Kayaların içine oyulmuş dev yapılar, dar geçitler ve çölde saklanmış bir şehir fikri kulağa biraz efsane gibi geliyor. Ama Petra aslında tamamen gerçek ve insan eliyle yapılmış en etkileyici şehirlerden biri olarak kabul ediliyor. Bu yüzden çoğu kişi Petra’dan “kayıp…devamıKayaların içine oyulmuş dev yapılar, dar geçitler ve çölde saklanmış bir şehir fikri kulağa biraz efsane gibi geliyor. Ama Petra aslında tamamen gerçek ve insan eliyle yapılmış en etkileyici şehirlerden biri olarak kabul ediliyor. Bu yüzden çoğu kişi Petra’dan “kayıp şehir” diye bahsediyor.
Petra yaklaşık iki bin yıl önce Nabatîler adı verilen bir halk tarafından kurulmuş. Nabatîler çöl ticaret yollarını kontrol eden çok zengin bir toplumdu. Arabistan’dan gelen baharat ve tütsüler, doğudan gelen ipekler ve başka değerli mallar Petra üzerinden taşınırdı. Bu ticaret sayesinde şehir oldukça zenginleşmiş ve büyük yapılar inşa edilmiş.
Petra’nın en ilginç tarafı ise şehirdeki yapıların çoğunun taş taş üstüne koyularak değil, doğrudan kayalara oyularak yapılmış olmasıdır. Ustalar önce kayanın yüzeyini düzleştiriyor, sonra yukarıdan aşağıya doğru oyarak sütunları ve odaları oluşturuyordu. Bugün en çok bilinen yapı olan "Hazine" olarak adlandırılan cephe bile aslında tek bir kaya kütlesinin oyulmasıyla yapılmıştır. Bu yapıları yapan insanların ne vinçleri ne de modern aletleri vardı. Buna rağmen ölçüleri son derece düzgün olan dev yapılar ortaya çıkarmışlardı.
Petra’nın kurulacağı yer de rastgele seçilmemişti. Şehir dar bir kanyonun içinde yer alır. Bu dar geçit sayesinde dışarıdan bakıldığında Petra’yı görmek neredeyse imkânsızdır. Bu durum şehri hem koruyordu hem de gizliyordu. Uzun süre boyunca Petra'nın varlığı dış dünyada pek bilinmediği için sonradan “kayıp şehir” olarak anılmaya başlanmış.
Ama Petra’yı asıl etkileyici yapan şey sadece yapıları değil, su sistemidir. Çölün ortasında bulunan bu şehirde insanlar suyu kayalardan açılan kanallar ve depolarla topluyordu. Yağmur suyu biriktiriliyor ve şehirde dağıtılıyordu. Çöl şartlarında böyle bir sistemi kurabilmek oldukça büyük bir mühendislik başarısı sayılıyor.
Zamanla ticaret yolları değişince Petra eski önemini kaybetmiş. İnsanlar yavaş yavaş şehri terk etmiş ve Petra sessizliğe gömülmüş. Yüzyıllar boyunca sadece bölgedeki göçebeler tarafından bilinen bir yer olarak kalmış. Batı dünyası Petra’yı yeniden 1800’lü yıllarda keşfedince şehir tekrar tanınmaya başlamış.
Petra bana göre sadece eski bir şehir değil, insanların doğayla nasıl birleşerek bir medeniyet kurabildiğinin çok ilginç bir örneği gibi görünüyor. Kayaların içine oyulmuş bu şehir bir bakıma zamanın içinde donmuş gibi duruyor. İnsan düşünmeden edemiyor: Bir zamanlar kalabalık ve canlı olan bu yer şimdi sessiz bir taş şehre dönüşmüş. Bu yüzden Petra’ya “kayıp şehir” denmesi aslında oldukça anlamlı görünüyor.