Adalet üzerine Keyifli okumalar Adalet belki de değerler arasında en üstün olanıdır. İnsanlar onun sayesinde insan olur, analar-babalar onun sayesinde evlerine ekmek götürür ve gerçekten hiç olmazsa yarına baktığımızda gelecek onun sayesinde tahmin edilir(tahmin edilebilirlik ve hukuk arasındaki ilişkiyi başka…devamıAdalet üzerine
Keyifli okumalar
Adalet belki de değerler arasında en üstün olanıdır. İnsanlar onun sayesinde insan olur, analar-babalar onun sayesinde evlerine ekmek götürür ve gerçekten hiç olmazsa yarına baktığımızda gelecek onun sayesinde tahmin edilir(tahmin edilebilirlik ve hukuk arasındaki ilişkiyi başka bir gönderide ele alacağım o yüzden şimdilik böyle kalsın). Ve gün sonunda adalet gibi böylesine yüksek bir kurumun/değerin muhafazası biz hukukçulara kalmaktadır. Yani anlayacağınız vazifemiz büyük aynı zamanda da bir o kadar onurlu. Tabi layıkıyla yerine getirirsek. Nitekim Voltaire “İnsanlığın en güzel görevi adalet dağıtmasıdır.” demiştir.
Peki adalet fikir olarak bizim için hep ütopik bir kandırmaca olarak mı kalacak yoksa adalete gerçekten bir gün ulaşacak mıyız? Soruya benim cevabımı sorarsanız ben adaletin hiçbir zaman sağlanamayacağı (herhangi bir ülke olsun, hukuk sistemi olsun) düşüncesindeyim. Ancak görüşüm yanlış anlaşılmasın şu an ülkemizin bulunduğu durumdan hareketle böyle bir düşünceye kapılmadım. Gelecek her zaman daha güzeldir içiniz her daim ferah olsun. Burada da Mustafa Kemal Atatürk’ün “Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” sözünü getirin aklınıza ve ona layık bir nesil olmaya çalışın.
Neyse konudan daha fazla uzaklaşmadan asıl konumuza geri dönelim. Adalet kelimesine baktığımız zaman bu kelimenin kökünün Arapça adl kökünden geldiğini ve kelimenin anlam olarak denklik, ölçülülük, hak edene hak ettiğini verme olduğunu görmekteyiz. Bu bilgileri verdigimize göre de şimdi sormamız gereken soruya gelelim: Kişi hak ettiğini dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda her daim alır mı? Yine bana soracak olursanız cevabım katiyen hayır. Örnek vermek gerekirse kendinizi bir ebeveyn olarak düşünün ve canınızdan çok sevdiğiniz bir evladınız var. Onu büyütmek için türlü çarbalar sarf ettiniz, hasta olduğu gecelerde uyumadınız başında sabahladınız, onu yetiştirme noktasında hiçbir kusurlu davranışta bulunmadınız ve her daim onun yanında oldunuz. Şimdi bu çocuğunuz büyüdü, fidan gibi bir genç oldu ve hayallerindeki üniversiteyi kazandı. Devamında da o üniversitede tahsile başladı. Her şey çok güzel gidiyor, hayatındaki her şey çok iyi. Tabi siz de onun mutluluğunu gördükçe kendinizden geçiyorsunuz. Sonrasında bi gün sıcak yatağınızda uyurken aniden telefonunuz çalıyor şu haberi alıyorsunuz: Canınızdan çok sevdiğiniz, dünyaları verseler vermeyeceğiniz biricik evladınız akşam yurda/eve dönerken ne olduğu belirsiz bir p*ç tarafından kalbinden bıçaklanarak hastaneye kaldırılmış, yapılan tüm müdahalelere karşın ex olmuş yani hayata veda etmiş. Ne/nasıl hissederdiniz? Bu saatten sonra sizi ne rahatlatır tam olarak? O y*vşağın 25-30 yıl hapiste kalması mı, sizin biricik oğlunuzun canına karşılık onun da canının alınması mı veya ona türlü işkenceler yapılıp ölmek için yalvarması mı? Ben size söyliyim hiçbiri sizin ciğerinize su serpmeyecek ve hiçbir şey (en azından şu an içinde bulunmuş olduğumuz dünyanın maddi koşulları göz önünde bulundurulduğunda) sizi tam olarak tatmin etmeyecek. Çünkü verdiğiniz onca emeği geçtim artık o evladınız yok ve bunun acısını bir ömür boyunca yaşamaya mahkum olacaksınız.
O yüzden adalet insanoğlu için kendi kendini kandırmaktan öteye geçmeyen bir aparat olmaya devam edecek ve hiçbir zaman ona ulaşamayacağız.
Yazıda konunun dağıldığı yerler olmuştur. Keza derinlik görmeyen insanlar olursa da mazur görün. Şimdiden affınıza sığınıyorum.