Bir düzen oyunu belki de kukla! Cezası olmayan bir etapta tek kuralı düşünme yetimizi devre dışı bıraktığımızda verilen büyük bir ödül! gerçekten ödül müdür? yoksa gerçek bir ceza mı? son zamanlarda simülasyon içinde yaşadığımız düşünceleriyle savaşırken, bu diziye denk gelişim…devamıBir düzen oyunu belki de kukla! Cezası olmayan bir etapta tek kuralı düşünme yetimizi devre dışı bıraktığımızda verilen büyük bir ödül! gerçekten ödül müdür? yoksa gerçek bir ceza mı?
son zamanlarda simülasyon içinde yaşadığımız düşünceleriyle savaşırken, bu diziye denk gelişim algıda seçicilik mi tesadüf mü yoksa...?
Her bölümü ayrı hikayeleri ele alan kısa metraj film tadında fakat birbirini tamamlayıcı detayları olan minik bir dizi olmasına rağmen sağlam bir senaryo
Geçenlerde yaşadığım ilginç bir anım bu diziyle birlikte kendimi ve hayatımı yeniden sorgulamama sebep oldu
bir kaç gün önce mutfakta tezgahın yüzeyini yıkarken küçücük bir karınca belirdi. Ufacık bir su damlası onun için koca bir deniz gibiydi ve o denizde kendi kendine sağa sola hareket eden dalgaya karşı çırpınırken, merakım cezbedince o su damlasından kurtulacak mı diye izlemeye başladım. Suyun kıyısında olmasına rağmen görüş açısının tersine olduğu için sağa sola çarparak suyun ortasına kadar ilerledikçe çırpınışları artarak geldiği noktaya geri gitti 3 5 sefer (yoruluna kadar) aynı yolu denedi oysa sadece 3 adım gerisi onun için güvenlik alanıydı 3 adım geri atsaydı su damlasından rahatlıkla ve hiç bir çaba sarf etmeden kurtulabilirdi. Ama o sadece ilerde küçük kuru bir alanın olduğunu gördüğü akıntıya doğru ilerlerken kuru alanın ilerisinde daha büyük su damlasını göremediği için bakış değil görüş açısına göre hareket etmesinden dolayı akıntıya kapıldı. Deney gibi bir deneyim edindim. Çok ilginçtir ki kendimi o küçük karınca olarak hayal ettim etrafımda ki suyu dünya olarak düşündüm. Evren dediğimiz sonsuzluğun içinde dünya sadece o su damlası kadar yer kaplarken biz de o küçük karıncılar gibiyiz. Oysa ki o su damlası mutfak tezgahında sadece benim bir parmağım kadar yer edinirken Karınca'nın bütün dünyası kadar büyüktü. Hep dünya aşılamaz bir yermiş gibi büyüdük ne kadar bakarsak bakalım görmediğimiz ne çok şey var etrafımızda. Mesela o karıncanın başında duran ben gibi ama karınca varlığımdan ve görüntümden bir haberdi. Peki ya biz? Kendi dünyamızda en dokunulmaz en büyük varlık olduğumuzu sanan biz? Evrende görüş açımızın yetmediği daha büyük varlıkların ne kadar farkındayız? Tek bir parmak hareketleri ile bizi o akıntıya sürükleyen varlıklardan bi haber olduğumuz için bu dünyada, başka bir gezegenin deneği olmadığımızın bir kanıtı var mıdır? Yada kendi dünyamızda ne kadar özgürüz?
Peki kendi gezegenimiz yada başka bir gezegenin deneği olduğumuzu fark ettiğimiz dünyada nasıl bir rol oynardık?
Bildiğimiz halde kabul edip aşamadığımızı sandığımız dünyada denek olarak kalır mıydık? Yada karınca misali kendimizi akıntıya mı bırakırdık?
Bu diziyi izlerken tam da bunları düşündüm. Aslında her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu.. "game over" yazısına kadar bir mana aramadan oynadığımız oyunun içinde pardon yaşadığımız dünyada! biz öldükten sonra bize hiç bir getirisi olmayan para için savaşırken Mana Arayışını fark edemiyoruz. Peki o zaman Anlam Arayışı nedir ?
Evet dizi belki konusu itibari ile benim daldığım kadar derin düşüncelere değinmiyor olabilir olmayadabilir. Fakat hikayenin, Anlam Arayışı, Adalet, Para ve Oyun olarak ele alınan rastlantısal karakterlerine baktığımızda "Similasyon Denekleri" demek çokta yanlış bir varsayım gibi görünmüyor
Öyle değilse bile yüzeysel olarak verdiği mesajlar bile fazlasıyla ufku genişletecek, en azından bir kere de olsa hayatı yada benliğimizi sorgulatacak bir diziydi.
Hayat! bilinmez bir denklem değil midir kalıpsal bir Dünyada? Peki son sorumu sorup cevabı yine size bırakıyorum "Bizim Dünyamızın/Çölümüzün Kralı Kim" hiç düşündük mü?