böyle" dediğim bir dizi oldu maalesef. Oyundan aldıkları sinematiklerin kalitesi oluşturdukları animasyonun çok çok üstündeydi. Böyle mükemmel bir oyuna bu kalitede bir yapım beklemiyordum.
Oyunun muğlak kalmış sonuna bu dizi sayesinde cevap veriliyor: Amanda'ya ne oldu? Devam oyununun gelmesi için pas atılıyor da denilebilir buna.
Ha oyunun ve dizinin geçtiği dönem Alien ve Aliens filmlerinin arasında. Alien filmindeki olaylardan tam 15 yıl sonrasını ele alıyor. Sevastopol İstasyonu'na Nostromo'nun kara kutusu getiriliyor. Ellen Ripley'nin kızı Amanda annesinin başına ne geldiğini öğrenmek için Weyland şirketinden birkaç kişiyle Sevastopol'a geliyor ve olaylar patlak veriyor.
Son bölümde istasyonun imha edilmesiyle yaratıkların yok olmadığı gösteriliyor. Amanda'nın boşlukta tutunacak yer ararken ki sahnesi gerilimi yükseltiyor. Sadece uzay kıyafetiyle ,elde bir ateş püskürtücü olmadan, donmuş yaratıkların arasından geçerken sürekli yaratığa has tıslama sesi eşliğinde gitmek... İşte gerilim budur! Her an canlanıp saldıracak bir havası vardı yaratıkların. Açıkçası bunu da bekledim. Mükemmel organizmadan hiçbir şekilde kaçış olmaması güzel bir mesaj olurdu.
Amanda'nın kalan hikayesini merak ediyorum. Devam oyunu gelmese bile çok çok daha iyi bir animasyon kalitesiyle dizi olarak devamı gelmeli bana göre. Aslında Alien: Romulus yerine bu hikayeye odaklanabilirlerdi. Filmi izleyenler varsa istasyon kısmının tasarımında bu oyundan çokça esinlendiklerini fark etmişlerdir.
En son devam oyunu gelecek gibi bir dedikodu vardı ama hadi bakalım...
Spoiler içeriyor
Eh işte. Dün izlediğim kısa filmi gerilim açısından daha çok sevmiştim. Burada ne olacağı hatta kime olacağı bile baştan belli oluyor. Ucundan kıyısından biraz o göğüs patlamasını gördüm fakat chestburster sadece kuyruk ve ses olarak göründü. Gönül daha fazlasını da…devamıEh işte.
Dün izlediğim kısa filmi gerilim açısından daha çok sevmiştim. Burada ne olacağı hatta kime olacağı bile baştan belli oluyor. Ucundan kıyısından biraz o göğüs patlamasını gördüm fakat chestburster sadece kuyruk ve ses olarak göründü. Gönül daha fazlasını da görmek istiyor da neyse. Sonunu devamı olabilecek bir şekilde bırakmışlar.
Spoiler içeriyor
Son zamanlarda Alien Isolation oynamak seriyi baştan sona tamamen izleyip bitirme isteğimi uyandırdı. Şöyle bi Prometheus'da neler oldu bitti diye bakınırken ilk "Alien" filminin 40. yılına özel yapılan 6 kısa filme denk geldim. Bunların belli bir sırası var mı bakmadım…devamıSon zamanlarda Alien Isolation oynamak seriyi baştan sona tamamen izleyip bitirme isteğimi uyandırdı. Şöyle bi Prometheus'da neler oldu bitti diye bakınırken ilk "Alien" filminin 40. yılına özel yapılan 6 kısa filme denk geldim. Bunların belli bir sırası var mı bakmadım kafama göre izliyorum.
Toplam 10 dakikalık kısa bir film. Yani öyle çok beğenmedim. Alien'a has garip bir şeyler vardı. Tam ne olduğu da anlaşılmıyor. Bi gezegenden toprak numunesi incelenmesi için toplanmış. Belli bir süre sonra facehugger gibi bir şey ortalıkta dolanıyor. Gerginlik bunun üzerinden sağlanıyor fakat bi köşeden direkt Alien çıkmasını bekledim hep.
Bildiğimiz facehugger bir yumurtanın içinde oluşup canlı bir cisim yaklaştığında aniden ortaya çıkıp saldırı yapan bir yaratık. Burada ortada bir yumurta yok. Toprak içinde garip bir sıvı ve deri görünümlü belirsiz bir şey var.
Bana ne sunmak istediğini anlayamadım. Anlatılanı seride tam olarak nereye koyacağımı da çözemedim. Sanırım Alien filminin öncesinde Prometheus ve Covenant sonrası bir yerde.
Spoiler içeriyor
İnsanlığın, Mars'a yapmış olduğu keşif uçuşlarından, marslı-dünyalı temasından, kolonileşmeye doğru uzanan macerasını konu ediniyor. Tüm bu macera 2030 yılı itibarıyla başlıyor fakat biz buna 1945-1950 yılları diyebiliriz. İnsanlık sadece roket yapıp Marsta koloni kurmakla gelişmiş o kadar. 1950'li yıllarda ilk…devamıİnsanlığın, Mars'a yapmış olduğu keşif uçuşlarından, marslı-dünyalı temasından, kolonileşmeye doğru uzanan macerasını konu ediniyor. Tüm bu macera 2030 yılı itibarıyla başlıyor fakat biz buna 1945-1950 yılları diyebiliriz. İnsanlık sadece roket yapıp Marsta koloni kurmakla gelişmiş o kadar. 1950'li yıllarda ilk basımı yapılan bir kitap olarak kendi döneminin sosyal yapısını, savaş izlerini sizlere yansıtıyor. Politikadan, savaştan, kısıtlamalardan, hükümetlerin gerçekçilik ve ahlaksal baskısından bıkmış insanlığı görüyoruz. Özellikle sürekli atom bombası vurgusu yapılıyor. Siyahilere yapılan ırkçılığı, kadının aile ve toplum içindeki rolünü görüyoruz. Şu 310 sayfalık kitapta tek bir kadının çalıştığını bile göremiyoruz, sürekli ev işleri uğraşısı içinde, düşünme ya da bilgi gerektiren konularda erkeklere yönlendirme yapıyorlar. Kadın karakterlerde önce erkekler gider peşlerinden de biz düşüncesi hakim ve diyaloglar arasında da bunu net bir şekilde ifade ediyorlar. İki kadın karakterin Mars'a gitme yolculuğunda yanlarına temel yük alması gerekirken ıvır zıvır şeyler alması ve yazarın parantez içinde bu durumu "temel yük'ün nelerden oluştuğuna, bırakın kalkış yükünü ölçenler kafa yorsunlardı" şeklinde açıklaması kadına bakış açısını ortaya koyuyor. Siyahilere gelirsek eskiye oranla daha fazla haklara sahipler fakat beyaz adam tarafından hala hor, aşağı görülüyor. Siyahilerin Mars'a gitme maceralarında siyahi bir hizmetlinin beyaz efendisiyle yaşadığı olaya şahit oluyoruz. Beyaz adam "gün geçtikçe daha fazla haklara sahip oluyorlar daha hala ne istiyorlar" diyerek öfke kusuyor. Tüfeğiyle bir kovalamacaya giriyor. Fantastik ve bilim-kurgu edebiyatına yönelik eleştirileri ele alıp kendince intikam alıyor yazar. Hükümet, gerçekliği destekliyor ve bunun dışında kalan tüm kitapları yakıyor, tüm masallar, cadılar bayramı yok oluyor. Bunları konu edinen her şey ahlak dışı sayılıyor. Marsta, kendine Usher malikanesi yaptıran bir karakterimiz "hayal gücünün" engellenmesine, 50.000 kitaptan oluşan kütüphanesinin dünyada yok edilmesine kinleniyor. Bu malikaneyle buna sebebiyet veren kişileri bu malikaneye davet ediyor, intikamını Edgar Allan Poe'nun Usher Evi'nin Çöküşü adlı eserinden ilham alarak gerçekleştiriyor. Sanırım yazar kitap yakma konusundan o kadar etkilenmiş ki Mars Yıllıkları'ndan sonra Fahrenheit 451'in ana konusu olarak seçiyor. Fahrenheit 451 ilk kez 1953 yılında yayınlanmış. İnsanlığın elinin değdiği her şeyin yok olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Marslılar insanlardan daha gelişmiş canlılar; şekil değiştirebiliyor, zihin okuyabiliyorlar. Kendilerine ait kültürleri, zevkleri, inançları, yaşamları olan varlıklar. Kendi gezegenlerinde huzur içinde yaşıyorlar. 2. keşif roketine kadar marslı-dünyalı temasında, Marslılar gelişmiş telekinezi yetenekleri yüzünden dünyalı görenleri delilik teşhisi koyup kodese atıyor. 3. keşif roketinde ise uzaydan gelen varlıkların farkına varıyorlar ve istilaya uğradıklarını düşünüyorlar. Dünyadan gelenleri, ölmüş yakınlarını, yaşadıkları kasabaları gerçekmiş gibi gösterip öldürüyorlar. 4. keşif roketinde ise Marslıların su çiçeği yüzünden yok olma eşiğine geldiğini görüyoruz. 4. keşif takımı Mars'a geldiğine seviniyor kendi ,aralarında kutlama düzenliyorlar. Bira şişelerini nehre atıp, şehir camlarını ateş talimi için kullanıyorlar. İnsanlık gittiği yere yıkımı getiriyor. Dünya'da "Büyük Savaş" dedikleri, uzaydan görünen bir atom bombası savaşı patlak veriyor ve kolonilerin dünyaya gelmesi için çağrıda bulunuluyor. Böylelikle Mars'ta sadece iki insan kalıyor. Tüm Marslılar ise yok olmuş durumda. Son bölümde de Dünya'dan Mars'a yeni bir yaşam kurmak için bir aile gizlice geliyor. Baba çocuklarını nehre götürüp, "Marslılar nerede?" sorusuna kendi yansımalarını gösterip cevap veriyor, kitap da burada bitiyor. Fred Hoyle'ın yazdığı sonsözde (Kendisi astronomi profesörü, bilime katkılarından dolayı da şövalyelik unvanıyla ödüllendirilmiş. "Durgun Hal" modelinin yaratıcısı.) bu kitabın aynı türde eserlerden farklı olduğunu, Dünya dışı varlıklarla bir iletişim olduğundan bahsediyor. Evet, döneminin eserlerinden böyle büyük bir fark elde etmiş olabilir fakat bu iletişim çok kısıtlı. Kitap tamamen insanlar üzerine kurulu Marslıları da tamamen insan bakış açısıyla görüyoruz. Konu edinilen yıllara bakınca farklı bir insan profili bekleyişi içine girmiştim. Yazarın, döneminin insanını hiç değişikliğe uğratmadan yansıtması hayal kırıklığı oldu. Bu tarz insanlar hala var olsa da gün geçtikçe sayıları azalmakta, belki 2030 ve daha ilerisinde olmayacaklar bile. Beklentimden çok farklıydı. Benim için tek yararı kitabın basıldığı dönemin merakı içine girmem ve bununla ilgili tez okumam.
Spoiler içeriyor
DA DAN DAN DA DAN Dayım bu filmin hayranı, yani en azından müziğine hayran. Kapıyı her tıkladığında o ikonik müziğin tınısını duyarım. Ondan gördükçe aynısını yapmaya başladım ve sıkıntıdan ses olması için yaptığım her şeyde o müziğin tınısı var. Müziği…devamıDA DAN DAN DA DAN
Dayım bu filmin hayranı, yani en azından müziğine hayran. Kapıyı her tıkladığında o ikonik müziğin tınısını duyarım. Ondan gördükçe aynısını yapmaya başladım ve sıkıntıdan ses olması için yaptığım her şeyde o müziğin tınısı var. Müziği hayatımın bu kadar içindeyken filmini izlememek olmazdı.
Aslında bu filmi küçükken televizyonda bir şekilde izlemiştim. Baya bir sahnesi de aklımdaydı fakat bu filmi ilk film sanıyordum o ara. Dün ilk filmi izledim ve bu filmin ilk filme göre temposunun daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Efekt kalitesi ciddi bir farkla yükselmiş. Tabi bunda bütçe farkının da büyük etkisi var. İlk filmin 6,5 milyon usd bütçesi varken bu filmin 100 milyon usd bütçesi var. İlk film kalite olarak bu filme çok yakın. Bu da asıl başarı bana göre.
İzleme keyfi ilkine göre daha zevkli.
Filmin en sevdiğim yanı ilk filmden de bildiğimiz T-800. Kendisinin ilk görünüşü aha geldi baş belası dedirtse de sahne seçiminde kullandıkları müzik bu bizden mesajı veriyordu. Bir yandan da bildiğimiz T-800 hareketleri vardı. Karakter gelişerek bir makineden insana yakın bir duruma geldi. Karakter gelişimini sayborg üzerinden yapmaları çok iyi bir seçim. Ölümü de kendisi gibi etkileyici oldu. o7
Nefretin temsili Sarah Connor. Yaşadıkları yüzünden sürekli öfkeli ve nefret dolu. Bu nefret Dr. Miles'ı skynetin geliştirilmesinde başı çektiği için onu öldürme kararına kadar vardı. Sonunda merhametine yenildi fakat nefretinden pek bir şey azalmadı ta ki "daha yapmadığım bir şey için beni suçluyorsunuz" denilene kadar. En son gelişimi de aslında en başından beri nefret ettiği sayborglardan birinin ölümüyle tamamlandı. Artık nefret dolu bakışlar yoktu.
John Connor tam bir yılışık çocuk. Karakteri bir türlü sevemedim. Özellikle eline güç geçtiğinde yapabileceklerinin bir sınırı yoktu neyse ki bu gidişattan vazgeçtiler.
Credit sahnesi var mı bilmiyorum. Skynetin oluşmasını sağlayan her şey yok edildi. Aslında bu film serisinin sonu olmalıydı tahminimce geleceğin nasıl etkilendiğini göstermedikleri için ucu açık kaldı. Diğer filmler de James Cameron yönetmenliğini taşımıyor ve aldıkları puanlar ortada. Şahsen bu filmi serinin sonu kabul edip diğer filmleri izlemeyeceğim.
Son sahnesiyle favori filmlerime girdi.
Spoiler içeriyor
İlk filme oranla temposu daha yavaş ilerlese de sonlara doğru artıyor. Protagonist ve antagonist karakterlerin daha çok gelişimine odaklandığı için öyle büyük bir savaş yok. Yine de içerisinde olayların gelişimini etkileyen savaşlar oluyor ve bunları izlemek aşırı keyifliydi. Animasyon kalitesi…devamıİlk filme oranla temposu daha yavaş ilerlese de sonlara doğru artıyor. Protagonist ve antagonist karakterlerin daha çok gelişimine odaklandığı için öyle büyük bir savaş yok. Yine de içerisinde olayların gelişimini etkileyen savaşlar oluyor ve bunları izlemek aşırı keyifliydi.
Animasyon kalitesi bir sanat eserinin içerisine düşmüş gibi hissettiriyor. Her evrendeki örümceklerin evrenlerine göre tasarımları ve sonraki sahnelerde de bunların hala devam etmesi harika.
Müzikler şahane. Her müziğin sahnesiyle uyumu o sahneyi daha da ileri taşıyor.
Farklı karakterde birçok örümcek gördük. Bu da film içinde karakter derinliğini artırıyor.
Çoklu evrenler ve genelgeçer "canon event" olayları filmin odak merkezi. Açıkçası örümcek evrenlerinde tek bir hikayenin o evreni ayakta tutan bir vazgeçilmez olduğunu düşünmüyorum. Bana göre şu ana kadar gördüğümüz yok olan evrenler canon event dışına çıkıldığı için değil; o evrene, evren dışı birisinin canon evente müdahale etmesi sebebiyle gerçekleşiyor. Canon evente göre Gwen'in babasının ölmesi gerekirdi fakat ölmedi ve hala o evren gerçekliğini koruyor. Fakat Pavitr Prabhakar'ın evrenine bakarsak başka evrenden olan Miles'ın canon evente bilmeden müdahalede bulunması o evrenin yok olmasını başlatıyor. Ayrıca tüm bu örümcek topluluğunun kurulmasını sağlayan olay da başka bir evrenden karakterin müdahalesi yüzünden gerçekleşiyor; Miguel O'Hara'nın ailesinin olduğu bir evren bulup oranın canon eventine etki etmesi ve evrenin yok olması.
Hazır Miguel O'Hara demişken ondan da bahsedeyim. Eğer canon event olayı yukarıda yazdığım gibiyse işler kendisi için daha kötü bir hal alıyor. Yaşadığı her şey kendi hatasının bir sonucu. Ne kadar hatası yüzünden bu topluluğu kursa da sonucunda hatasının sorumluluğunu diğer örümceklere de yıkmış oluyor böylece. Kendisine göre her örümceğin uyması gereken bir canon event var. Buna uymak istemeyen Miles'a olan bu öfkesinin sebebi aslında kendisine olan öfkesinin bir yansıması. Yaptığı hatayla yüzleştiğini sanan ama o durumu atlatamayan acıların büyütemeyip küçülttüğü bir karakter kendisi. Karşısında olan kimseyi sevmeyen ve sürekli tepeden bakan biri. Miles ile olan kovalamacada yaptığı konuşma, tavrı ve saldırı biçimi öfkesini ve nefretini çok iyi yansıtıyor. Miles'ın başlı başına bir anomali olması ve bir yok oluşa uğramadan örümcek olarak hayatına devâm etmesi daha da önemlisi böylesi bir anomaliye rağmen evreninin hala ayakta durması ondan nefret etmeye yetip artıyor. Kendi evreni anomali yüzünden yok olurken başka evrenin anomaliye rağmen bozulmaması karakterin bulunduğu psikolojiyi daha da etkiliyor.
Tekrar tekrar izlediğim ve devam filmini merakla beklediğim mükemmel bir yapım.