Fiyatını uygun bulmadığımdan e-pub olarak okumak istedim. Çevirisi hoşuma gitmeyince İngilizce okumaya karar verdim. Dili basitleştirenin çevirmen olduğunu sanmıştım. Yanılmışım. Kitap boyunca yazarın üslubuna alışmaya çalıştım. Bir şiir dili hakimdi hep. Ama bu şiir, isteği dahilinde konmamıştı oraya; bir düzyazıya…devamıFiyatını uygun bulmadığımdan e-pub olarak okumak istedim. Çevirisi hoşuma gitmeyince İngilizce okumaya karar verdim. Dili basitleştirenin çevirmen olduğunu sanmıştım. Yanılmışım. Kitap boyunca yazarın üslubuna alışmaya çalıştım. Bir şiir dili hakimdi hep. Ama bu şiir, isteği dahilinde konmamıştı oraya; bir düzyazıya zorla yedirilmişti ve sığmadığı o yerde kımıldayıp duruyordu. Dilinde hep bir amatörlük hissettim, anlatmak istediği her şeyi süslemek ister gibi. Bir metaforlar tufanı! Elbette, metafor temel ögelerindendir bir şeyler anlatmak derdinde olan bir distopyanın. Lakin, bu sürüp gittikçe derin anlamlardan çok ucuz numaralar gibi hissettirmeye başladı. Belki kitabın başta sandığım üzere 2017'de değil de 1984 gibi bir yılda yazılmış olması bu ucuz numaraların lehine bir aklayış için kullanılabilir. Yine de adeta bunlara karnımız tok bizim, diyerek okudum.
Ana karakterimiz, ki adını bilemiyoruz, sürekli bir melodram halinde. Hayattaki konumu değerlendirilince anlaşılabilir bir durum. Ne yazık ki anlaşılabilir olması sıkıcı olmadığı anlamına gelmiyor. Bu melodram hali yüzünden gerçekten üzülmem gereken anlara geldiğimde bir şey hissedemez oldum. Çoktan duyarsızlaşmıştım bu evrenin sunduklarına.
Sıkıcılığına dair bir şeyler söylesem de, kitabın akıcılığına laf etmiyorum. Basit bir dil ve küçük parçalara ayrılmış kısımlar sayesinde akıp gidebilecek bir roman. Akıp gitti de, nereye? Aklıma bir yerlere aksaydı da bu karakterler uykusuz bıraksaydı beni keşke. Bunun yerine beni hiçbiri ilgimi uzun süre çekmeyen karakterler ve çok da nereye gittiği belli olmayan bir kurguyla bıraktı bitirdiğimde.
Kitap içerik olarak üstüne konuşulabilecek, tartışılabilecek, günümüzle özdeşleştirilebilecek veya ayrıştırılabilecek konseptler sunuyor okura. Ne yazıktır ki kitabı bu konseptlerin başka medyatik araçlarla çoktan defalarca dile getirildiği ve üstüne yeterince konuşulduğu bir dönemde okudum. Sonuç olarak, sevemedim. Bu yazıyı da aptalca bir hatam yüzünden ikinci kez yazmış bulunuyorum. Daha fazla şey söylemek yerine İngilizce olduğu için affınızı dileyeceğim bir alıntı bırakıp gidiyorum.
🔸Nothing changes instantaneously: in a gradually heating bathtub you’d be boiled to death before you knew it. There were stories in the newspapers, of course, corpses in ditches or the woods, bludgeoned to death or mutilated, interfered with as they used to say, but they were about other women, and the men who did such things were other men. None of them were the men we knew. The newspaper stories were like dreams to us, bad dreams dreamt by others. How awful, we would say, and they were, but they were awful without being believable. They were too melodramatic, they had a dimension that was not the dimension of our lives. We were the people who were not in the papers. We lived in the blank white spaces at the edges of print. It gave us more freedom. We lived in the gaps between the stories.