Edebiyat budur, kendimizi kendi karanlığımızdan bir daha doğurmak için binlerce sayfa yazmak ve her sayfada bir doğum anının muhteşem acısını ve zevkini hissetmektir.
Bir gün, bilge bir köpek kedi topluluğunun yanından geçti. Yaklaştığında, kedilerin çok meşgul olduğunu, ona hiç dikkat etmediklerini gördü; duraladı o zaman. Kocaman bir kedi, ciddi bir tavırla, topluluğunun ortasından başını kaldırdı, arkadaşlarına bir göz atıp şöyle dedi: "Kardeşler, dua…devamıBir gün, bilge bir köpek kedi topluluğunun yanından geçti.
Yaklaştığında, kedilerin çok meşgul olduğunu, ona hiç dikkat etmediklerini gördü; duraladı o zaman.
Kocaman bir kedi, ciddi bir tavırla, topluluğunun ortasından başını kaldırdı, arkadaşlarına bir göz atıp şöyle dedi:
"Kardeşler, dua edelim! Siz dua ettiğinizde, daha da dua ettiğinizde, hiç kuşkunuz olmasın, gerçekten, gökten fareler yağacak."
Köpek, bunu duyunca güldü içinden ve kendi kendine konuşarak uzaklaştı oradan: "Kör ve akılsız kediler, dualara, ibadetlere, dileklere karşılık olarak gökten fare değil, kemik yağacağını bilmiyorlar! Benden önce atalarımın da bildiği şeydi bu!"
Jack London'dan çağ ötesi bir eser. 1906 yılındaki sınırlı evrim bilgisine rağmen hayal gücünü ve mevcut evrim bilgilerini kullanarak edebiyata ilk "prehistoric fiction" örneklerinden birisini hediye ediyor. Kitabın ana karakteri olan kişi çocukluğundan itibaren rüyalarında genlerinden gelen bilgiler aracılığıyla geçmiş…devamıJack London'dan çağ ötesi bir eser. 1906 yılındaki sınırlı evrim bilgisine rağmen hayal gücünü ve mevcut evrim bilgilerini kullanarak edebiyata ilk "prehistoric fiction" örneklerinden birisini hediye ediyor. Kitabın ana karakteri olan kişi çocukluğundan itibaren rüyalarında genlerinden gelen bilgiler aracılığıyla geçmiş yaşamından anılar görüyor. Kitapta da bu rüyaları sayesinde ağaçlarda ve mağaralarda yaşayan ilkel insan formunun hayat öyküsünü anlatıyor.
"Aklımızın yalnızca en basit şekilde kavrayabildiği, nüfuz edemediğimiz bir şeyin varoluş bilgisi, en derin aklın ve en parlak güzelliğin tezahürü... İşte gerçek bir dini tavrı oluşturan da bu bilgi ve duygulardır; ben de yalnızca ve yalnızca bu anlamda gerçek bir…devamı"Aklımızın yalnızca en basit şekilde kavrayabildiği, nüfuz edemediğimiz bir şeyin varoluş bilgisi, en derin aklın ve en parlak güzelliğin tezahürü... İşte gerçek bir dini tavrı oluşturan da bu bilgi ve duygulardır; ben de yalnızca ve yalnızca bu anlamda gerçek bir dindarım. Yarattığı insanları ödüllendiren ve cezalandıran ya da tıpkı biz bilinçli varlıklarınkine benzer bir iradeye sahip bir Tanrı fikrini idrak edemiyorum. Fiziksel ölümden sonra hayata devam edecek bir birey ise ne anlayabileceğim ne de arzu ettiğim bir durum; bunun gibi düşünceler olsa olsa zayıf ruhların korkularından ve saçma bencilliklerinden kaynaklanıyor olabilir. Oysa benim için yaşamın sonsuz esrarı, gerçekliğin muhteşem yapısına dair bir sezgi ve kendisini doğaya ortaya koyan aklın asla küçük sayılamayacak bir parçasını anlamaya vakfedilmiş azimli bir çalışma yeterlidir."
Belki bana öyle geliyor, belki de bakışlarında yalnız ölüm var, ama hayır, yanılmıyorum: Kuşlarınki gibi daracık turuncu bir halkanın çevrelediği bu dipsiz ve kara gözbebeklerinde ölümden fazlası vardı, ölümün dehşetinden de fazlası.
* Eğer konuşmazsan, kalbimi senin sükûtunla dolduracak ve onu bu sükûta tahammül ettireceğim. Susacağım, yıldızlı uyanık bir gece gibi bekleyeceğim ve bu tahammülün ağırlığından kalbimin omuzları çökecek. Herhalde sabah olacak, karanlık gidecek ve sesin gökleri yararak altından nehirler halinde akacak.…devamı* Eğer konuşmazsan, kalbimi senin sükûtunla dolduracak ve onu bu sükûta tahammül ettireceğim. Susacağım, yıldızlı uyanık bir gece gibi bekleyeceğim ve bu tahammülün ağırlığından kalbimin omuzları çökecek.
Herhalde sabah olacak, karanlık gidecek ve sesin gökleri yararak altından nehirler halinde akacak.
O zaman senin sözlerin, benim kuş yuvalarımın her birinden şarkı kanatları takacak ve senin nağmelerin benim bütün koruluklarımda çiçek halinde açacak.
*** Bu şöhret de aynı zamanda ayağa vurulan bir zincirin ilk halkasıdır, bu zincire vurulan Dostoyevski çalışmanın o ağır güllesini hayatı boyunca taşıyacaktır. *** Yazmak o andan itibaren onun için şu anlamlara gelmektedir: Kazanmak, iade etmek, ödemek; çünkü o andan…devamı*** Bu şöhret de aynı zamanda ayağa vurulan bir zincirin ilk halkasıdır, bu zincire vurulan Dostoyevski çalışmanın o ağır güllesini hayatı boyunca taşıyacaktır.
*** Yazmak o andan itibaren onun için şu anlamlara gelmektedir: Kazanmak, iade etmek, ödemek; çünkü o andan itibaren başladığı her eser ilk satırından itibaren avansla rehin alınmış, daha doğmamış olan çocuk köle olarak satılmıştır. Artık ebediyen edebiyatın zindanlarına hapsedilmiş, bir ömür boyu hapsedilen adamın özgürlük feryatları umutsuzca yankılanmış, ancak ölüm onun zincirini kırabilmiştir.
*** Goethe gibi donup kristalleşmek, yüzlerce soğuk yüzeyde hareketli kaosu yansıtmak istemez, onun istediği alev olarak kalmak, kendini yakmak, her gün kendini yok etmek, her gün yeniden oluşturmaktır; ebedi bir tekrar içinde, ama giderek artan bir güçle ve giderek arası açılan bir karşıtlık içinde. O hayata hâkim olmak değil, onu hissetmek ister. Efendi değil, kaderinin fanatik kölesi olmak ister. Ve ancak bu şekilde, "Tanrının hizmetkârı" olarak, bütün teslim olmuşlarının en teslimi olan bu adam, bütün insanların en bilgilisi olabildi.
Ona ne kadar muhtaç olduğumu şimdi anlıyordum. Ben hayatta yalnız başına yürüyebilecek bir insan değildim. Daima onun gibi bir desteğe muhtaçtım. Bunlardan mahrum olarak yaşamam mümkün olamazdı. Buna rağmen yaşadım... Ama, işte netice meydanda... Eğer buna yaşamak demek caizse, yaşadım...