Ben Olmayınca da Doğuyordu Gün, Anladım, Darılmadım... Yenilginin sularında yıkandım önce, Buğulu aynalarda tanımadım kendimi. Kırık cümleler gibi dizildim zamana, Her suskunlukta biraz daha tamamlandım. Kendimle kendim arasında bir yol çizdim ne başı belliydi, ne sonu. Adımlarım bazen içime battı,…devamıBen Olmayınca da Doğuyordu Gün, Anladım,
Darılmadım...
Yenilginin sularında yıkandım önce,
Buğulu aynalarda tanımadım kendimi.
Kırık cümleler gibi dizildim zamana,
Her suskunlukta biraz daha tamamlandım.
Kendimle kendim arasında
bir yol çizdim
ne başı belliydi, ne sonu.
Adımlarım bazen içime battı,
bazen göğsümden bir kuş uçtu usulca.
Günler, anlamsızca uzadı üstüme,
Sarmaşıklar gibi dolandı boynuma zaman.
Soluksuz kaldım ama ses etmedim.
Büyümek dedikleri şey,
biraz da budur belki:
Canı yana yana susmayı öğrenmek.
Ve dünya,
bensiz de güzeldi aslında.
Bir sabah fark ettim bunu,
camdan süzülen ışıkta—
Ben olmayınca da doğuyordu gün,
çiçek yine açıyordu,
ve ben buna darılmadım.
Çünkü anladım:
Her kayıp biraz yer açar insanda.
Her boşluk yeni bir şiire gebedir.
Ve her şiir,
yeniden başlamanın en kırılgan biçimidir.
Hayat, kaldığımız yerden değil;
kırıldığımız yerden devam eder.
Ve biz,
her kırıldığımız noktadan
yeni bir yol çizeriz kendimize
acının haritasından..
Yenilgiler bazen zaferlerden daha çok şey öğretir.
Gözlerim kapalı yürüdüm içime doğru.
Sessizliğin içinden geçen o ince çatlakta
kalbimin sesini duydum ilk kez.
Dünyanın ve seçimlerimizin
nasıl da bizden bağımsız ama
bizi de peşinden sürükleyen
bir yapısı olduğunu kavradım.
Acının içimde su gibi süzülüşüne
şahit oldum kimi zaman,
kimi zaman da o su,
bir taş gibi oturdu.
Zafer değilmiş insana ayna tutan.
En çok da kaybettiğimde kendimi gördüm.
Vazgeçmeyi bir yenilgi değil,
bir yol ayrımı olarak sevdim.
Ve durmanın da
bir yürüyüş olduğunu öğrendim.
Zaman,
nehrin kıvrımlarına benzedi.
Anlamını çözemedikçe
daha çok dolandı etrafıma.
Sustuğum her an biraz daha çoğaldım.
Kaybettiğim her şey,
yeni bir ben doğurdu.
Dikenleriyle boynuma dolanan
sarmaşık gibi çoğu gün—
canımı acıttı ama
beni de sardı, tuttu.
Bir nevi sarılıştı belki de.
Kimsesizlikle kucaklaştım.
Ve dünya…
Bensiz de dönüyordu.
Bu gerçekle yüzleşmek,
sandığımdan da yıkıcıydı.
Ancak yıkıcı olmasının yanında özgürleştiriciydi de.
Kırılmadım, darılmadım.
Çünkü anlamaya başladım:
Var olmak,
bazen görünmekle /yanında olmakla değil,
hissedilmekle ilgiliydi.
Ve bazen kişi,
en çok kendi içine görünür hale gelir.
İşte bu yeni yol…
Ne taşları tanıdıktı,
ne göğü aynıydı eskinin.
Ama sessizdi,
derin bir yerden akıyordu içime.
Ve ben yürümeyi öğrendim
kendimle kendim arasında,
yenilgiyle yoldaş,
kayıpla barış içinde.