Giden mi daha çok üzülür yoksa kalan mı sorusundan çok "çıt" sesinin nedeni aranmalı bence.. selam raf ailesi, ben bu film inceleme olayını sevdim sanırım çünkü genelde izlediğim filmleri kimseyle konuşmam h. dışında ama burda insanların okuma ihtimali bile farklı…devamıGiden mi daha çok üzülür yoksa kalan mı sorusundan çok "çıt" sesinin nedeni aranmalı bence..
selam raf ailesi, ben bu film inceleme olayını sevdim sanırım çünkü genelde izlediğim filmleri kimseyle konuşmam h. dışında ama burda insanların okuma ihtimali bile farklı bi hissiyat veriyor bana :)
bana aşırı derecede yaz vibeı veren bi filmdi sebebini bilmiyorum hislerim öyle hissetmek istemiş.
Müzeyyen aslında her kadının gizli bi yönü; normları umursamayan, gerektiğinde arsız, özgür ruhlu, çoğu kez gamsız gibi görünüp içine gömen küçük bi biz..
Müzeyyen hiçbir zaman Arif'i sevmedi, bu duyguyu bilirim.. biri orda vardır seni sonuna kadar seveceğini bilirsin, seni anlayacağını, ilgisiz bırakmayacağını ve ruhunu seveceğini bilirsin ama biri gelir kafanı karıştırır ve o kişi o an biter. o yüzden Müzeyyen bi nevi ben, bi nevi biz..
filmde şu detayı fark ettim genel olarak erkekler mi böyle hiçbir fikrim yok ama Arif yalnız kaldığı her an soluğu başka kadında aldı, tek başına var olamadı ya da olmak istemedi bilemiyorum..
filmden hoşuma giden alıntılar ve kendimce yorumlamalarım;
1)-alıntı
Ne kadar çok ayrılık, o kadar hazırsın ölüm acısına.
katılmıyorum, katılmıyorum, katılmıyorum. Ben birinin bana ölüm acısı çektirmesini değil dünyada yaşamayı öğretmesini istiyorumdur belki. evet birileri her zaman gider, ister sebebi olsun ister sebebi olmasın ama bence en çok koyan şey birinin gideceğini ilk günden bilmene rağmen geçirilen vakit ve sonrasındaki gitme..
2)-alıntı
Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki.
neden bu kadar haklı bir alıntı.. evet çok klasikleşti ama özellikle bu alıntıyı yaşadıktan sonra bünyeye zuhur eden o acı... tarifi zor.
3)-alıntı
Ne olmuştu da, "Seninle dünyanın her yerine gelirim," diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen' di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?
hani Teoman kadının gidişi şarkısında "kadının gidişi sessiz olur derdin inanmazdım." der ya tam olarak bu alıntı o şarkı. Arkadaşlar bir kadın gitmeden önce 100 defa düşünür de siz fark etmezsiniz. fark etmeyince de gidişi sessiz oldu dersiniz ama aslında o gidiş fırtına sonrası durulmadır.
gelelim içimde defalarca tekrarladığım o diyaloğa..
4)-alıntı
Beni niye bırakıp gittin Müzeyyen?
- Elimde değildi, kendime engel olamadım. Ona aşıktım. Seni üzmek istemezdim ama kendimden de vazgeçemedim.
- - Değdi mi peki?
- - Mesele bu değil ki, yaşamam gerekiyordu yaşadım. Ama biliyorsun işte bitiyor en nihayetinde her şey gibi.
- - Çay için teşekkürler.
- - Gitme! Lütfen! Diyelim ki gitmedin. Seninle beraber olmaya devam ettik. Ne değişecekti? Ne yapacaktık?
- -Sevişirdik.
- Başka? Sabahları beraber uyanırdık. Ben senden önce kalkardım. Senin uyuyuşunu izlerdim. Sonra sen uyanırdın. Bana gülümserdin.
- - Sonra?
- - Sonra, sabahları çayı tek şekerli içtiğini, günün diğer saatlerinde şekersiz içtiğini biliyor olurdum. O ilk şekeri ben atardım çayına, zarifçe eritişini izlerdim.
- - Sonra?
- - Sonra, en çok boynundan öpülmeyi sevdiğini biliyor olurdum.
- Güzelmiş.
- -Sonra dışarı çıkardık. Dışarıda yağmur yağıyor olurdu. Biz şemsiyeyi almazdık. Sırılsıklam olurduk. Sonra sen bana sokulurdun. Ama saçağın altına hiç girmezdik. Sonra sen üşütürdün. Ayakların buz gibi olurdu. Ben sana en sevdiğin o mavi çoraplarını getirirdim. Sonra bayramları babaannenin mezarını ziyaret etmeye giderdik.
- - Gider miydik gerçekten?
- - Giderdik. Hayatta en sevdiğin kadın için ağlayışını izlerdim senin. Hiçbir şey yapmazdım; gözyaşlarını silmezdim, seni teselli etmezdim. Orada öylece ağlayışını izlerdim senin. Başka insanların mezarlarının arasında dolaşarak, hayatın ne kadar şahane bir şey olduğunu düşünürdüm. Sonra hiçbir şey yapmazdık. öylece otururduk. Çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık. Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.
- - O zaman, bir çay daha içelim mi?
- Daha fazla çay içmek istemiyorum ben..
Arif'in vazgeçişi güzeldi, yani en azından vazgeçmeyi öğrendi bi şekilde, acı da olsa..
o duvarı kendi örmedi örmek zorunda kaldı ona o duvarı Müzeyyen ördürdü.
Ufak bir eklenti..
Aradan sonra hani Müzeyyen Arif'e değişmişsin ama daha iyi görünüyorsun dedi ya o an aklımda şu alıntı vardı;
"Gözlerimi dolu görmedin diye, göğsüm ağrımaz mı sandın?"
arkadaşlar kimse sizin ne zoruklar yaşadığınızı umursamıyor emin olun bunu bizzat kendim yaşayarak tecrübe edindim, kimseye zayıf noktanızı belli etmeyin, insanlar sadece sonuca odaklanır. elinizden geldiğince yaranızı kendi içinizde sarın çünkü bugün biri size yâr olan ertesi gün yara olur..)
İncelemye ne alaka bilmiyorum yazasım geldi (bu yoktu aslında içimden geldi .d)
iyi uykular Charlie ve minik raf halkı..