⚜️İlkler serimizin yeni konuğu... 🌐 Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film karşınızda... Film, uyarlandığı öykünün yazarı Necati Cumalı'nın bir zamanlar avukatlık yaptığı yerde, yani İzmir'in Urla ilçesinin Bademler köyünde çekilmişti. Öykü, yazarın o yıllardaki gözlemlerine dayanmaktadır. Su ve…devamı⚜️İlkler serimizin yeni konuğu... 🌐
Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film karşınızda...
Film, uyarlandığı öykünün yazarı Necati Cumalı'nın bir zamanlar avukatlık yaptığı yerde, yani İzmir'in Urla ilçesinin Bademler köyünde çekilmişti. Öykü, yazarın o yıllardaki gözlemlerine dayanmaktadır. Su ve arazi anlaşmazlıkları temasını işleyen filmde figüran olarak köylüler rol aldı. 1963 yılında başlanan çekimler kalabalık bir ekiple dokuz ayda bitirdi. Sansür Kurulu tarafından filmin gösterimine izin verilmemiştir.
Bunun üzerine film rafa kaldırılmış ve yönetmen Metin Erksan'la yapımcı ve aynı zamanda başrol oyuncularından biri olan Ulvi Doğan arasında hiç bitmeyecek olan sürtüşmeler başlamış oldu. Sinemaya bir heves için girmiş olan aslında tekstilci ve stilist olan Ulvi Doğan filmi otomobil bagajında gizlice Avrupa'ya kaçırmış ve afişteki Metin Erksan ismini uyduruk bir isimle değiştirerek Berlin Film Festivali'nde yarışmaya sokmuştu. Film festivalin büyük ödülü Altın Ayı'yı kazanıp Avrupa'da büyük sükse yapınca devlet bu kez filme itibarını iade etme kararı vermiş, ama buna rağmen film geri gelmemişti. Avrupa'da Hülya Koçyiğit'e benzeyen bir figüranla çevrilen birkaç pornografik parça filme eklenerek film "I Had My Brother's Wife" (Tr: Kardeşimin Karısına Sahip Oldum) adıyla yeniden piyasaya verilmiş ve daha çok erotik film gösteren sinemalarda gösterilmişti.
Türkiye'de sansür engeline takılan, bu nedenle de ilk gösterimi Haziran 1964'te Berlin Film Festivali'nde yapılan "Susuz Yaz", bu festivalin büyük ödülü olan Altın Ayı'yı kazanmış ve Türk sinema tarihinde uluslararası ödül kazanan ilk film olmuştur.
Filmde işlenen Necati Cumalı’nın Susuz Yaz hikâyesinde toplumsal ve bireysel temalar işlenmiştir. Bir yandan tarıma dayalı üretimin ekonomide egemen olduğu bir toplumdaki toprak ve suyun üzerinden yükselen mülkiyet kavramı ve iktidar mücadeleleri, kadının bu toplumda metalaştırılıp değersizleştirilmesi gibi toplumsal bir çatışma, bir diğer yandan da insanın kendi kendine zamanla yabancılaşmasını konu alır. Film, 1960’lar Türk sinemasının karakteristik toplumsal gerçekçi özelliklerini taşır. Halihazırda Necati Cumalı toplumsal gözlemlerinden yola çıkarak hikâyeyi kaleme almıştır. Buna rağmen film, toplumsal çatışmayı sınıfsallık bakımından ele almadığı için eleştirilerin odağında olmuştur.
Filmin açılışı “Osman: Su bizim değil mi, ne şekil istersek öyle kullanırız.
Hasan: Su toprağın kanı ağa, kimse razı gelmez (Erksan, 1963)” şeklindedir. Mülkiyet sahibi iki kardeş arasında geçen bu konuşmanın ana unsuru su mülkiyet kavramını temsil eder. Bir yandan suyu kendi tarlasındaki havuzda toplayıp köylüye vermek istemeyen ağabey Osman ve bir diğer yanda da köylüyü susuz bırakmak istemeyen küçük kardeş Hasan nihayetinde suyu kendilerine saklayarak köylüyle karşı karşıya kalır. Kocabaş kardeşler ve köylüler arasında iktidar mücadelesi hem hukuki hem de şiddet içeren yollarla anlatılır.
Aldığı Ödüller;
1964 - Berlin Film Festivali - Altın Ayı Ödülü
1964 - "Acapulco Film Festivali" (Meksika) - "Altın Maya Ödülü"
Hülya Koçyiğit, Yılın kadın sanatçısı, Türk kadınlar birliği tarafından
Metin Erksan, Özel ödül, Venedik Film Festivali Merito Biennale