Spoiler içeriyor
esenlikler, aslında farklı bir seriyi okuyordum ama o serinin ikinci kitabına geçmeden önce, hem kısa hem de bayadır kitaplığımda diye bunu okumak istedim. eser aslında sadece bir tarih anlatısı değil; savaşın en kanlı anlarında bile insan kalabilmenin ve düşmanlığın dostluğa…devamıesenlikler, aslında farklı bir seriyi okuyordum ama o serinin ikinci kitabına geçmeden önce, hem kısa hem de bayadır kitaplığımda diye bunu okumak istedim.
eser aslında sadece bir tarih anlatısı değil; savaşın en kanlı anlarında bile insan kalabilmenin ve düşmanlığın dostluğa nasıl evrilebileceğinin somut bir belgesi niteliğinde. kitabı incelediğimde, yazarın odağını sadece askeri stratejilere değil, daha çok Atatürk’ün vizyonuna ve Çanakkale’de karşı karşıya gelen iki farklı dünyanın (mehmetçik ve anzaklar) birbirine duyduğu saygıya yoğunlaştığını gördüm.
kitap, 1915 Çanakkale Savaşları’nın o gergin atmosferiyle başlıyor. ancak yazar, kronolojik bir savaş tarihinden ziyade, Atatürk’ün Anzaklarla olan temas noktalarını bir araya getiriyor. eserin en can alıcı kısmı, hiç şüphesiz 1934 yılında Atatürk’ün Anzak annelerine hitaben yazdığı o meşhur mektup etrafında şekilleniyor. yazar, bu mektubun tarihsel arka planını ve nasıl ortaya çıktığını belgelerle destekleyerek anlatıyor.
kitapta bence en dikkat çeken detay, Atatürk’ün savaştığı insanları hiçbir zaman "canavar" olarak görmemesiydi. onları, kendi topraklarından koparılıp getirilmiş, kandırılmış veya görevini yapan gençler olarak tanımlıyor. bu bakış açısı, kitabın geneline yayılan o naif ama güçlü barış dilinin de temelini oluşturuyor.
eserde belirgin bir ana karakterden ziyade iki büyük güç var: bir yanda vatanını savunan Türk askeri, diğer yanda ise binlerce kilometre öteden gelip ne için savaştığını bile tam anlayamayan anzak askerleri. Uluğ İğdemir, bu iki tarafın siperlerdeki karşılaşmalarını, birbirlerine yemek fırlatmalarını veya yaralıları taşıma anlarını anlatırken; savaşın aslında bireyler arasında değil, sistemler arasında olduğunu çok iyi hissettiriyor.
kitabı bitirdiğimde şu düşünceye kapıldım: dünya tarihinde, kendisini yok etmeye gelen bir düşmana "onlar artık bizim evlatlarımızdır' diyebilen başka bir lider herhalde yoktur. nitekim benim için kitaptaki en etkileyici kısım da Atatürk’ün, uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen anaların gözyaşlarını dindirdiği o bölümdü.
kitabın kısa olması yanıltıcı olmasın; yazar, her sayfada yoğun bir duygu ve belge birikimi sunmuş. özellikle mektupların ve orijinal metinlerin kitapta yer alması, anlatılanların gerçekliğini ve etkileyiciliğini artırıyor. savaşın yıkıcılığına karşı insanlığın kazandığı bu sessiz zaferi anlamak için bu incelemenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
bir şans vermenizi tavsiye ederim. şimdiden iyi okumalar. 🫶🏿