Spoiler içeriyor
Bir haftadır kitabın içimde pişip şekil almasını beklemekteydim. Şimdi söyleyelim bir şeyler. *Pek tat kaçıracak bir spoiler bulunmamakta. Yine de romanı okumaya kör başlamak isteyebilirsiniz. Yazının geri kalanında romanı övmüşüm yalnızca, yanlışa yer bırakmayım. Daha iyi olabilecek şeyler elbette vardı.…devamıBir haftadır kitabın içimde pişip şekil almasını beklemekteydim. Şimdi söyleyelim bir şeyler.
*Pek tat kaçıracak bir spoiler bulunmamakta. Yine de romanı okumaya kör başlamak isteyebilirsiniz. Yazının geri kalanında romanı övmüşüm yalnızca, yanlışa yer bırakmayım. Daha iyi olabilecek şeyler elbette vardı. Her yapım eleştirilebilir. Ancak şüphesiz Dostoyevski bu yapıtıyla yeni yapıtlar için bir yol açmıştır ve şimdilerde burun kıvırılabilecek kimi yönleri o zaman için takdir toplayacak nitelikler barındırmaktadır. Bu sebeple olumsuz eleştirilere kurban gidebilecek yönlerine değinmeye gerek duymadan her yazarın hatalarının mevcut olduğu bilinirken böyle okuyanın içinde yer eden yapımlar için bunların göz ardı edilmesinin bizden pek bir şey alıp götürmeyeceğini söylemek isterim. Buyrun yorumumuz:
Uzun zamandır bu kadar iyi bir şey okumamıştım. Nereden başlayacağımı şaşırdım. Şöyle başlayalım:
Okuyunuz. Ben ki klasiklerle arası pek iyi olmayan biriyimdir ancak elime ne zaman alsam bırakamadım geri. Kalınlığı kimseleri korkutmasın.
Dostoyevski cesur bir adam. "Cinayet" gibi adı geçince ürperten bir olguyu ne kurbanın ne de bir dedektifin gözünden anlatıyor. Ana kahramanımız olarak katili seçmiş! Üstelik neler yapıyor ediyor ki anlatırken, ne olduğunu anlayamadan kendinizi katilimize sempati duyarken buluveriyorsunuz. İyi bir adam mı bu adam? Bilmiyoruz. İyi ne demek ki? Bu adam bazı zamanlar iyi bir adam. Tek günahı cinayet değil. Öyle pek sevilecek bir adam değil. Niye sevdik o zaman? Çektiği acılardan mı, çekilen acıya saygısından mı? Kahramanımız Rodya hakkında çok uzun konuşulabilir ama burası yeri değil diyerek bırakıyorum bu konuyu.
Diğer karakterlerimiz de yeterince ilgi çekici kişilikler. Rodya'dan alakasız vuku bulan olayları dinlerken de asla sıkılmadım. Bu küçük insanların hayatlarına ne olduğu da alakadar etmekteydi beni. Bir not kağıdı kenarına karalanmış basitlikte karakterlerden, hikayesini dinlemeye vaktimiz olsa en az Rodya kadar ilginç olacak karakterlere yer verilmiş. Böylece yine Rodya'ya döndük işte! Yazar Rodya'yı yazmamış, Rodya olmuş. Bu romanı Sibirya'daki sürgün cezasından döndüğünde kaleme almasının bunda etkisi olabilir elbette. Öyle bir ruhbilimle karşı karşıya kalıyoruz ki; Rodya'nın korkuları, kabusları, paranoyaları, gereksiz özgüvenleri, acısı, vazgeçmişliği, gururu... Hepsi bizim oluyor. Rodya'yı savunamayabilirim, yaptıklarını aklayamam. Ama Rodya'yı tanıyorum artık. Neyi neden yaptığını biliyorum. Bu kimseler vardır. Rusya'nın fakir sokaklarında hala bu öykülere her gün yeniden uyanıp yaşamaktadırlar. Naçizane ben bu kadar kıta öteden nasıl ulaşırım bu insanlara? Sarılmak isteyince bir kıta ötesine uzaşmıyor kollarım. Oysaki Rodya çok yakın şimdi. Bana bu öyküyü anlattığı için Dostoyevski'ye teşekkür ediyorum.
🔸-Ya gideceğiniz başka hiçbir yer, çalacağınız başka hiçbir kapı yoksa? Her insanın çalabileceği hiç değilse bir kapı olmalıdır.
🔸-Yeter artık! -dedi kararlı, coşkulu bir tavırla; sonra sanki görünmez bir kara güce sesleniyormuş gibi, meydan okurcasına, çalımla ekledi. -Sanrılar, anlamsız korkular, saçma hayaller... hepiniz geri! Yaşam var ve ben şimdi yaşıyorum!