Spoiler içeriyor
esenlikler, bayadır inceleme yapmıyormuşum, rahat on dakikadır nasıl ve nereden başlayacağımı sorguluyorum o yüzden hatam varsa affola. geçelim kitaba; kitabın temelde anlatmak istediği şey; Türk kültüründe kadının sadece ev içerisinde değil, devlet yönetiminde, diplomaside ve savaş meydanında da asli bir…devamıesenlikler, bayadır inceleme yapmıyormuşum, rahat on dakikadır nasıl ve nereden başlayacağımı sorguluyorum o yüzden hatam varsa affola. geçelim kitaba;
kitabın temelde anlatmak istediği şey; Türk kültüründe kadının sadece ev içerisinde değil, devlet yönetiminde, diplomaside ve savaş meydanında da asli bir unsur olduğudur.
yazar, islamiyet öncesinden Cumhuriyet'e kadar uzanan bir çizgide, Türk kadınının ikinci planda kalmadığını, aksine "hatun" ünvanıyla hakanın yanında karar verici olduğunu vurgular. yazara göre bu liderlik vasfı, bozkır kültürünün zorlu şartlarında hayatta kalma mücadelesiyle şekillenmiş doğal bir süreçtir.
kitap, bozkırın ilk ve en büyük kadın hükümdarı olarak kabul edilen Saka Türklerinin lideri Tomris Hatun ile başlar. Tomris Hatun’un Pers İmparatorluğu gibi dönemin devasa bir gücüne karşı sergilediği askeri deha, Türk kadınının devlet yönetme kabiliyetinin ilk somut örneği olarak sunulur. kitapta vurgulanan en önemli detaylardan biri de eski Türk devlet yapısındaki "ikili yönetim" sistemidir. Kağanların yanında "Hatun" ünvanıyla yer alan kadınların, kurultaylarda oy hakkına sahip olması, yabancı elçileri kabul etmesi ve devlet fermanlarına kendi mühürlerini basması, Türk kadınının yönetimdeki meşruiyetini kanıtlar niteliktedir.
kitabın ilerleyen sayfalarında yazar, bu güçlü kadın geleneğinin sadece islamiyet öncesiyle sınırlı kalmadığını, Türklerin yerleşik hayata geçiş sürecinde de form değiştirerek devam ettiğini örneklerle açıklıyor. özellikle Selçuklu dönemi üzerinde durulurken, devlet yönetiminde büyük ağırlığı olan Terken Hatun gibi figürler üzerinden bir analiz yapılıyor. burada dikkatimi çeken en önemli nokta; Türk kadın liderlerin sadece kılıç sallayan savaşçılar değil, aynı zamanda çok keskin bir siyasi zekaya sahip diplomasi ustaları olarak betimlenmesiydi. yazar, bu kadınların yeri geldiğinde saraydaki dengeleri nasıl değiştirdiklerini ve devletin geleceği üzerinde nasıl belirleyici bir rol oynadıklarını belgeleriyle ortaya koyuyor.
Osmanlı İmparatorluğu dönemine gelindiğinde ise, genel kanının aksine kadının etkisinin tamamen kaybolmadığı, "kadınlar saltanatı" olarak adlandırılan dönemle birlikte bu gücün saray hiyerarşisi içerisinde farklı bir boyuta evrildiği anlatılıyor. kitap, Hürrem Sultan veya Kösem Sultan gibi isimleri sadece hırslı karakterler olarak değil, devlet mekanizmasını ayakta tutmaya çalışan kişiler olarak ele alıyor. ancak yazarın asıl vurgusu, bu liderlik ruhunun halk tabanına yayılmış olması. Kurtuluş Savaşı yıllarına gelindiğinde, bozkırın antik çağlarındaki o mücadeleci ruhun Nene Hatunlarda, Şerife Bacılarda ve Halide Ediplerde yeniden vücut bulduğunu görüyoruz.
sonuç olarak kitap, Türk tarihindeki kadın liderliğini bir rastlantı veya istisna olarak değil; binlerce yıllık bir karakterin, bir törenin doğal bir yansıması olarak tanımlıyor. okuduğum bu eserden çıkardığım en güçlü sonuç şu oldu: Türk kadını, tarih sahnesinde hiçbir zaman erkeğin gerisinde kalmamış; aksine "Hatun" kimliğiyle devletin hem koruyucusu hem de kurucu ortağı olmuştur. bugünün modern Türkiye'sinde kadının sahip olduğu hak ve özgürlüklerin temeli de aslında bu kadim bozkır kültürünün genetik mirasından beslenmektedir.
her Türk kadınının okuması gereken kitaplardan, bir şans vermelisiniz. şimdiden iyi okumalar 🫶🏿