Spoiler içeriyor
Bence herkes bu kitap gibi sürdürülebilirliği vurgulayan kitapları okumalı. Çünkü hepimizin dünyayı daha yaşanılabilir hale getirmek için sorumluluklarımız var. Kitabın başlarında atıksız bir yaşam için gerekli beş adımdan bahsediliyor. Bu adımlar reddet, reddedemediklerini azalt, azaltamadıklarını yeniden kullan, yeniden kullanamadıklarını geri…devamıBence herkes bu kitap gibi sürdürülebilirliği vurgulayan kitapları okumalı. Çünkü hepimizin dünyayı daha yaşanılabilir hale getirmek için sorumluluklarımız var.
Kitabın başlarında atıksız bir yaşam için gerekli beş adımdan bahsediliyor. Bu adımlar reddet, reddedemediklerini azalt, azaltamadıklarını yeniden kullan, yeniden kullanamadıklarını geri dönüştür ve organik atıkları kompost yap şeklinde. Başlıkları söylüyorum çünkü bu cümleler bile bazı şeyleri yeniden düşünmenizi sağlayabilir. Kitapta ayrıca doğa dostu etkinliklere de yer verilmiş. Ayrıca etkinlikler bir çocuğun anlayabileceği şekilde anlatılmış. Bu sebeple çevre bilincine sahip bir çocuk yetiştirmede çok yardımcı olacağını düşünüyorum.
Kitabın devamında evde ve okulda atıkları azaltmak için bazı ipuçları yer alıyor. Örneğin plastik diş fırçası yerine bambu diş fırçası, bulaşık süngeri yerine kabak lifi, kimyasal temizlik ürünleri yerine doğa dostu alternatifler, alüminyum folyo yerine balmumu kumaşlar. Bu örnekler uzayıp gidiyor.
Bunların ardından gezegene saygılı birkaç tarif, karbon ve su ayak izlerinin nasıl azaltılabileceğine dair önemli bilgiler yer alıyor. Bu iki ayak izini çok önemsiyorum. Bir diyetisyen olarak kısaca beslenmeden bahsetmek istiyorum. Hayvansal gıdaların karbon ve ayak izi yükü bitkisel gıdalara göre çok fazla. Örneğin 1 kg kırmızı etin üretiminden soframıza gelene kadar olan süreçlerde ortalama 15400 litre su harcanıyor. 1 büyük muz için ise 160 litre. Ayrıca bir ürünün bize ulaşana kadar geçirdiği işlemler ve uzaklık da ayak izlerini etkiliyor. Yani ne kadar uzaktan geliyorsa ayak izi yükü o kadar fazla oluyor. Bu nedenle mevsiminde yetişen yiyecekleri tüketmeliyiz.
Kitabın sonraki kısmında plastiklerden bahsediliyor. Bildiğiniz gibi plastikler yüzyıllar boyunca yok olmuyor. Hatta hiç yok olmuyor. Mikroplastik durumuna gelip toprağa, suya ve dolayısıyla da insanlar da dahil olmak üzere birçok canlının vücuduna karışıyor. Bugün doğmamış bir bebeğin vücudunda bile mikroplastik var. Ve 2050 yılına kadar önlem alınmazsa denizlerdeki plastik miktarının canlıları geçeceği söyleniyor. Çoktan bu çöpler 7.kıtayı oluşturmuş durumda. Kitapta Akdeniz'i en çok kirleten ülkenin Türkiye olduğu yazıyor. Anlayacağınız bütün kötü şeylerde olduğu gibi bunda da ön sıralardayız. Bunun çözümü geri dönüşüm değil. Plastiklerin büyük bir çoğunluğu geri dönüştürülmüyor. Yani asıl çözüm plastik kullanımını mümkün olduğunca azaltmak.
Kitabın son kısmında ise bazı önemli günler, aylara göre üretilen sebze ve meyvelerin listesi ve doğa takvimi yer alıyor. Bu önemli günlerden belki de en önemlisi limit aşım günü. Limit aşım günü dünyanın bize sunduğu bir yıllık kaynağı tükettiğimiz gündür. Yani bu tarihten itibaren gelecek yılın kaynaklarını kullanmaya başlıyoruz. Başka bir deyişle gelecek nesillere borçlanıyoruz. 2019 yılında dünya geneli için bu tarih 29 Temmuz, ülkemiz için 27 Haziran'dı.
Uzattığımın farkındayım ama fazla ekolojik kaygım var. Dünya gittikçe daha kötü bir yer oluyor. Bütün bu salgınlar, yangınlar, kuraklık, denizlerdeki müsilaj çevre kirliliğinin bir sonucu. Buraya kadar okuduğunuzu umuyorum. Herkes bir adım atsa birçok şeyi değiştirebiliriz bence. Çünkü unutmayın başka bir gezegenimiz yok!
Not: Bu konuda hakkında bilgi edinmek istiyorsanız Yeni İnsan Yayınları'nın ekoloji kitaplığına göz atabilirsiniz.