Bu sefer filmde Jake Gylenhaal'ın olduğunu unutup başlamış bulundum filme. Ekranda görününce Gylenhaalanetine yakalandığımı düşündüm. Her yerdesin adam! Daha önce yönetmenin Snowpiercer'ını izlediğimde demiştim ki "çok iyi bir alt metini o kadar kötü çekmişler ki tüm bu cartoonish karakterlerden ciddi…devamıBu sefer filmde Jake Gylenhaal'ın olduğunu unutup başlamış bulundum filme. Ekranda görününce Gylenhaalanetine yakalandığımı düşündüm. Her yerdesin adam!
Daha önce yönetmenin Snowpiercer'ını izlediğimde demiştim ki "çok iyi bir alt metini o kadar kötü çekmişler ki tüm bu cartoonish karakterlerden ciddi bir metin dinlemem mümkün değil!". Sonra Parasite'ı izlediğimde dedim ki "işte etkileyici bir alt metin gözümüze sokulmadan ve orijinal bir şekilde böyle yansıtılır!". Şimdi Okja'yı izlediğimde arada bir yerde kaldım. Çok normal. Çünkü yönetmeni kronolojik bir sırayla takip etmedim. Okja ikisinin arasında bir geçiş filmi hissi yarattı. Yönetmenin büyüyüşünü, pişip öğrenişini görmüş gibi oldum.
DİKKAT, DİKKAT! BURADAN SONRA BİR TIK SPOİLERIMSI ŞEYLER BULUNABİLİR.
Tilda Swinton bu filmde Snowpiercer'daki rolünün çok benzerini yine aynı cartoonish tavırla sergiliyor. Gylenhaal da gerçek olamayacak kadar saçma bir karakteri canlandırıyor. Marsupilami izleyenler bilir, oradaki avcıyı çok anımsattı bana. Snowpiercer'daki filme saygımı yitirten ninja ekibinin bir karşılığı da bu filmdeki hayvansever organizasyon olayıyla karşılanıyor. Bu sefer biraz daha hafif, çok göze batmıyor. Snowpiercer'da olmayan şey kendimi yerine koyup bağlanabileceğim bir karakterdi, Okja'da ise Mija ve Okja'nın arkadaşlığını anlatmaya filmin en başında izole bir zaman tanınıyor. Herkes bu empatiyi yapsın diye süre tanınıyor aslında izleyiciye. Okja'nın Mija'nın hayatını kurtarmak pahasına yaptıklarının casual bir şekilde gösterilmesiyle de Okja'ya olan sempatimiz tavan yapıyor. Temel atıldığına göre artık Okja'ya olan bir şey izleyiciyi normalden fazla üzecektir, o aşamaya geçiliyor. Aradaki maceralar zaman doldurmak ve bu esnada filmin alt metnini yansıtmak görevi görüyor. Klasik "corrupt companies" alt metni işin özünde. - Bu insanlar paraya tapıyor. Güç onların elinde. Halktan biri tek başına düzeni değiştiremez. Yemek zincirleri cinayet evleridir. - vb.
Alt metin sağlam, çünkü gerçek. Ama filmdeki karakterler yönündeki abartı biraz metinin gerçekliğini zedeliyor yine. Dediğim gibi Parasite'a gelince çözmüş yönetmen bunu.
Filmin sonu ise tam olması gerektiği gibi. Tamamen mutsuz bir son değil, toz pembe bir son da değil. Gerçek hayattaki gibi bir son. Metin bu kısımda biraz zenginleşme fırsatı buluyor. Biz de biraz daha inanıyoruz tüm yaşananlara ve o noktaya kadar olanlar retro bir vurucu etki yapıyor. En azından bana etkisi böyle oldu.
Şimdi ben bu yorumu böyle çok mekanik yazdım ama bakmayın bana. Birkaç sahnede ağlayışım veya ekrana bakamayışımı yazmadım henüz. İşin özü onca alt metine rağmen laboratuvardaki kirli bir duvar, teknisyenin elindeki kan, mezbahadaki sistemik akış ve tüm o testereler bir film boyu uğraşılandan daha çok vurdu bana. Zira basit. Süslemesiz. Gerçekçi. Film bu yöne odaklansaydı yönetmenin orijinal masal benzeri lezzetini tatmaktan yoksun kalırdık ve de film bir vegan propagandası olmaktan öteye geçemezdi. O yüzden yönetmenin sanatsal seçimlerine kesin bir saygı duyuyorum.
Tüm bu teknik ve mekanik bir yana, Okja kalbimi yaraladı. Biraz düşündürdü de. Ama daha çok yaraladı. Ekranın diğer tarafından bu sanal domuzcuğa sarılıp ağlamak isteği yaratabildiğine göre yönetmen şüphesiz müthiş bir iş başarmıştır. İçinizi acıtmak istediğiniz bir zaman mutlaka izlemeniz tavsiye olunur.