Erasmus-Kilise-Vaazlar ve Viral Videolar-Politik Şovlar-Popülizm ve Yapay Zekâ Bir deli bir kuyuya bir taş atar; sonra bir dünya güzelleşir.. ( 1’de “sonraki” 2, 3, 4… falan filan yoktur, mecazdır, sanrıdır, aptallığa katlanabilirlik kılma çabasıdır) Bu taş, yalnızca suya düşüp halkalar…devamıErasmus-Kilise-Vaazlar ve Viral Videolar-Politik Şovlar-Popülizm ve Yapay Zekâ
Bir deli bir kuyuya bir taş atar; sonra bir dünya güzelleşir.. ( 1’de “sonraki” 2, 3, 4… falan filan yoktur, mecazdır, sanrıdır, aptallığa katlanabilirlik kılma çabasıdır) Bu taş, yalnızca suya düşüp halkalar yaratmakla kalmaz; batılın üzerine iner, ikiyüzlülüğü çatlatır, zamanın tortusunu dağıtır. Erasmus’unki böylesi bir taş. Avrupa’nın Orta Çağ skolastik karanlığında, kilisenin mutlak tahakkümü ve dogmanın demir zincirleri arasında ve Gazzâlî’nin kendi coğrafyasında benzer bir “akıl kesintisi” yarattığı bir çağda, bir deli maskesiyle sorunsallığı dile getiren bir metin. Ve o taşın yankısı, beş yüzyıl sonra hâlâ duyuluyor — çünkü dünya hâlâ aynı kuyunun dibinde.
Erasmus’un en büyük ustalığı, delilik maskesinden konuşmasıdır. Aklı doğrudan konuşturursanız, erk sahipleri onu susturur. Deli konuşursa, kimse ciddiye almaz; işte bu “hafife alma”, sözün statik olanı inkâr anıdır. Bugün hâlâ siyasette, sanatta ve medyada gerçeği söyleyebilmek için bir tür maskeye ihtiyaç duyması, bu yöntemin güncelliğini ispatlar.
Ne var ki, popüler kültür Erasmus’u “hümanist” etiketiyle paketleyip ehlileştirdi. Onu sanki tatlı dilli bir iyimserlik manifestosu yazmış gibi pazarlıyorlar. Oysa Deliliğe Övgü, insan sevgisinden çok, insanın kendi kurduğu otoriteleri alaşağı etme ifadesine de içkin olma kitabıdır. Ve bu, bugünün “iyi niyetli” aptallık kültürünün tam karşısında durur.
Biyolojik evrim gibi düşünsel evrim de eleştiriyle gelişir: Öncekini yıkar, üzerine koyar, çoğaltır. Deliliğe Övgü’nün büyüsü, onu eleştirilecek yer bulmanın güçlüğüdür. Metin, hem iktidarı hem muhalefeti, hem “din adamını” hem akademisyeni, hem kralı hem halkı aynı iğnelemeyle yaralar. Bu nedenle de kolayca sahiplenilemez; ya tamamen ehlileştirilir ya da tamamen dışlanır. Bugün sanal medyada, “eleştirel” olduğu iddia edilen birçok içerik, aslında sistemin izin verdiği ölçüde eleştiridir — tam da Erasmus’un delisinin alay ettiği şey budur.
21. yüzyılda delilik, artık sistem karşıtı bir tehlike değil; sistemin başlıca sermayesi. Popülist liderler, kitleleri “bizden” ve “onlardan” diye ikiye ayırırken, aşırı basitleştirilmiş düşman imgeleri üzerinden sürekli bir duygusal manipülasyon yaratır. Sanal medya algoritmaları ise bu duyguyu milisaniyeler içinde yayar. Erasmus’un dönemindeki kilise vaazlarının yerini, bugünün viral videoları ve politik şovları aldı. Fark şu: O zaman deliler gerçeği söyleyebilirdi; bugün delilik, bizzat iktidar stratejisidir.
Dijital çağda, yapay zekâdan beklenen şey “gerçeği” çoğaltmak değil, veriyi kârlı biçimde yönlendirmektir. Erasmus’un eleştirdiği o dönemin “bilgelik” maskeli cehaleti, bugün “akıllı algoritmalar” maskesi takmıştır. Sözde “bilgi çağı”nda yaşıyoruz ama üretilen bilginin büyük kısmı, düşünme yeteneğimizi törpüleyen, tekrara dayalı, hafıza yerine tıklama refleksini besleyen çöplerden oluşuyor. Bu, tam anlamıyla bir aptallık ekonomisidir — tıpkı Baudrillard’ın dediği gibi, gerçekliğin yerini simülasyonun alması gibi, düşüncenin yerini veri işlemci hızının alması.
Neoliberal çağ, yalnızca emeği değil, eleştiriyi de metalaştırdı. Eleştiri, moda bir imaj; muhaliflik, satılabilir bir marka. Deliliğe Övgü’nün ironik dili, bugün Netflix’te, reklam kampanyalarında ya da start-up sunumlarında “farklı” görünme stratejisinin bir aracı haline getirildi. Deliliğin sivri ucu törpülendi, “yaratıcı çılgınlık” diye pazarlanan steril bir eğlenceye dönüştü.
İşte bu yüzden Deliliğe Övgü, bugün hâlâ devrimcidir: Çünkü o, deliliği sistemin maskesi olmaktan çıkarır, onu sistemin yalanlarını açığa çıkaran bir alet haline getirir. Erasmus’un delisi, bugünün “tüketilebilir muhalifleri” gibi değildir. O, kralın çıplak olduğunu söyler ve sonra o çıplaklığı moda diye satmaya çalışanları da ifşa eder.
Aynaya Bakmak
Deliliğe Övgü bugün yeniden okunmalı, yalnızca bir edebi metin olarak değil; çağımızın zihinsel esaretini çözebilecek bir yöntem kitabı olarak. Çünkü bu kitap, bize kimin gerçekten “deli”, kimin “akıllı” olduğunu yeniden sormayı öğretir.
Bir deli bir kuyuya bir taş atar; sonra bir dünya güzelleşir.. ( 1’de “sonraki” 2, 3, 4… falan filan yoktur, mecazdır, sanrıdır, aptallığa katlanabilirlik kılma çabasıdır)