Bu animeyi favorilere ekleyen ve hakkında inceleme yazan ilk kişi olmak benim için büyük bir zevktir. 🖤 Haydi bakalım fandomu bile olmayan bir animeye nasıl âşık oldum izliyoruz, Öncelikle bu animeyi animecix de öylesine izlediğim animeleri işaretlerken en son sayfalardan…devamıBu animeyi favorilere ekleyen ve hakkında inceleme yazan ilk kişi olmak benim için büyük bir zevktir. 🖤
Haydi bakalım fandomu bile olmayan bir animeye nasıl âşık oldum izliyoruz,
Öncelikle bu animeyi animecix de öylesine izlediğim animeleri işaretlerken en son sayfalardan birinde buldum, açıklamayı bile okumadan 'biraz da dalga geçebileceğim şeyler izleyeyim' diyerek izlemeye başladım, 1, 2, 3... bir baktım ki 13. bölümde, 5. davada, Silent Christmas #2'de gözlerim dolu dolu olmuş, kalbime dokunmuş bu anime.
Çocukluğumdan beri her zaman hayaletlerden, doğaüstü varlıklardan çok hoşlanmışımdır, her zaman çok ilgimi çekmiştir zaten Sherlock ve polisiye hayranlığım belli oluyordur, bu ikisinin birleşip üstüne de drama eklendiğii görünce ''işte bu, aradağım şey buymuş'' dedim kendi kendime, on üç on dördü, on dört on beşi kovalarken, kendimi final bölümünde, yirmi beşinci bölümde buldum.
Animedeki karakterler çok ilgimi çekti, özellikle 'Naru' ,gerçek adı bu bile olmayabilir hatta, bu karakter hakkında (ana karakterlerden olmasına rağmen) nasıl tek bir şey bile bilmeyiz diye düşünüp duruyorum hep. Naru, Mai, Houshou(fav), Ayako, John, Lin, Masako... Hiç beklemediğim bir anda bana istediğim dramı, romantizmi, polisiyeyi, dedektifliği, doğaüstü olaylarını harika bir şekilde harmanlayarak sundukları için çok mutluyum.
Anime, Naru adlı bir ruh kovucunun Mai'nin okulundaki ruhları kovmaya gelmesiyle başlıyor, Mai, Naru'nın asistanı Lin'in başına bela olup yaralanmasına sebep olunca Naru Lin'in yerine geçici olarak Mai'yi alıyor, daha sonra okul müdürü Naru'ya güvenmediğinden olsa gerek Ayako, Houshou, John ve Masako'yu çağırıyor (tapınak bakiresi, keşiş, ünlü bir medyum ve avusturalyalı din adamı). İşte ana kadromuz bu şekilde kuruluyor, Mai'nin okulunu arındırdıktan sonra olaylar gittikçe karanlık bir hâl alıyor ve asıl eğlenceli bölümler başlıyor, Naru davalara yardımcı olmaları için çağırdığı Houshou, Ayako, John ve Masako ve (Lin'in yerine geçici olarak koysa da Lin iyileştikten sonra da)Mai'yi yanından ayırmadan bir çok dava çözüyorlar.
Bu davalar kimi zaman kalbime oturan hüzünlü davalar olurken kimi zaman vahşetten ekrana bakmamı zorlaştıran davalardan oluşuyor, duygusal olarak en çok etkilendiğim dava 5. dava, Kenji'nin davası olurken, korku bakımından en çok etkilendiğim dava Urado davası yani 'dava 7: The Bloodstained Labyrinth' oldu.
Opening ve endingi bile övebilirim, bile diyorum çünkü ne openingde ne de endingde müzikten ve basit ışık hüzmelerinden başka bir şey yok ama bu bile Ghoat Hunt'a çok ayrı bir hava katarak atmosferi tamamlamalarına yarımcı olmuş.
Ayrıca öğrendiğime göre (bunu çok zor öğrendim çünkü fandomu yok) mangası çok daha karmaşık ve kaliteliymiş, aşk manasında çok daha garip ve bizi şaşırtacak şeyler doluymuş. Özellikle Naru'nun geçmişi ve kendisi hakkında bir şeyler öğrenmek istediğimden kesinlikle mangasına başlayacağım.
Bayağı karışık, oradan buraya atladığım bir yazı oldu farkındayım, sadece biraz fazla heyecanlandım bu animede. En sevdiğim şeylerin tek bir animede (hem de kısmen eski bir animede) toplanması gerçekten kalbimi hoplatıyor.
Bir de shoujo = sadece romantizm algısını kıranlar listemize girdiği için de çok teşekkür ediyorum bu animenin yapımcılarına. Bu listenin tacı her ne kadar Kusuriya no Hitorigoto'da olsa da, sağ kolunu Akatsuki no Yona' yapsa da Ghost Hunt her shoujonun, yani ana karakteri kadın olan animelerin, yalnızca romantizmden oluşmadığını, farklı temaları da içine alabileceğinin en güzel kanıtlarından biri oldu.
Sanırım bu kadardı... Hayır son bir şey, KEŞİŞ (Houshou) REAL MAN. I love him sm, in a world of boys(naru) he's a gentleman. Bitti.