Merhabalar! Müthiş, müthiş, müthiş bir filmdi. Bu zamana kadar izlediğim en iyi romantik/fantastik/aşk filmiydi. En baştan, en baştan tekrar tekrar izlesem asla sıkılmayacağıma ve ilk izlediğim zamanki hislerimin hiç değişmeyeceğine o kadar eminim ki. Çok garip film bittiği için çok…devamıMerhabalar!
Müthiş, müthiş, müthiş bir filmdi. Bu zamana kadar izlediğim en iyi romantik/fantastik/aşk filmiydi. En baştan, en baştan tekrar tekrar izlesem asla sıkılmayacağıma ve ilk izlediğim zamanki hislerimin hiç değişmeyeceğine o kadar eminim ki. Çok garip film bittiği için çok duygulandım. Bu filmde bulduğum duyguları başka bir film de daha bulabilir miyim bilemiyorum. Kalbimin en ücra köşesinde daima olacak bu film. Bir filmin bizi ağlatıyor olması ne kadar garip değil mi?
Renkleriyle, sözleriyle, müzikleriyle, piyano tuşlarıyla, Ameli'nin o saçlarıyla, fotoğraflarlayla... Her şeyle bu film gerçekten çok güzeldi. Filmin ilk dakikalarında beri kendimi bu filmin içinde gibi hissettim.
Audrey Tautou'nın baş rolünde oynadığı bir romantik komedi filmi olan Amelie, 2001 yapımı. Filmdeki her karakter o kadar güzeldi ki, inanın kelimeler ile ifade edemiyorum. Kült bir film olduğu aşikar. İzledikten sonra bir daha unutulmayacak o sahneleri, bu filmin kurgusu kadar değerli benim için.
Kurgusuna gelecek olursak:
Amélie Poulain, bir doktor olan babası tarafından diğer çocuklardan, kalp hastalığı olduğu gerekçesiyle, uzak yetiştirilen bir çocuktur. Aslına bakılırsa babasının yanlış bir teşhisidir bu, çünkü Amélie’nin babasıyla kurduğu nadir fiziksel temas babasının sağlık kontrolleriyle gerçekleşmektedir ve bu kontroller sırasında Amélie heyecanlanmakta, kalp atışı hızlanmaktadır. Amélie’nin annesiyse, en az babası kadar nevrotik bir kadındır. Amélie küçük bir çocukken, annesi, Notre Dame Kilisesi’nin tepesinden atlayan bir kadının üzerine düşmesi sonucu ölmüştür. Böylece babası daha da sessiz ve silik biri olmuş, kendisini eşi için ilginç bir anıt mezar düzenlemeye adamıştır. Amélie de bu yalnızlığın ortasında kendini eğlendirebilmek için, oldukça ilginç ve derin bir hayalgücü geliştirmiştir.
Büyüdüğünde, Amélie Montmartre’da bir café olan ve eski bir sirk göstericisi tarafından yönetilip, birçok ilginç kişinin çalıştığı Çift Değirmen’de garson olarak çalışmaya başlar. 22 yaşındayken, Amélie için hayat oldukça basittir; kahramanımız birkaç başarısız romantik ilişki denemesi sonucunda, kendisini crème brûlées’siyle bir çaykaşığı ile oynamak, gün ışığında Paris’te yürüyüşe çıkmak, St. Martin’s Kanalı’nda taş sektirmek, yüzeyi hoşuna giden taşları toplamak gibi çeşitli küçük zevklere adamış ve hayalgücünü tamamen serbest bırakmıştır.
Hayatı, Prenses Diana’nın öldüğü gün değişmeye başlar. Haberlerden duyduğu şoku takiben yaşadığı bir dizi olay sonucunda, gevşemiş bir banyo fayansının arkasında, bir çocuğun yıllar önce saklamış olduğu metal bir kutu bulur ve bu kutunun sahibini aramaya başlar. Bu arayış içerisinde kendisiyle bir anlaşma yapar; eğer kutunun sahibini bulursa, hayatını iyiliğe adayacaktır. Bulamazsa da… Ne yapalım.
Pek çok yanlış tahminin ardından, kendisiyle aynı apartmanda yaşayan “kristal adam” lakaplı ressam Raymond Dufayel’in yardımıyla, kutunun gerçek sahibini bulur ve çeşitli numaralarla kutuyu sahibine iletir. Ardından adamı gözler ve üzerinde yarattığı mutluluğu görünce, diğer insanların hayatında güzel şeyler yapmaya karar verir. Bu Amélie’yi gizli bir adalet sağlayıcı ve koruyucu melek yapar hayatına etki ettiği insanların gözünde. Babasının hep hayalinde olan dünya turuna çıkmasını sağlar, iş arkadaşlarına, apartmanın yöneticisine, manavın çırağı Lucien’e gizlice pek çok iyilik ve sürpriz yapar.
Ancak Amélie diğer insanlarla ilgilenirken, kimse kendisiyle ilgilenmemektedir. Başkalarının mutluluğu yakalaması için uğraşırken, kendi yalnızlığını sorgulamaya başlar. Bu sorgulama, pasaport için fotoğraf çekilen fotoğraf kulübelerinden, kenara atılmış, yabancılara ait vesikalık fotoğrafları toplayan, tuhaf karakter Nino Quincampoix ile olan bağıntısını görünce daha açık ve rahatsız edici olmaya başlar. Her ne kadar Nino’yu kendi yöntemleriyle pek çok dolambaçlı şekilde cezbetmeye çalışsa da, özünde utangaçtır ve Nino’ya yaklaşamamaktadır. Ancak Raymond’ın öğütleri sonunda, başkalarının mutluluğu için uğraşırken kendi mutluluğunu da elde edebileceğini öğrenir...
(KURGU KISMINI WİKİPEDİA'DAN ALDIM. ÇOK DETAYLI OLDUĞU İÇİN!)
Amelie'nin kocasının terk ettiği dul alt komşusu...
Kemikleri aşırı hassas olan ve kendini dünyadan izole etmiş yaşlı bir ressam...
Huysuz manav ve manavın saf çırağı...
Amelie'nin çalıştığı kafedeki kadınlar...
Saplantılı genç bir adam...
Filmdeki karakterlerin her biri hayatın içinde yaşayan ve filmin de muhtaç olduğu kalitenin parçalarından biri. Her biri hakkında uzun uzun konuşmak isterim. Ayrıca filmin çekildiği mekanlar da çok başarılıydı. Bilmiyorum, belki bir gün ben de o sokaklarda, parkta ve yahut o manavın bulunduğu semtte yürüyebilir ya da belki de Amelie'nin evini görebilirim.
Benim daha önce kendimi yalnız, yorgun, hissiz, mutsuz, kırgın hissettiğim zaman izleyeceğim bir filmim olmamıştı fakat artık var. Ne zaman kendimi kötü bir halde hissedersem bu filme sığınarak kendimi daha mutlu hissedeceğim. Bu film gerçekten benim bu saydam hayatım için çok önemli. İyi ki film izlemeye başlamışım ve iyi ki bu filmi de izlemişim.
Her zaman filmlerin sadece estetik kaygısından öte biz seyircilere anlattığı daha büyük anlamların oluğunu düşünüyorum.
Buraya kadar okuyan var mı bilmiyorum, eğer okuyorsanız çok teşekkür ederim. Bu sevincimi sizinle paylaştığım için çok mutluyum. Demek istediğim, bu tarz film önerileriniz varsa lütfen benimle paylaş bilir misiniz? Ve ayrıyeten aşağıya bıraktığım linkten filmin soundtrackini de dinleyin mutlaka. 🎶
Kesinlikle izlenmeli, tekrar tekrar. Filmin müzikleri dinlenmeli, tekrar tekrar.
soundtrack;
https://www.youtube.com/watch?v=unCVi4hYRlY
Gitmeden evvel şu insanın yüreğini ısıtan replikleri de şuraya bırakayım.
”Kemiklerin camdan değil ama hayat seni de kırabilir.”
”Parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar.”
”Oysa ki siz bayım bir sebze bile olamazsınız. Çünkü enginarın bile bir kalbi vardır.”
”İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir. ”
”Aşksız bir kadın, güneşsiz bir çiçek gibidir. Solar…”
”Mucizelere inanır mısın? – Bugün değil.”
”Hayat asla sergilenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir.”
”Çocukken zaman bir türlü geçmez. Sonra bir bakmışsın 50 yaşındasın.”