Harika bir pazar sabahıydı bana göre, en azından öyle başlamıştı. Tatlı bir esintisi olan bahar sabahlarından birinde, beni mutlu eden insanla deniz kenarında güzel bir kahvaltı, ardından orman gezintisi planlamıştık. İstanbul'da yaşamanın fevkaladeliklerine bayılıyordum her zamanki gibi. Sohbeti de harikaydı,…devamıHarika bir pazar sabahıydı bana göre, en azından öyle başlamıştı. Tatlı bir esintisi olan bahar sabahlarından birinde, beni mutlu eden insanla deniz kenarında güzel bir kahvaltı, ardından orman gezintisi planlamıştık. İstanbul'da yaşamanın fevkaladeliklerine bayılıyordum her zamanki gibi. Sohbeti de harikaydı, kim bilir yine ne ilginç yaşanmışlıklar anlatacaktı.
Hızlı ve küçük adımlarla araca yaklaştığımda arkada oturan genç kızı farkettim, bir zamanlar evli olduğunu söylemişti fakat henüz çocuklarından birisi ile tanışacak kadar ilerlemiş miydi bu ilişki..
Bu tip sürprizleri hiç sevmem, gel gör ki mızıkçılığı da sevmem. Ön kapıyı açıp yerleşirken "günaydın" dedim ortaya, sanki hep tanışıyorduk. Gerçi gözlerim kelimelerin dile getiremediğini ifade etmiş olacak ki "kızım ..." dedi. Memnun oldum güzelim derken sadece yüzümün yarısı arkaya dönüktü. Aynı bakışları görsün istememiştim. Hazırlıksızdım, nedense çırılçıplakmışım gibi hissediyordum, savunmasız, gerekiyormuş gibi. "Onun sizden ayrı geçirdiği zamanların müsebbibi bendim" mi diyecektim utanmadan. Ya o laf sokarsa ne yapmalıydım. Konuşmadık yol boyunca, bir okulun önünde durana dek, hmm üniversite sınavı vardı bugün yaa..
Ağzına sıçmak istiyordum, hırsımı çıkarmak. Hangi çocuk istikbalini belirleyecek bir sınava giderken, ilk kez gördüğü, ebeveynlerinin yuvasını dağıtan sevgilinin kendisine şans dilemesinin psikolojisiyle başa çıkabilirdiki..
Kapıya kadar bile uğurlamak niyetinde değildi benimki anlaşılan, usulca üzerinden eğilip kapısını açtım, kaçmıyorum git onu öp, başarı dile bekliyorum dedim hafifçe iteklerken.
Kapalı dar alanlarda sigara içmeyi sevmem zaten bunaltıcı gelir o tip yerler. Lakin bu defa beynimin ortasından alnıma doğru birşey tık tık atıyordu, koşmak veya soğuk suyun altına girmek ihtiyacı hissettiriyordu. Çakmağımı bulamıyordum, aradıkça sanki bir araç değil, o çakmağı bulmak hayati bir amaç, bir çözüm, bir kurtuluş vesilesine dönüşüyordu. Kutsal çakmak aşkına, lanet olsundu..
Torpidoda hep bir kaç tane olurdu, neden bilmiyorum, sigara falan da içmezdi hiç, ama çeşit çeşit çakmaklar olurdu torpidoda. Açtım..
Üç tarafı kapalı poşet dosya içinde bir sayfa kağıt yere düştü aniden ve işte çakmaklar da oradaydı. Sigaramı yakarken eğilip kağıdı aldım, gayri ihtiyari gözüm ilişti. Üzerinde yarının, pazartesinin tarihi olan bir boşanma dilekçesiydi bu.
Satırlar arasında gözlerim dolaşırken sanki ruhum da kaybolmuş ve çıkışı bulamıyordu. Aniden ter bastı, nefes alamıyordum. Tekrar tekrar okudukça çocukların, üçünün de velayetini istemediğini.. nefes alamıyordum sanki her yer kararmaya başlamıştı, sesler uzaktan ve uğultulu geliyordu..
Allah'ım ne yaptım ben!! Ben.. ne yaptım.. keşke bir şey olsa, mesela hiç bir iz bırakmadan toprak apansız yutsaydı beni.. kendimden tiksiniyor, utanıyordum.
Daha önce hiç tanışmadığım diğer iki çocuğun simaları gözlerimin önüne gelip duruyordu ve hiç konuşmadan küçücük parmakları ile beni işaret ediyorlardı yarı ağlamaklı..
Kapıyı zor açıp eğildim ve içimde ne varsa çıkardım, esas önemli olanlar hariç. O derin kötülük, bencillik, düşüncesizlik hala içimdeydi. Neden se geri geldiğinde beni teselli etmesini arzuluyordum bi yandan. Yaa olamaz, lan nasıl bi hayvandım ben, kendime inanamıyordum. Ve biliyordum, o yatağa girdiğimizde bunların hiç bir önemi kalmayacaktı. Öyle aşk şarhoşu, ölesiye mutlu olacaktım ki kimse bunu bozamazdı.. öyle mi olmalıydı, ya o kızcağız ne olacaktı.
Yüzümüze bile tükürmemişti ya !..
Geri geldi, istersen başka bir yere gidelim dedi elimdeki dilekçeyi yavaşça alırken. Nasıl bir hışımdı, aslında kendime, hızla çekip parçalarken dosyayı.. gözlerimden dökülenleri bırak sesim gitmiş konuşamıyor, nefes almakta bile zorlanıyordum. Sadece usulca "sktr" diyebildim..
"Ne diyosun, abartma o kadar" dedi.. "bak konuşalım bunu düzgünce.." ve daha bissürü şeyler söylüyordu fakat o "sktr" kendimeydi, sktr ol çık bu insanların hayatından, sktr ol git bu dünyadan, o çocuğun bakışlarına bu şekilde muhatap olmaktansa, mutluluk anlayışın birilerinin hayatını mahvetmeye dayalıysa "sktr aq" neren insan olum senin diyorum kendime..
"Bak! Beni dinle!" Derken sesim tahmin ettiğimden de fazla çıkmıştı. "Ben babasızlığın ne olduğunu biliyorum, sana anlatmıştım biraz. Seni ne kadar sevdiğimi de biliyorsun. Köpekler gibi aşığım sana.." derken daha normaldi sesim. Sol ayağımı biraz yukarı çekip üzerine abandım ve dudaklarımızın son kez buluşmasına izin verdim. Şaşırmıştı fakat karşılık veriyordu. Onu hiç öpmediğim kadar aşkla öptüm aynı anda da kalbim bir sürü hançer darbesiyle parçalanıyordu sanki, inanılmaz bir acı ve inanılmaz bir haz aynı anda nasıl olabilirdi..
Geriye ayrıldığımızda bir tek kelime dökülüverdi dudaklarımdan.. bunun anlamını biliyordu, ilk tanıştığımız zaman söylemiştim ona, beni senden ayırabilecek tek şey var, yalan demiştim ona. Şimdi ise "yalancısın" demiştim.
Sustuk..
"Asla aramayacaksın, azıcık saygın, azıcık sevgin vardıysa bana çocuklara iyi bakacaksın ve ben bir şekilde bunu bileceğim hep.." dedim araçtan inerken..
"Ama.. bak.." diyecek olsa da, o da biliyordu, bu dakikadan sonra artık mümkün değildi..
Aniden çiselemeye başlayan yağmur panik atağıma olmasa da gözlerimden çağlayan şelaleye maske oluyordu hiç olmazsa..
O gün doğru olanı yaptığımı bilmiyorum ve üzerinden onbeş yıl geçti ama hala neden bu kadar acıyor abi diyordu danışanım.. hala neden?..
Normalde huyum değildir ama sarıldım sımsıkı, omzumda dermansız kalana kadar o ağladı ben ağladım.
Gönül kimi sever, ne zaman belli olmaz.. kime neden değer verir, neleri feda ederiz ya da nelere feda ederiz.. fakat sevgiden aşktan azıcık tatmış olanlar ancak bu olup bitenlere saygı duyar, merhamet eder..
Sevgiyle kalın 😘