Spoiler içeriyor
Çok fazla kötü yorum almasına rağmen benim o kadar da nefret etmediğim bir dizi oldu. Belki de fazlasıyla önyargılı başlayıp beklentiyi düşük tuttuğum içindir ama bana göre “kötü” denecek bir iş değildi. Elbette harika diyemem; fakat eğlenceli, temposu olan ve…devamıÇok fazla kötü yorum almasına rağmen benim o kadar da nefret etmediğim bir dizi oldu. Belki de fazlasıyla önyargılı başlayıp beklentiyi düşük tuttuğum içindir ama bana göre “kötü” denecek bir iş değildi. Elbette harika diyemem; fakat eğlenceli, temposu olan ve merak duygusunu diri tutan bir şey izlemek isteyenler için gayet izlenebilir. Mantık hatalarına takılmadığınız sürece ben şahsen keyif alarak izledim, yalan yok.
Pınar Deniz’in oyunculuğunun çok eleştirildiğini gördüm ama açıkçası ben o kadar kötü bulmadım. Oynadığı karakter zaten “normal” bir ruh haline sahip değil. Duygudan yoksun, başına buyruk, bir an önce verdiği kararı bir saniye sonra hiç tereddüt etmeden değiştirebilen biri. Bu ani ruh hali geçişlerini ve rahatsız edici soğukluğu bence oldukça iyi yansıtmıştı. Zaten karakterin izleyicide huzursuzluk uyandırması gerekiyordu ve bunu başarıyordu da.
|Spoiler|
Konuya gelecek olursak, gündüzleri parlayan ünlü bir aktrisin geceleri bir katile dönüşmesini izliyoruz. Dizinin ilk bölümünde Leon filmiyle bariz benzerlikler vardı: adamın yalnız yaşaması, kızla aynı apartmanda olmaları, kızın ailesel sorunları ve ailesi öldükten sonra silahlı, içine kapanık bu adama sığınması… Saksıda bitki sulama detayı bile doğrudan Leon çağrışımıydı. O filmi de çok sevdiğim için bu benzerlikler beni rahatsız etmedi, aksine hoşuma gitti.
Çekim dili gerçekten güzeldi. Aralara giren animasyon tarzı çizimler diziye farklı bir atmosfer katmıştı. Türkiye’de çekilen çoğu diziden konu olarak ayrılması da artı bir puan. En azından klasik, klişe bir aşk hikâyesi izlemedik.
Kafede çalışan adamda bir şeyler olduğu baştan belliydi ama spoiler yemeden izlediğim için polis çıkacağını hiç beklemiyordum. Polis olduğunu öğrendiğim anda şaşırdım ve kadın adına gerçekten üzüldüm. (Sürekli kadın–adam diyorum ama isimleri unutmuşum. Beş dakika önce izledim, isim hafızam resmen çöp)
Finalde, klişeye kaçmayıp âşık olduğu adamı öldürmesi bence dizinin en güçlü taraflarından biriydi. Oldukça gerçekçiydi. Seri katiller romantize edilmemeli; aşık olduklarında değişmezler. Duygusuzdurlar ve çoğu zaman kendilerinden başka kimseyi umursamazlar.
Dizide ağladığı tek sahne Ahmet’in ölümüydü ki buna kendisi bile şaşırıyordu. Gözyaşının tadına bakması, ne kadar uzun süredir hiçbir şey hissetmediğinin net bir göstergesiydi.
Uğradığı ihaneti ve aptal yerine konulmuş olmayı, adamı öldürerek telafi ediyor ve ardından hiçbir şey olmamış gibi eğlenerek oradan ayrılıyor. Bu da karakterin ne kadar kopuk ve tehlikeli olduğunu çok net gösteriyor.
Mantık hataları elbette vardı. Özellikle bir noktaya daha çok değinilmesini isterdim: O kadar alev alev yanan bir evden nasıl hayatta çıkıp bu kadar az yanıkla kurtuldu? Kapılar kilitliyken birinin yardım etmesi gerekmiyor muydu? Herkesin öldüğünü sanması da biraz havada kalmıştı.
Son bölümde adamı öldürdüğünde içten içe sevinmiştim ama final sahnesinde kadının telefonuna yine aynı mesajların gelmesi, aslında bu adamın “o” olmadığını düşündürdü. Keşke ikinci sezonu gelseydi; büyük ihtimalle merak eder, oturur izlerdim.