Spoiler içeriyor
Içimizdeki şeytan Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı ama büyük ihtimalle son kitabı olmayacaktır. Bu kitapta baş kahramanlarımız Ömer ile Macide'nin psikolojilerini ve düşüncelerini okuyoruz. Kitapla ilgili düşüncelerimi şu sözle açıklamak istiyorum : "Herkese umuttan bahsediyorum, içimde zerre kadar umut kalmamışken...".…devamıIçimizdeki şeytan Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı ama büyük ihtimalle son kitabı olmayacaktır. Bu kitapta baş kahramanlarımız Ömer ile Macide'nin psikolojilerini ve düşüncelerini okuyoruz. Kitapla ilgili düşüncelerimi şu sözle açıklamak istiyorum : "Herkese umuttan bahsediyorum, içimde zerre kadar umut kalmamışken...". Bu söz bana çok tesir etti. Hayattan hiçbir beklentisi, hiçbir arzusu olmayıp insanlara bir gün gerçekten gerçek saadete kavuşacaklarını, umutlarını yitirmemesi gerektiğini anlatmak... Bu durumdan daha acınası, daha kötü bir şey olabilir mi? Bu romanda yazarımız yaşayan bir ölünün hayatını işlemiş. Bu kitaptan o kadar çok ders çıkardım ki... Bunlardan birisi asla hayata yenilmemek. Ne olursa olsun asla pes etmemek. Kitapta Ömer'in parasızlık yüzünden hırsızlık yapması, kendini hor görmesi, dostlarından para alması Ömer'in çok zoruna gidiyor ve bunun sonucunda düşüncelere dalıp harap oluyor. Hatta bir bölümde bununla ilgili şu cümleleri yazıyor yazarımız :"Kendilerini derecesiz bir zekâ ve kabiliyete sahip sayan arkadaşların arasında, mukaddes ve mağrur bir aptallığa sırtımı vererek yaşıyor ve sırf bununla mühim bir şey yaptığımı sanıyordum. Ne gayem, ne düşüncem vardı. Zekâm bütün kuvvetini, içinde bulunduğu ana sarf ediyordu. Yerinde bir cevap, keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi. Böyle günübirlik bir fikir hayatının tabii bir neticesi olarak tezatlara, manasızlıklara, hatta edepsizliklere düşüyordum. İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizde şeytan yok... içimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..." Gördüğünüz gibi yazarımız bu satırlarla Ömer'in ne kadar korkunç bir umutsuzluk içinde olduğunu ve psikolojisini göstermiş. Ömer'in bu düşüncelerinden sonra Macide ile yollarını ayırması bana göre bir pes ediş. Kitabın sonunda yollarını ayırmak yerine sorunların üstüne gidip yeni bir başlangıç yapmalarını beklerdim, pes etmelerini değil. Kitap gerçekten çok akıcı, çok güzel bir gelişim kitabıydı. Okuyan herkes mutlaka bu kitaptan bir ders çıkarmıştır. Benim bu kitaptan çıkardığım ders ; Ne olursa olsun, ne kadar yalnız kalırsam kalayım, ne kadar âciz olursam olayım asla sorunlarımdan kacmamam gerektiğidir. Sorunlarımızın üstüne gidip onları çözmeliyiz. Çözene kadar belki bir çok kez düşeceğiz ama her düştüğümüzde kalkmasını bileceğiz.