Pek bir şey beklemeden, villeneuve abime sebat edip izlediğim ve şaşırdığım bir işti. Standart çinko karbon bir hollywood filmindense daha “yeraltı” bir yaklaşım. Herşeyin birbirine geçtiği “war on drugs”ın esas yüzü. Cast, diyaloglar, müzikler, vurucu ve gergin olması gereken bu…devamıPek bir şey beklemeden, villeneuve abime sebat edip izlediğim ve şaşırdığım bir işti.
Standart çinko karbon bir hollywood filmindense daha “yeraltı” bir yaklaşım. Herşeyin birbirine geçtiği “war on drugs”ın esas yüzü.
Cast, diyaloglar, müzikler, vurucu ve gergin olması gereken bu hikayeyi hızlıca işini yapsın diye hafif tutmakta ancak sadeliği ile çarpık bir zarafet bağışlamakta.
Öncelikle Benicio del Toro içinden geçmiş mevzunun. 40dklık diyaloğu 9dkya çekmek bugün oyuncuların mabadlarının yemediği birşey. Emily Blunt’ın da izlediğim en iyi performansı olabilir. Siyasi ajandanın çıldırdığı bir zamanda bu tartışmadan zarar görürüm demeyip kurbanlık koyun rolünü hakkıyla oynaması mavi gözleri kadar güzeldir.
Hikaye iç işleri güvenliği timinden başlar ve giderek daha gerçek bir hal alır. İşlerin çığrından çıkmasını, güler yüzlü, progresif, kibar, bürokratların, bilimum modern insanın ağzından düşürmediği medeni ve hukuki sistemimizin nasıl işlediğine doğru evrilmesiyle akar gider.
Elbette saçmalık radarım açıktı izlerken ama işin doğrusu, görmezden gelmeye değer buldum. Yoksa senaryoda da pek övülen aksiyon sahnelerinde de delikler var. Çektiğimiz filmleri bize anlatmasınlar.
Gelelim parçalama kısmına. Bundan sonrası ağır kona içerir.
Kate’in müdahele timi gerçekten yaşanan baskında boylarını aşan sularda olduklarını fark ettiklerinde aslında izleyici, vurduya kırdıya kapılmadan, şiddetin özelleştirildiğinde ve hatta kartelleştiğinde rekabetin çok zorlaşacağını düşünebilmeli ama işte… duvarlara saklanmış cesetlere şaşırmak, gerilmektense bu neden ve nasıl burada sorusu çok daha önemli. Ve bu gerçek bir olaydır arkadaşlar. O cesetlerde namıdiğer “guiesendero” (cesetlerden kurtulan lokal uzmanlar) arkadaşlar yetişemediği için fazlasını duvarlara saklamaları sonucu oradadır. O swatlar, fbilar ise kendi götlerini avuçlamaktadırlar. Atı alan üsküdarı geçmemiş, adeta skmiştir.
Kate bunu anladığından mıdır yoksa sezdiğinden midir yahut filmin vermek istediği gibi hesabını sormak için midir kendini cia ve meşhuuuuur “dış danışmanları” ile aynı masada bulur. Zaten Matt daha kareye girer girmez, yamul bir açıdan ve ciddiyetsiz bir şekilde heyetin ortasında olacak şekilde konumlandırılır kamera ile. Çok mistik derin okuma yapmak isteyene de film öyle imkanlar veriyor.
Geçtik. Kate örgün eğitimli olacak ki eli silah tutar, kana değer olmasına rağmen toydur, bazı kokuları alamaz, bazı tilkileri göremez… mi acaba? Yoksa kendisini sistem mi “yok canım olur mu öyle şey” demeye kodlamış, red flaglari görmezden geldirmiştir. Çünkü ben daha ilk sahneden beri bunu düşünmekteyim.
Matt’in dış kaynak tavırları tam olması gerektiği gibi çevresini sınamaktadır. Sınır ötesinde kafasına göre takılmayı, ordan burdan adam toplayacak bağlantıları vb gayet normal gibi görüyordur. Veee sahneye suslun Alejandro girer. Üzüntülü ve gerginlikten çok, sıkılmışlığı ve tepkisizliğiyle portreti sıradan bir hollywood filminden başka bir yere çeker. Anlamsızca uyuklama yeteneklerinden bile birşeyleri birleştiremeyen Kate ne yazık ki burada genel nüfusu temsil etmektedir. Her ne kadar konuştukça daha karanlık noktalara gitmek istesemde kısa kesmek adına hızlanıyor, operasyonlara geçiyorum. Bir kere film o kısımlara dikkat ediyor ve özellikle trde çok yaygın bir hastalık olan “cüneyt arkın” kompleksine girmiyor. Briefing verilirken orada bulunan herkes şöyle veya böyle kan dökebilen hatta ve hatta profesyonel olmalarına rağmen açıkça sizden büyük allah var deniyor. Çığırdan çıkılınca CAG/SFOD-D abilerin arkasına geçmeleri hatırlatılır. Alejandro sakin, Matt ise hala gevşektir. Kate ise içgüdüsel olarak rahatsızdır. Olanlar çok hızlı, ekip çok garip, güven ise sıfırdır. Karanlıkta tutulduğunu bilmektedir.
Geldik meşhuuuur sınır sahnesine. Yönetmen şehrin içinden geçerken yavaş yavaş gerilimi yükseltmeye başlar. Yol kenarına ibret diye çıplak asılanlardan tut. Ekibin yerel polis yorumları, sahne geçişleri ve müzikle desteklenir, sınırı gelindiğinde sessizce patlar.
Herkes birşeyler olacağını bilmektedir. Anons geldiğinde sistematik bir şekilde “roe” varmış gibi yapılarak unsurlarla temas kurulur. Gençler burası çokomelli bakın, yarın bi yerde caka satmanız bişeden anlıyo gib yapmanız için ekliyorum. Aracın etrafı L şeklinde sarılıyor. Parmaklar doğru yerde işaret dili birebir doğru. Bu işin usülü budur. Her ne kadar gözüm kilidi açılmamış bir silaha takılsada sahne ve tepkiler son derece gerçekçi. Sektör bize unutturmuş olsa da ff, attack vector, ve pov çatışmada buz gibi gerçeklerdir ve profesyoneller asla bunları atlamaz. Artizlik yapmaz. Seviyenin ve rules of engagementın babalara geldiğini anlayan Kate resmi üniformalı bir suikastten kurtulduğunda bazı şeyler yeni dank etmiştir.
Çok tartışmalı sorgu sahnesinde ise bir kesim kendinden beklendiği gibi cinsel düşünmekte, diğer kesim ise klasikçi kalıp waterboarding demkte ben ise bir radikal olarak daha basit düşünülmesini önermekteyim. Ama iş öğretecek halimde yok. Arayan bulur.
Kate neye bulaştığını anlamışsada hızına yetişememektedir. Boy verince bileği görünmektedir. Matt’in son derece efektif ama bir o kadar da etik dışı ali cengiz oyunları çizgiyi aşmıştır, kullanıldığını da farketmiştir.(yüzüne söylediler)
Finale doğru tünel baskınında kullanılan görüntüler, termal tek gözler falan şekildir ama tam doğru mudur bilmem. Kate meskun mahal olmayan ancak düz ova da olmayan bu yerde baya baya outclass kalmasına rağmen geri durmaz. Artık canvarlaşmış piyadelerle tüneli adım adım kana bulayarak basarlar ancak Kate’in şeytan dürtülmeleri aslında şans değil, diğerleriyle onu ayıran “içgüdü” dür Kate yeni kazanmaktadır. Alejandronun farklı hareket ettiğini fark eden Kate filmin başında ki gibi olmaz öyle şey dememiştir. Alejandronun sızma harekatına engel olmak isterken bir polise silah çektiğini kendisine ise sıktığını, kurşunu yedikten sonra tehdit edildiğini hafsalasına sığdırır ve Matt’e hesap sorar. Nasıl olurda Cia Alejandro gibi bir rakip kartel elemanı için üst düzey, üzeri kapalı, yasadışı operasyon düzenlemektedir? Matt nasıl karteli yenemeyeceklerini kabul etmiş? Nüfuz etmeye çalışmaktadır. O sorunun cevabını ise filmin olağan kötüsü Alarcondan yine meşhur ve gaddar bir sahnede alırız. “ biz bunları kimden öğrendik sanıyorsun”
Evet arkadaşlar Meksika’da asit içerisinde adam eritmek, eroin, kokain taşımak, üretmek, kartel kurmak bir güney amerika geleneği değildir. Uyuşturucu üretmeyi babannelerinden öğrenmemişlerdir. Ordu kuramayan memlekete kartel kurdurtmayı Cia öğretmiştir. O konuya girmiyorum.
Film sıfır toplanlı bir denkleme dönüşür. Alejandro hırsından kör, Matt inertia düşmanlığından aptal, Kate ise kafa karışıklığından donuktur. Seyirci uzaktan bakınca kimsenin bir yere varamadığını görür.
Burada kalmayız. Film bir kez daha iğrenç bir gerçeği göze sokar. Alejandro ağır ptsd yaşayan Kate’e evinde silah dayamış. Olanların öyle olmadığına dair belgeler imzalatmak peşindedir. İşte burası filmin en psikolojisi bozuk sahnesidir. Müzik yoktur. Kabuğu kırılan Kate’i, farkında olmadan kendini yaratan koşullara dönen Alejandroyu izleriz. Alejandro soğukkanlı bir katil iken söylediklerinde samimidir, Katein maral bakışları, kızını gerçekten hatırlatmaktadır, verdiği teselli gösterdiği şefkat doğrudur ama önemi yoktur, Alejandeo o saatten sonra Kate’i değil kızını da öldürebilecek noktadadır. Ne kadar farkındadır düşünmek bize kalmış.
“Burası artık kurtların avlağı ve sen kurt değilsin” deyip çekip gider. Katein ateş edeceğini tahmin ederek ama umursamayarak.
Gönül isterdi ki aklımdan geçen her yorumu yazayım +45 etiketi koyayım ama şimdi bile çok uzattık. Takıyyeye devam, gençlere selam…