Bu kitabı bana çok sevgili arkadaşım İrem aldı. Beraber okuruz diye kendine de bir tane almış. Burdan ona sonsuz sevgilerimi sunuyorum… Sınavım açıklanmış ve kaldığımı öğrenmiştim. Yeni bir maratona hazırlık yapıyordum ama kendime 1 ay tatil vermek istedim. Tabii tatilin…devamıBu kitabı bana çok sevgili arkadaşım İrem aldı. Beraber okuruz diye kendine de bir tane almış. Burdan ona sonsuz sevgilerimi sunuyorum…
Sınavım açıklanmış ve kaldığımı öğrenmiştim. Yeni bir maratona hazırlık yapıyordum ama kendime 1 ay tatil vermek istedim. Tabii tatilin sonuna geldik o sırada da Ağrı’da yaşayan ablam beni 1 aylığına yanına çağırdı. Rüşvet olarakta “Kars’a da gideriz bak.” dedi. Amaannn ne de olsa çalışmak için 5 ayım daha olacak diye düşünüp teklifi kabul ettim. Yanımda götürecek kitap ararken ne zamandır ertelediğim bu kitabın arkasını okuyunca Kars’ta kitabını tamamlamak isteyen bir yazarın yaşadıklarını anlattığını gördüm ve dedim ki bu kitabı okumak için daha iyi bir fırsatım olamaz!
Başlarken aslında sıradan bir kitaptı sonra Zencefil nam Şekerbaz ve Gülbadem’in maceralarına evrildi. Osmanlı dönemine ışınladık bi anda. O zaman kitap benim için çok başka bir boyuta evrildi. Okumaktan tarifsiz bir zevk aldım. Kulak içi şeklinden mizaç analizi, müzik makamları bunlar benim bayılacağım şeylerdi ve tabi renkler.. Gülbadem ile bende orada bi yerde masada oturdum. Konuşmalara bende katıldım. Kitabı okurken birsürü insanla tanıştım aslında. Okurken akışa odaklandım. Yazarın bu kadar genç bir yaşta bu kitabı yazmış olmasıyla “Acaba gerçekten yaşlıca bir papağan mı tüm bunları yazmasına sebep oldu?” diye düşünmedim değil:d Sonunu açıkçası çok beğenmedim ama bu beklentiyle okumamıştım zaten.
Eğer Osmanlı zamanlarına merakınız varsa nostaljiyi bünyesinde barındıran bu kitabın sizi zaman makinesiyle o zamanlara ışınlamasına izin verin derim..
Ha birde yazar ile müzik zevklerimizin ortak olması beni çok keyiflendirdi. Şarkılardan bahsettiğinde o şarkıyı açarak okumaya devam etmek ayrıca bi keyifliydi:)
En bi sevdiğim ise :
Le bien et mal - Souad Massi
Birde Le vent nous portera
Yazımın devamında ise haddini aşan miktarda alıntı göreceksiniz. :)
♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ ♡
“Aşk bilmediğin bir dili mucizevî bir şekilde anlamaktır.”
“Şu beli kırılasıca belirsizlikler! Umutla felaketi nasıl da aynı ipte tutuyorlar!”
“Esasen unutmakta zorlandığı şey bir insan veya herhangi bir anı değil; geride kalan hayatının içindeki mutlu kısımlardı.”
“Halbuki daha geçen hafta kendimi öldürmekle, kendimi yeniden ve hatta delicesine sevmek arasında kararsızdım.”
“İnsan içindeki ve dışındaki boşlukların arasında kalınca yok oluyor.”
“Gözleri terk edilmiş bir evin açık pencerelerini andırırdı hep. Gülünce perdeler uçuşurdu boşlukta. Bense onu nefes almadan izlediğim saatler boyunca, gözlerine sızmak için küçücük bir çatlak arar dururdum.”
“Ruh dediğin iğne deliğinden geçecek kadar ince, dünyanın tüm güzelliklerini içine alacak kadar geniş olmalıdır.”
“Kalbindekilerden kim mesul olabilir ki?”
“Çünkü biz insanız; zayıfız, riyakârız, korkağız, alçağız!”
“Kaderini tayin etmek elinde olsaydı nasıl bir alemde yaşamak isterdin?”
“Kimde kaybolduysan onda ara kendini.”
“Yolunu bulmak için pusuladan medet umma. Müstakim ol yeter! Müstakim olan kaybolmaz. Kaybolsa dahi Allah’ta kaybolur.”
“Gözlerimi onun üstünde unutmuş olabilirdim..”
“Senin haline ben bu cüzi irademle merhamet ediyorsam, düşün ki ‘O’ külli iradesiyle nasıl merhamet duyuyordur, ya da duyacaktır..”
“Bir şeyleri beklemeye başladım. Neyi, neden beklediğimi düşünürken aslında hiçbir şeyi, hiçbir zaman beklemediğimi anladım. Zaten dünyaya gelmeden önce, o sonsuz boşlukta yeterince beklerken olup bitmişti her şey. Yaşamak, âdemoğlunun gönlü olsun diye var edilmiş den önce, o sonsuz boşlukta yeterince beklerken olup bitmişti bir teferruattı. Ama beynimi tekmeleyen, doğmak isteyen fikirler olduğunu seziyordum. Kendim olabilmek için ne çok kişi oldum bir bilsen. Şu an bile olmak istediğim ya da istemediğim insanların toplamıyım belki de.”
"Bu kadar çabuk unutmamız, her şeyi bu kadar çabuk unutmamız rezilce... Biz, en başta sessizliği unuttuk! Sessizlik denen hazineyi konuşarak israf ettik. Kendimizi şerh etmeyi unuttuk.
Yaradan'ın nezdinde kimsenin üvey kul olmadığını unuttuk. Cennet diye diye, huri diye diye, aşkı unuttuk! Allah'ın insanı yaratması başlı başına bir davetti zaten aşka... Bunu unuttuk. Yaradan'ı sevmek, onun yarattığı meczubu da, dilenciyi de, günahkârı da sevmekle mümkün olur. Bunu da unuttuk. Tüm yolların aynı yere çıktığını, çırpınıp dursak da ölümün duvarını aşamayacağımızı unuttuk.